İbn Arabî manevi açıdan abdesti nasıl yorumluyor?

İbn Arabî manevi açıdan abdesti nasıl yorumluyor?

Müslümanlara farz kılınan namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetler üzerine İbn Arabî tarafından yapılan manevi yorumlar izah ediliyor.

İbn Arabî manevi açıdan abdesti nasıl yorumluyor?
İbn Arabî manevi açıdan abdesti nasıl yorumluyor? Zehra

İnsan Yayınları etiketiyle yayımlanan ve 2015 yılında üçüncü baskısını yapan “İbn Arabî’ye Göre İbadetlerin Manevî Yorumu” kitabı uzun soluklu ve meşakkatli çalışmanın ürünü. M. Mustafa Çakmaklıoğlu bu kıymetli çalışmasında külliyatından hareketle İbn Arabî’nin ibadetler üzerine yaptığı yorumları incelemiş. Söz konusu manevi yorumların daha iyi anlaşılması adına yazar, kitabın girişinde tasavvuf-din ilişkisi, şeriat-hakikat bütünlüğü ve kulluk gibi konulara değinerek İbn Arabî’nin bu hususlara dair görüşlerini paylaşmış.

Kitabın devamında Müslümanlara farz kılınan namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetler üzerine İbn Arabî tarafından yapılan manevi yorumlar izah ediliyor. Bu kıymetli çalışmadan çıkan en önemli sonuç batın-zahir ayrımının İbn Arabî külliyatında herhangi bir karşılığının olmamasıdır. Aslında bu yaklaşım İslam tasavvufunun da özünü vermektedir.

Fıkıh kitaplarında kural ve kaideleri detaylı bir şekilde anlatılan ibadetleri İbn Arabî –diğer tasavvuf büyüklerinin de yaptığı gibi- farklı bir açıdan değerlendirir. Ona göre ibadetler sadece vazife olarak ifa edilen sorumluluklardan ibaret değildir. İbadetler aynı zamanda insanı tahkik, kemâl ve velâyet mertebelerine ulaştıran yolun bir parçasıdır, hatta kendisidir.

Tasavvufun veya sufilerin, fıkıhtan farklı olarak ibadetlerin manevi yönlerine vurgu yapması; farz, vacip, mekruh ve sünnet gibi dinî hükümleri küçüksemeleri veya ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğine dair ortaya konulan fıkhî kaideleri yok saymaları anlamına gelmez. Tam tersine bunun ötesine geçilmesi tavsiye olunur. İbn Arabî’ye göre ibadetlerden hasıl olacak manevi haller, ancak şer’i kurallara, zahiri formlara eksiksiz uymakla tezahür edebilir.
Tasavvufun veya sufilerin, fıkıhtan farklı olarak ibadetlerin manevi yönlerine vurgu yapması; farz, vacip, mekruh ve sünnet gibi dinî hükümleri küçüksemeleri veya ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğine dair ortaya konulan fıkhî kaideleri yok saymaları anlamına gelmez. Tam tersine bunun ötesine geçilmesi tavsiye olunur. İbn Arabî’ye göre ibadetlerden hasıl olacak manevi haller, ancak şer’i kurallara, zahiri formlara eksiksiz uymakla tezahür edebilir.

Bu sebeple İbn Arabî ibadetlerin manevî boyutuna dair yorumlar yaparken onları “varlıkla, insanın yaratılış hakikatiyle ve ruhî inkişafla” ilişkilendirir. Zira en nihayetinde amaç Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktır. Bu sebeple ona göre farz, vacib veya sünnet vs. olsun dinin her bir hükmünün insanın iç dünyasında bir karşılığı vardır. Bu açıdan insana emredilen ibadet ve sorumluluklarla insan-ı kâmil olma yolundaki yükselişte bir karşıtlık değil tam tersine bir paralellik mevcuttur. M. Mustafa Çakmaklıoğlu’nun ifadesiyle “şer’i ahkam ile -özellikle de ibadetler ile- ruhî miracın esasları” birbiri içine geçmiştir.

