Nevin Soysal Aydın: Kudüs bir semboldür ve Müslümanların ortak davasıdır.

Besteci, Yazar Nevin Soysal Aydın; Kudüs günü soruşturmasını sizler için yanıtladı. "Her Müslüman, Kudüs'ün yeniden İslami kimliğine kavuşmasında kendinin de mutlaka bir sorumluluğunun olduğunu bilmelidir."

Nevin Soysal Aydın: Kudüs bir semboldür ve Müslümanların ortak davasıdır.
Nevin Soysal Aydın: Kudüs bir semboldür ve Müslümanların ortak davasıdır.

1.Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

Nevin Soysal Aydın. İşletme fakültesi mezunuyum. Yurt dışı bankacılık alanında 10 yıllık bir çalışma hayatından sonra din eğitimi, psikoloji,  aile iletişimi ve kişisel gelişim konularında çeşitli eğitimler aldım ve uzun yıllar bu alanlarda çalıştım. Mazlum-Der ‘in Beykoz temsilciğini yaptım ve kültür komisyonunda çalıştım. Kurulduktan kısa bir süre sonra kapatılan Filistin Dayanışma Derneğinin kurucu üyelerindendim. Gönüllü olarak çoğu İHH işbirliği ile olmak üzere bazıları uluslararası boyutta olan yardım programları, konserler, kermesler, dayanışma günleri  organize ettim. Yardımeli derneğinin Kardeş Aile Projesi nin alt yapısını oluşturma çalışmaları kapsamında 2008 yılında Suriye ve Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarında,2009 kurban organizasyonu için Ürdün’deki mülteci kamplarında, 2010 yılında Özgürlük Konvoyu eşliğinde Mısır ve Gazze’de bulundum.

Evli ve 3 çocuk annesiyim. İlk çocuk ilahi grubu olan Minik kalpler Korosunun söz yazarı-bestecisi-Koro ve Klip Yönetmeniyim. Kurduğum eğitim merkezinde gerek çocuklara gerek yetişkinlere yönelik olarak özgün ve kapsamlı çalışmalar yaptım. Belediye ve STKlar bünyesinde özellikle “Çocuk ve din, Yaşam mimarlığı annelik, Çocuklarda ibadet alışkanlıklarının geliştirilmesi” ve çok çeşitli konularda  seminerler verdim ve aile eğitimi organizasyonları yaptım. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında AEP formatörü olarak AEP Eğitici Eğitimi programlarında özellikle  “Medya” alanında ders veriyorum. Ümraniye’deki ofisimde Reiki  doğal şifa sistemi eğitimleri düzenliyorum. Değerler eğitimi alanında çıkan 10 ciltlik Değer Sandığı kitabının yazar kadrosunda yer aldım. Dört yıldan beri  Özlenen Elçi isimli siyer temalı çoklu sanat projem üzerinde çalışıyorum. Dünyada bir ilki oluşturacak  çok çeşitli  boyutları olan bu proje kapsamında yazdığım siyer temalı fantastik macera tarzındaki film senaryom, 2013 yılında Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünden teşvik aldı. Şu an bu proje kapsamında çıkacak kitap seti  ve  eski istanbul’un ahlaki değerlerini günümüz İstanbul çocuklarına aktarmayı amaçlayan “Değerler Diyarı İstanbul” isimli bir müzik albümünün hazırlığı içerisindeyim.

 

 

2.Kudüs’ün Müslümanlar için önemi nedir?

Kudüs,  adının da ifade ettiği gibi Müslümanlar için “kutsiyet” ifade eden özel bir öneme sahip bir bölgedir.  Bölge önemini ayetlerden ve İslam tarihinden almaktadır. İsra ve Miraç mücizesinin bu bölgede gerçekleşmesi, Mescidi Aksanın Müslümanların ilk kıblesi olması bu önemin başlıca nedenleridir. Yüce Allah, Kur'anı Kerim'de şöyle buyurur: "Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mecid-I Aksa’ya  yürütenin şanı pek yücedir." (İsra, 17/1) C. Allah dileseydi Efendimizi(SAV)  Mescidi Haramdan da miraca çıkartabilirdi. Ancak Efendimizin bu bölgede bulunup, bir takım ayetlere şahid olmasını dilediğini görüyoruz.   Diğer taraftan ayette "Çevresini mübarek kıldığımız" denilmesi,  sadece  Mescidi Aksa'nın değil,  başta Kudüs sonra diğer Filistin topraklarının da  özel bir öneme sahip bir bölge olduğunu bize ifade etmektedir. Mescid-I Aksa’nın Mescid-I Haram’dan sonra Allah (CC) için yapılan ikinci mescid olduğu da rivayetler arasındadır.  

