Talip Özçelik Yazdı: Nasılsın-Nasılsınız-Nasıl Bilirsiniz?

Talip Özçelik Yazdı: Nasılsın-Nasılsınız-Nasıl Bilirsiniz?

Nasılsın sorumuz Müslümanca mı müraice mi, içten mi yoksa “..mış gibi” mi. İtiraf edelim ki “..mış gibi” yapıyoruz. Müslümanmış gibi yapıyoruz, namaz kılıyormuş gibi yapıyoruz, nasılsın deyip hal hatır soruyormuş gibi yapıyoruz.

Talip Özçelik Yazdı: Nasılsın-Nasılsınız-Nasıl Bilirsiniz?
Talip Özçelik Yazdı: Nasılsın-Nasılsınız-Nasıl Bilirsiniz? Zehra

Uzun zamandır tanıştığımız, aynı zamanda ticari hukukumuz olan bir hanımefendi sosyal medyadan şöyle bir cümle paylaşmış: "Özelden bana nasılsın diye soranlar, annem bile bu kadar nasılsın diye sormadı. Cidden dışarda ne iyi insanlar varmış be..."

Bu cümleden, nasılsın sorusunun niçin sorulduğu ile ilgili olarak insanı rahatsız edebileceği anlaşılıyor.

Nasılsın kelimesi ile anne-çocuk arasındaki ilişkiye dair burada, belki de ilk söylenmesi gereken şey şudur; annelerin pek çoğu çocuklarına nasılsın sorusunu sıkça sormaz. Çünkü anneler genellikle çocuğunun yüzüne bakar bakmaz nasıl olduğunu bilir.

Nasılsın demez ama “canın bir şeye mi sıkıldı”, “seni ne üzdü”, veya “seni bu kadar sevindiren şey nedir?” sorularını daha yüzüne bakar bakmaz sorar. Ancak bu değerlendirmelerimiz bizim annelerimiz veya bizim dönemimizde anne olmuşlar için söz konusu edilebilir...

Şu an genç olanlar anne baba olmayı pek düşünmedikleri için bu konunun konuşulmasının bir önemi var mı, veya şu yıllarda anne olacak bir genç hanımın çocuğuyla iletişimi geçmiş yıllardaki gibi olur mu, nasılsın sorusunu sormaya ihtiyaç hisseder mi yoksa hissetmez mi bilemiyoruz.

Bu üzücü durum, neredeyse bütün kelimelerimizde olduğu gibi anne-baba kelimesinin de anlamını yavaş yavaş kaybetmesinden dolayıdır.

Nasılsın kelimesi de öyle... Bu kelimemiz de maalesef anlamını yitirmiş, günlük meşgaleler içerisinde ayağa düşüp yerlerde sürünen kelimelerden birisi. Bu soruya karşılık olarak verilen cevaplar da maalesef aynı anlamsızlığa sahip. Postmodern dönemde ne yazık ki her şey yüzeylerden, şekillerden, görüntülerden ibaret. İçerikler, derinlikler, anlamlar kaybolmuş durumda.

Halbuki  hayatımızın anlamı anlamların yaşatılmasıdır ,anlamlara hayatiyet kazandırılmasıdır. Yaptığımız her şeyde, her davranışımızda, kullandığımız her kelimeyi mana ve derinliği ile kullanmak ve yaşamak esastır.

Rivayet edilir ki sahabe ve tabiin döneminde iki dost-arkadaş -müslüman karşılaştığı zaman biri diğerine nasılsın diye sorarken şunu kastedermiş: “ne haldesin, bir derdin, problemin, sıkıntın, ihtiyacın var mı? Varsa söyle ben dostunum kardeşinim derdini paylaşayım. İhtiyacın maddi ise cebimdekini paylaşayım.” O dönemde nasılsın sorusunu sordukları kişi bir sıkıntı veya ihtiyacını bildirirse o problemi gidermeyi kendilerine “vacip” kabul ederlermiş. Kardeşinin problemine ortak olmak yahut derdini paylaşmak kastı olmaksızın nasılsın diye sormayı ise nifak alameti sayarlarmış.

Bugün İslam'ı anlatma, tebliğ etme ve benzeri faaliyetlerin etkili olmadığından hepimiz şikâyetçiyiz . Meselenin tam burasında şunu sormalıyız; “yukarıda belirttiğimiz anlamlı ilişkileri dostluğu dayanışmayı gerçekleştirmiş bir topluluğun, arkadaş gurubunun varlığı ne anlama gelir? Böyle insanların dini anlatıp başkalarını İslam'a davet etmesi nasıl olur? Hatta bunu yapmaya  gerek duyarlar mı? Bu dostluğu, dayanışmayı, paylaşmayı, insanlığı dışardan gören birisi acaba neler hisseder? Bu daveti yapan insanlara kayıtsız kalabilir mi veya düşmanlık yapabilir mi? Sanıyorum böyle anlamlı dostluklara şahit olanlar, izleyenler sadece o topluluğun -ümmetin- içinde olmayı ister, karşısında değil…

Bu gün içinde yaşadığımız Müslüman toplumda nasılsın kelimesini bu anlamda kullanıp yaşayan bir tanıdığımız ya da tanıdıklarımız var mı? Veya bu anlamı yaşamaya azmetmiş insanlar var mı? Bu kadar vakıf, dernek, cemaat, grup kendi içerisinde,kendi grubunda bile bu anlamı yaşatabiliyor mu? Yani İslam kardeşliğinin gerektirdiği bir dostluk, kardeşlik, dayanışma var mı?  