Birbirlerinin karşıtı olmasalar da zahir-batın arasındaki bu ayrım neden var? İbn Arabî’ye göre bu ayrım kaçınılmazdır. Zira insan çift kutuplu bir yaratılışa sahiptir, beden ve ruhtan müteşekkildir. Dolayısıyla ibadetlerin hem bedene veya topluma (zahire) yönelik kurallarının olması hem de ruha yönelik manevi boyutlar içermesi normaldir. İbn Arabî bu durumu “ikilik zevki” olarak izah eder. Sufilerin vazifesi ise ibadetlerin manevi boyutlarıyla ilgilenmektir. Peki, ibadetler söz konusu olduğunda bu şekil-mana bütünlüğü nasıl sağlanır? İbn Arabî’ye göre bunun formülü niyettir. Sadece ibadetler değil, insanın tüm eylemlerinin kıymetini niyet belirler. Ona göre niyet “amellerin ruhu ve hayatı”dır.

İbn Arabî ibadetleri hal, makam, menzil açısından açıklarken “Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır (oruç ve hac) aydınlıktır, Kur’an senin lehinde ve aleyhinde delildir. Sabahlayan herkes nefsini satın alır, ya onu azad eder ya da köleleştirir.” hadis-i şerifini ölçü alır. İbadetlerin hakikati ve manevi boyutu hakkındaki görüşünü şu şekilde açıklar: “Allah’ın kullarına farz kıldığı hiçbir ibadet yoktur ki ilahi bir isim veya ilahi bir hakikat ile irtibatlı olmasın.”
İbn Arabî ibadetleri hal, makam, menzil açısından açıklarken “Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır (oruç ve hac) aydınlıktır, Kur’an senin lehinde ve aleyhinde delildir. Sabahlayan herkes nefsini satın alır, ya onu azad eder ya da köleleştirir.” hadis-i şerifini ölçü alır. İbadetlerin hakikati ve manevi boyutu hakkındaki görüşünü şu şekilde açıklar: “Allah’ın kullarına farz kıldığı hiçbir ibadet yoktur ki ilahi bir isim veya ilahi bir hakikat ile irtibatlı olmasın.”

Kitaptan öğrendiğimize göre İbn Arabî namaz, oruç, hac ve zekat gibi İslam’ın şartlarından olmasa da önce temizlik –yani abdest, gusül ve teyemmüm- konusu üzerinde durur. Ona göre eşyada temizlik aslî, necislik ise geçici bir durumdur. İnsan “El-Kuddûs” sıfatı gereğince yaratılışı itibariyle temizdir ancak bedenen ve ruhen kirlenmiş olabilir. İbadetlerden önce bu arızi kirlerinden temizlenmesi gerekir. Peki, temizliğin nasıl yapılması gerekir? Ya da başka bir ifadeyle abdest, gusül ve teyemmümün ardında hangi manevi sırlar mevcuttur?

İbn Arabî’ye göre abdest, gusül ve teyemmüm sayesinde bir Müslüman bedeninin yanında ruhunu/kalbini de temizler. Kitaptaki sıralamaya uyarak önce kalbin temizliği üzerinde duralım, ki bu İbn Arabî tarafından “temizliğin temeli” olarak vasıflandırılır. Zira kalplar kötü düşünceler veya alışkanlıklar hatta cehalet, şirk gibi sebepler yüzünden kirlenebilir. İbadetlerin sıhhati de kalbî temizlikle yakından alakalıdır. Kalbin temizliği ise dört şekilde/aşamada gerçekleşir:


1. İman ve ilimle temizlik
İman insanın iç âleminin temizliği için şarttır. Buna karşın günah işleyen veya kötü hallere duçar olan bir insanın kalbi kirlenir. Bu noktada kalbin ilimle de temizlenmesi gerekir. Hakk’a münacaatta bulunmak ve huzuruna varmak için ikisi de gereklidir. İbn Arabî’ye abdest ve gusül alırken kullandığımız suyun batındaki karşılığı ilimdir. Yeryüzünün suyla hayat bulması gibi kalpler de suyla arınır ve aslına döner. İnsan suyla bedeni kirlerden arındığı gibi ledünni ilimle de iç âlemini temizlemelidir.
Su olmadığında toprakla temizlenmek (teyemmüm) ise insana yaratılışını hatırlatır. Kulun Rabbi karşısındaki zayıflığını, acizliğini hatırlaması istenir. Teyemmümde insan toprağa yönelerek, yani yaratıldığı şeye dönerek temizlenir.


2. Fiillerle, fiillerden temizlik
İbn Arabî hadesten tahareti vücut temizliği yoluyla hem fiziki hem de manevi olarak temizlenmek şeklinde değerlendirirken necasetten tahareti ahlak ile temizlenmek şeklinde açıklar. Bu tüm kötü huylardan (hırs, cimrilik, dedikodu, haset vs.) uzaklaşmak ve güzel ahlak sahibi olmak anlamına gelir. Bu bağlamda İbn Arabî abdest ve gusül abdesti sırasında insanın zahir ve batıni kirlerinden arınacağına dikkat çeker. Zira insan abdest ve gusül esnasında günah işlediği organlarının hepsini yıkar. Bu sırada zahiri kirlerden temizlendiği gibi batini olarak da arınır. Dolayısıyla temizlik nefsi terbiye etmek amacıyla yapılması istenen ibadetler için bir ön şart olduğu gibi nefsi arındırması bakımından da ona denktir.

3. Allah’tan başka her şeyden temizlik
İbn Arabî hac ibadeti sırasında farklı amaçlarla alınan gusül abdestinden bahsederken nefs ve kalpte gerçekleşen manevi temizlikten bahseder. Ona göre hacı adayları mikatta ihram giymeden önce gusül abdesti aldıkları gibi Kâbe’yi görmeden önce de gusül abdesti almalıdırlar. Böylelikle Allah’ın evini görmeden kul bedenini suyla, kalbini ise ilimle temizlemelidir. Burada manevi temizliğin başka bir yönü ön plana çıkartılıyor. O da dünyevî her şeyden uzaklaşma, her şeye yüz çevirme, Hakk’a yönelme ve aradan her şeyi kaldırmaktır.

4. Mutlak kulluk ile temizlik
Bu en üst aşamada kul, abdest veya gusülle kendisini görmekten temizlenir. Her işte, oluşta, fiilde Allah’ı görmelidir. Zira ona göre eşyanın temizliği ancak Hak ile gerçekleşir.

İbn Arabî eserlerinde abdest ve gusüllün kalbe ve ruha dönük hususiyetlerinden bahsettiği gibi bu sırada yıkanan uzuvlarla ilgili de yorumlar yapar. M. Mustafa Çakmaklıoğlu, bu yorumlardan hareketle abdest uzuvlarıyla makam ya da tecelliler arasındaki ilişkileri şu şekilde özetliyor:
Eller/Kolar………Kuvvet
Ağız/Dil…………Söz
Burun……………Nefes
Baş……………….Doğruluk
Boyun……………Tevazu
Yüz……………….Haya
Kulak……………..Sema
Ayak………………Sebat


El ve kollar:
Güç-kuvvet ve yönetme organı olan el ve kolların abdest sırasında yıkanmasıyla el ve kolların fiziki açıdan olduğu gibi batini açıdan da kirlendiği ve iki manevi temizliğe ihtiyaç olduğuna işaret edilir. Bu manevi temizlik iki şekilde yapılır. Birincisi güç ve kuvvetin yalnızca Allah’a ait olduğu bilincine ulaşmaktır. İkincisi ise onları cimrilik vs. gibi kötü fiiller yerine cömertlik ve ihsan gibi hayırlı işlerde kullanmaktır. Dünyaya ait her şeyi elimizden çıkardığımızda onlar manevi olarak temizlenmiş olur.