Bölgeye önem kazandıran bir diğer husus ise,  pek çok peygamberin bu bölgede yaşamış ya da en azından hayatının bir döneminde bu bölgeye uğramış olmasıdır. Hz. Meryem, Hz.Zekeriya, Hz. Yahya’nın konu olduğu ayetlerde geçen mescid, mihrab kelimeleri Mescid-I Aksa’yı işaret etmektedir. Yine  Hz. İbrahim AS’ın  Nemrudun zulmünden hicret ederken bu bölgeye geldiğini görüyoruz.  Ayrıca bu bölge Davud ve Süleyman ASnın yurdudur. Efendimiz(SAV)dan nakledilen bir hadise göre Mescid-I Aksa’nın yapımına  Hz. Davud tarafından  başlanıp, Hz. Süleyman zamanında bitirilmiştir.

Diğer taraftan Efendimiz : "Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu mescidime, Mescidi Haram'a ve Mescidi Aksa'ya." Hadisinde Mescid- Aksa’nın önemini açık ve net bir şekilde bizlere haber vermektedir.  Bir diğer hadisinde Hz. Süleyman’ın Rabbinden 3 dilekte bulunduğunu, bunların ikisini Allah(CC)ın kabul etmiş olduğunu, üçüncüsünün de kabul edilmiş olmasını temenni ettiğini bildirir. Efendimizin kabul edilmiş olmasını dilediği 3. Istek, Hz. Süleyman’ın Mescid-I Aksa’yı ziyaret amacı ile yola çıkan kişilerin günahlarının tamamen affedilmesi duasıdır.

Yine bir başka hadisinde Efendimiz Mescid-I Aksa’ya gidilip namaz kılınmasını, bunu yapamayanın ise oraya kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı göndermelerini emreder. Kudüs’ün Bizanslıların elinde  olduğu bir dönemde Efendimizin bu tavsiyede bulunmuş olması, bize Kudüs ‘un şu an ki durumundaki  sorumluluğumuzu çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

638 yılında Hz. Ömer zamanında fethedilen Kudüs 1517-1917 yılları arasında Osmanlı yönetiminde kalmış, 1948 İsrail’in kuruluşu ve özellikle 1967 de 6 gün savaşından sonra bölge için zor günler başlamıştır. Özel öneminin yanısıra  İsrail’le mücadelenin de bir sembolü haline gelmiş, bu da Kudüs’ün önemini artırmıştır.  

3.Kudüs’ün özgürlüğü İslami mücadelenin öncelikleri arasında olmalı mıdır?

Kudüs bir semboldür ve Müslümanların gücünün bir aynası niteliğini taşımaktadır. Bayrağa nasıl bir bez parçası deyip geçemezsek,  Mescid-I Aksa’ya da sırf bir cami deyip geçemeyiz.  Kudüs ve Filistin davası sadece Filistinlilerin veya Arapların değil, bütün Müslümanların davasıdır. Bu değerli  mabedin siyonistlerin işgali altında olmasından bütün Müslümanların rahatsız olması gerekir. Her Müslüman, Yüce Allah'ın mübarek kıldığını bildirdiği mekanların yeniden İslami kimliğine kavuşmasında kendinin de mutlaka bir sorumluluğunun olduğunu bilmelidir. Bu bölgede yapılan zulümler öyle dayanılmaz bir hal almıştır ki mesele artık bu toprakların müslüman hakimiyetine geçmesinden de öte,  işgal altındaki bölgede akan kanın durması, adalet ve barışın sağlanması, her din mensubunun tüm dinler için kutsal olan bu bölgede barış ve huzur içinde yaşabilme meselesi haline gelmiştir.  Görülen odur ki siyonist rejim yönetiminde olan bir Kudüs’ün barışa kavuşması mümkün değildir. Kudüs’ü özgürlüğüne ancak islami bir yönetim  kavuşturabilir ve bu yüzden  “Müslümanım" diyen herkes bu  kutsal mekanların bağımsızlığı için sürdürülen mücadeleye destek vermelidir. Ben şahsen Kudüs’ün Müslüman hakimiyetine geçmesinin sadece islam dini için değil, diğer din mensupları için de hayırlı olacağına inanıyorum.