Nasılsın sorumuz Müslümanca mı müraice mi, içten mi yoksa “..mış gibi” mi. İtiraf edelim ki  “..mış gibi” yapıyoruz. Müslümanmış gibi yapıyoruz, namaz kılıyormuş gibi yapıyoruz, nasılsın deyip hal hatır soruyormuş gibi yapıyoruz. Öncelikle kendimizi hesaba çekmeyi başarabilmeli, kendimizi bir nesne gibi karşımıza alıp bakabilmeliyiz. Sahip olduğumuz İslami insani anlamları-değerleri gerçekten yaşayıp yaşatabiliyor muyuz yoksa “..mış gibi” mi yapıyoruz? İslam'ı hakkıyla yaşayabilseydik tüm dünyada Müslümanlar bu kadar ezilip katliama uğratılabilir miydi? Kudüs, Mekke ve Medine işgal altında olur muydu?

Nasılsın?

Nasılım nasılsın nasıl, nasılız, nasılsınız, nasıllar?

Cemaat olup namaz kılmamızda da durum farklı değil. Cemaatle kılınan namazın münferit kılınan namazdan 27 kat daha sevap olacağına dair görüş ve rivayetleri hemen herkes bilir.Ancak aralarında kardeşlik, paylaşma, dayanışma, sevgi, saygı vb. anlamları yaşatmadan; şeklen saf olup yan yana dizilerek namaz kılmak da 27 kat sevabı gerektirir mi? Yoksa yukarıda saydığımız anlamlardan 27 sini aralarında yaşatan topluluğun cemaatle namazı mı 27 derece daha sevaplıdır.

Cemaatle namazdan sonra imamın yüzünü cemaate dönerek oturmasının sünnet olduğuna dair görüşler var. Burada da asıl maksat; cemaatin ahvali nasıl, gelemeyen var mı, bir derdi problemi olan var mı? Sorularına imamın cevap aramasıdır. Yani imamın cemaate yüzünü dönmesi genel bir nasılsınız sorusunu lisan-hal ile sormaktır.

Bir gün cemaatle namaz kıldıktan sonra sahabeden birini göremeyen peygamberimiz (as)”arkadaşınız acaba niçin gelmedi” diye sorup birini evine yolluyor. O sahabenin hasta olduğu için gelmediğini öğrenince hemen ziyaretine gidiyor. Günümüzde ne cami cemaatinde, ne de kendisini halkın çok üzerinde gören İslami cemaatlerde –guruplarda böyle bir münasebet yoktur.

Hayatta iken davranışlarımız, halimiz böyle olduğu gibi son namazımızda da-cenaze namazı-durumumuz maalesef böyledir.

Sahihlik derecesini bilmemekle birlikte doğru olduğuna inandığım bir rivayet var; "Müslümanlardan bir topluluğun –bu topluluk kimi görüşlerce 40 kişidir-hüsnü şahadetde bulunduğu bir Müslümana azap etmeye Allah (cc) haya eder.”  Cenaze namazının kılınmasından sonra namazı kıldıran imamın cemaate dönüp “Merhumu/merhumeyi nasıl bilirdiniz” sorusunun sebebi olarak bu ve benzeri rivayetler gösterilmektedir. Günümüzde ne yazık ki bu soru da, verilen cevap da anlamını yitirmiştir. Soran niçin sorduğunun, cevaplayan da niçin cevap verdiğinin maalesef farkında değil. Halbuki vefat eden kişinin gerçekten iyi bir Müslüman olduğunun söylenmesi, kendisini yakından tanıyarak hüsnü şahadette bulunan bir topluluğun cenazede içtenlikle “iyi bilirdik” demeleri oldukça önemlidir. İslami değerleri-anlamları yaşayan, sorumluluklarının bilincinde olup bunları davranışlarında gösteren, dostluk ve kardeşlik hukukunu gözeten bir topluluğun, arkadaşlarını Allah'ın huzuruna mağfiret dileyerek yollarken “iyi bilirdik” demelerinden, onun hakkında güzel şahitlikte bulunmalarından daha güzel ne olabilir ki?

İnanıyorum ki özü sözü doğru, hakkaniyet ehli, İslami-insani sorumluluklarını yerine getiren, “hukukullahı” gözettiğinden daha çok “hukukulibadı”  gözeten bir topluluğun “iyi bilirdik” diye şahitlik ettiği bir Müslümana Allah azap etmez. Böyle samimi bir topluluğun mağfiret duası geri çevrilmez, gönülden edilen dualar karşılığını bulur. Rabbimiz, bizleri tanıyan herkesin (Müslüman olsun veya olmasın)  “iyi bilirdik” diye ahirete uğurladığı kullarından eylesin.

AMİN

İslamiAnaliz

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ensarullah’tan Suudi Arabistan’a Tutuklu Hamas Üyelerine Karşılık Suudi Subayları Serbest Bırakma Telifi
Ensarullah’tan Suudi Arabistan’a Tutuklu Hamas Üyelerine Karşılık Suudi Subayları Serbest Bırakma Telifi
Kudüs Gönüllüleri’nden Corona Virüs Mağdurlarına Yardım Eli…
Kudüs Gönüllüleri’nden Corona Virüs Mağdurlarına Yardım Eli…

istanbulbotoks.com esenyurt escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort kayaşehir escort avcılar escort istanbul escort ümraniye escort pendik escort