Ağız ve dil
Ağız da diğer organlarımız gibi dedikodu ve kötü söz söylemek gibi kötü fiillerle kirlenir. Bu sebeple ağız ve dilin “Allah’tan başka ilah yoktur” denilerek temizlenmesi gerekir. İnsan kelime-i tevhidi söylerken çıkardığı seslerle, yani zikirle hem göğsünü hem de ağzını temizlemiş olur.

Burun:
İbn Arabî buruna su çekilerek temizlenmesini Cahiliye dönemindeki adetlerle ilişkilendirir. Cahiliye Arapları için burun izzet ve büyüklenmenin simgesi olarak kabul edilirdi. Bu sebeple büyüklenmeyi, kibri simgeleyen buruna kişinin kulluğuna dair ilmi, yani suyu çekerek temizlemesi gerekir. Burunu temizlenmek manevi olarak kibir, büyüklenme gibi hasletlerden arınmayı ifade eder.

Yüz:
Yüzü yıkamanın batini anlamı Allah’tan hayâ etmektir. Bu ise ancak onun çizdiği sınırları gözetmekle mümkündür. İnsanın her halini gören Allah, gerçek anlamda kendisinden utanılması gereken tek varlıktır.

Baş ve boyun: 
Baş insan için zahiri-batini tüm güçlerin (akıl, fikir, musavvire, muhayyile, hafıza vs.) merkezidir. Bu vasıflar sayesinde insan diğer canlılardan farklı olarak “irade” sahibi kılınmıştır.  Dolayısıyla Hak’a en yakın uzuv baştır. Bu sebeple başın tamamının tevazu ve Allah’a boyun eğme duygusuyla mesh edilmesi gerekir. Bu irfani düzeyde veya kulluk düzeyinde insanın Allah’ın büyüklüğü karşısında acziyetini kabul etmesi ve tevazu göstermesi anlamına gelir.

Kulak: 
Kulak da kötü söz, dedikodu vs gibi kötü fiillerle kirlenir. Bu sebeple temizlenmesi gerekir. Abdest sırasında kulaklar fiziki olarak suyla temizlenirken batini olarak da zikirle temizlenmelidirler. Bunun için en güzeli kulakları “sözlerin en güzeli” ile temizlemektir.  Sözlerin en güzeli ise Allah’ı Kur’an ile zikretmektir.

Ayaklar:
Abdest sırasında yıkanan uzuvlardan biri de ayaklardır. Ayakların zahiri olarak kirlenmeleri ve su ile yıkanması onların manevi açıdan da temizliğe ihtiyacı olduğunu gösterir. Ayakların batini temizliği ise mescitlere çok gitmek, hayır işlerine koşmak gibi amellerle mümkün olur. Günlük hayatta olduğu gibi kulluğun yükünü de ayaklar çeker, bu yüzden onların yıkanması sabır ve sebatı simgeler.

Hazırlayan: Munise Şimşek/Dünya Bizim

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ensarullah’tan Suudi Arabistan’a Tutuklu Hamas Üyelerine Karşılık Suudi Subayları Serbest Bırakma Telifi
Ensarullah’tan Suudi Arabistan’a Tutuklu Hamas Üyelerine Karşılık Suudi Subayları Serbest Bırakma Telifi
Kudüs Gönüllüleri Derneği’nden Corona Virüs Mağdurlarına Yardım Eli…
Kudüs Gönüllüleri Derneği’nden Corona Virüs Mağdurlarına Yardım Eli…

istanbulbotoks.com esenyurt escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort kayaşehir escort avcılar escort istanbul escort ümraniye escort pendik escort