4. Kudüs ve Filistin meselesinin İsrail ile yapılacak barış görüşmeleri ile çözülebileceğine inanıyor musunuz?

Kesinlikle inanmıyorum. Buna inanan İsrail’i tanımamış demektir. 2008 yılında Filistin mülteci kamplarına yaptığım ilk gezide mülteci kamplarının başkanlarına sorunun çözümü ile fikirlerini sorduğumuzda aynen şöyle demişlerdi: “Israil ancak güçten anlar. Onu hiç bir anlaşma ile, hiç bir barış görüşmesi ile durdurmak mümkün değildir. Şu ana kadar bize verdikleri hiç bir sözü tutmadılar. İsrail’in bir konuda söz vermesi, o konuda güç kazanmak için  mühlet istemesinden başka bir şey değildir.  ” İsrail’I durdurmanın tek yolu vardır; ondan güçlü olmak ve onu mecbur bırakmak. Başka türlü ona engel olamazsınız. Bundan başkasını düşünenler hayal görüyor ve ayakta uyuyorlar demektir.

 5. Ramazan ayının son Cuması Dünya Kudüs günü olarak anılmaktadır. Kudüs günü ile ilgili neler söylemek istersiniz?

36 sene önce Ramazan ayının son cuması rahmetli İmam Humeyni tarafından “Dünya Kudüs Günü” olarak ilan edilmiştir ve gerçekten çok yerinde bir karardır.   Türkiyede de rahmetli Erbakan tarafından gündeme getirilip desteklendiğini biliyorum.

nya Kudüs günü Müslümanların Kudüs davasını dile getirmeleri, bir günlüğüne de olsa  gündemlerinin baş köşesine taşımaları, dünyanın her tarafından vicdan sahibi halkların Filistin’in haklarını savunması ve müslümanların Siyonist İsrail’e karşı mezhep ayrımı olmadan birlik içerisinde  cephe aldığını göstermesi için büyük bir fırsattır. Ramazan ayı gibi imanın güçlendiği, duyguların coştuğu bir zamanda, Ramazanın son cumasında olması da çok isabetlidir. 

6. Müslümanlar Dünya Kudüs gününe yeterli düzeyde ilgi gösteriyorlar mı? Göstermiyorlarsa sizce nedeni nedir?

Maalesef hem bilinmiyor, hem de  yeterince ilgi gösterilmiyor. İlgisizliğin birinci nedeni cahillikse, 2. nedeninin  de  her birimizi az ya da çok etkisi altına alan dünyevileşme olduğunu düşünüyorum. Günümüz insanı o kadar kendi içine kapanmış, kendi derdi ile meşgul ki ne Kudüs’le ne başka şeyle uğraşacak bir enerji kendisinde kalmamış, bıraktırılmamış. Kendisini mutsuz eden bir kısır döngü içerisinde hayatını sürdürüyor. Günümüzde imanlarımız bile her taraftan adeta üzerimize saldıran pek çok bozucu etkenin tehdidi altında. Önce bir kendimize bakmamız, özümüze dönmemiz, kendimize gelmemiz, dünyevileşmekten, dünyaya boyun eğmekten uzaklaşmamız gerekiyor.

İlgi görmemesinin bir nedeninin de mezhep taassubu olabileceğini düşünüyorum.  Filistin meselesi ancak İslam dünyasının şii-sünni demeden bir araya gelmesiyle çözülecek,  ancak o zaman yeniden ümmet olunabilecektir. Biz farklı dinlere saygı gösterip onlarla bir arada yaşayabiliyorken bizimle aynı Peygambere inanan, aynı kıbleye yönelip namaz kılan insanlarla barış ve kardeşlik içinde yaşamayı öğrenmemiz için yeterince acı çekilmedi mi hala? Yeterince zillete düşürülmedik mi hala? Ben farklılıkların zenginlik olduğuna inanan bir insanım. Dinden çıkma ölçüsünde sapkın fikirleri olanları bir tarafa koyarsak, İslama farklı bakış açılarıyla yaklaşan insanların varlığı,  aslında bir avantaj haline bile getirilebilir. Hz. Hüseyin’in direniş ve şehadet ruhundan kaynaklanan bir bakış açısının islam’a güç katacağına, özellikle İslam’ın bu zor zamanlarında bu ruha ihtiyaç olduğuna, bu güçle pek çok şeyin başarılabileceğine inanıyorum. O yüzden Dünya Kudüs Gününün şii-sünni ayrımı olmadan yapılması çok önemlidir.Şu an ki karmaşa ortamında bunun nasıl mümkün olabileceğini bilmiyorum ama bu birlik sağlanmadan bu günün amacına ulaşacağını da sanmıyorum.

7. Kudüs’ün özgürlüğü ve Kudüs davasının yaygınlaşması için neler yapılabilir?

Öncelikle kendi çevremize Filistin ve Kudüs davasını mümkün olduğu kadar anlatmaya çalışmamız gerekiyor. Bunun için de artık elimizde “Sosyal medya” denen güçlü bir aracımız var.  Bunu  aktif bir şekilde kullanmayı öğrendiğimizde geniş kitlelelere ulaşmamız artık mümkün..

Bir eğitimci olarak Kudüs ve Filistin davasını özellikle genç nesillere aktarmanın çok önemli olduğuna inanıyorum.Din eğitimi içerikli çalışmalarım sırasında Filistin davasına eğitim programı içerisinde her zaman yer vermişimdir.  Daha kimse Kudüs günü diye bir şeyin varlığından haberdar değilken  ben Ramazan ayına rastlayan çalışmalarımda bundan 16-17 sene öncesinde öğrencilerimle Kudüs günü kutlama programı düzenlemişimdir. Bir kaç gün önce israil ilk saldırıyı başlattığında şu an lisede olan bir öğrencim  mesaj gönderdi: “Hocam yaptığımız programı hep hatırlıyorum. Filistin atkımı hala saklıyorum. Diye.

Önerilerimi madde madde sıralayacak olursam:

1.   Kudüs gününün yaygınlaştırılması ve en verimli şekilde amacına ulaşması için Türkiye çapında STKlar nezdinde bir Kudüs Günü Platformu oluştırılabilir. Bu platform yılda bir-iki kere bir araya gelip bu davanın canlı tutulması için planlar, programlar yapabilir. Her STKnın bulunduğu bölgede TV programları, radio programları, konferans, miting, panel düzenlenmesi sağlanılabilir. Günümüzde pek çok kişi bir STKya üye ya da gönüllü. Bu teklifi  bizzat kendileri STKlarına götürüp bu konuda talepte bulunabilirler.

2.   Din eğitimi veren okul öncesi kurumlar başta olmak üzere özel okullar, STKların düzenlediği yaz okulları bünyesinde ve benzer ortamlarda öğrencilerin görev alacağı müsamere türü programlar düzenlenebilir.

3.   Platform özellikle çocukların Kudüsü tanıyacağı, Mescidi Aksa’ya sıcaklık duymasını sağlayacak resim, maket, küçük hediyeler hazırlayarak Kudüs gününde çeşitli ortamlarda çocuklara dağıtabilir. Kudüs davasını anlatan renkli resimli, estetik kalitesi yüksek kitaplar hazırlanabilir.

4.   Kudüs davasının  temsil ettiği cihad ruhunun kalplere inması için sanattan mutlaka faydalanılmalıdır. Platformun desteği ile mesela Mescidi Aksa resim, şarkı-şiir yarışmaları yaparak, tiyatro oyunları sahneye koyarak, konserler vererek   sanatın gücü kullanılmalıdır.

5.   Her evde, iş yerinde  bir Mescid-I Aksa maketinin veya resminin bulunması için bir kampanya başlatılabilir.

6.   Son ve en önemli madde olarak şunu söylemek isterim ki Kudüs için yapacağımız en önemli şey, sahip olduğumuzu inancı yüceltmek adına  kendimizi geliştirmek, bilgimizi artırmak, kendimizi daha kaliteli bir insan haline getirmektir. Her şey insanın kendisiyle  başlar. Kendi kalitemizi artırmamız, temsil ettiğimiz inancın kalitesini kelebek etkisi ile kat be kat artırmak demektir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...