Coşkun Uzun Yazdı: Peynir Gemisi...

Bizler bu dinin sahibi, muhafızı, giriş/çıkış kapısı, hakimi, savcısı olmadığımızı... Dinin bizim malımız/mülkümüz olmadığını, sadece aziz İslâm’a mensup müslümanlar olduğumuzu unutmadan…

Coşkun Uzun Yazdı: Peynir Gemisi...
Coşkun Uzun Yazdı: Peynir Gemisi... Zehra
Bu içerik 1985 kez okundu.

Ertelenmiş bir hayatı yaşayanlar, müsait zamanları, uygun fırsatları bekleyenler, gerçeklere kulak tıkayıp sahte mutlaklara kanan, realiteye dikkat kesilenler; vicdanınızın ve fıtratınızın izlerini sürün, vahyin çağrısına kulak verin. Daha fazla gecikmeyin ve geciktirmeyin. Bir an önce harekete geçin ve artık mümkünse/bir zahmet elinizi taşın altına sokun.

Yanlış sorular sorup yanlış bilinç oluşturmayı, zamansız konuşmalar, çekişmeler, kısır tartışmalarla, ilgi ve enerjileri boş/yanlış adreslere yönlendirmeyi, etrafınızı beyhude oyalamayı, başkaları tarafından bizlere pazarlanmış, tahmîlî gündemlerle var olmaya çalışırken hayatın içende kaybolduğunuzu görün artık.

Geleceği tahmin etmek veya bilmek imkânsız olabilir.

Fakat

Şimdiyi, şu anı, hayat içersinde olup bitenleri, tarihi, siyaseti, toplumu bilenler, ahlâkı ve insanları yakından tanıyanlar, düşünüp çözüm üretmeye çalışanlar; yeni bir dil inşa edebilir, umut/ufuk/hakikat bilinci aşılayabilir, putları kırabilir, evrensel değerlerin sesi olabilir, yeni bir tarih yazabilir, özgür şafakların doğuşuna hizmet/nezaret/refakat edebilir, küresel/şeytanî kuşatmalara karşı durabilir, geleceği özgürleştirebilirler.

Akılla, fikir ve düşünceyle, kazanılacak başarı ve zaferler daha kalıcı, etkili veya uzun ömürlü oldukları için bilinç ve iradenin sağlıklı bir tavır ve duruşa ulaşması şarttır.

Bağımsız, hür ve özgüven sahibi bireyler isterlerse bütün güçleri ellerinde tutabilir, bütün kilitleri açabilir, bütün engelleri aşabilirler. Bunun için azim ve sabırla istemek, yarınlara umut bağlamak ve istikrarlı olarak çalışmak gerekir.

Bunu ancak, etrafına örülmek istenen bariyerleri, sınırları, çemberleri, duvarları, şartları gören, bunları kabul etmeyip itiraz eden ve sadece Allah’ın mutlak güç ve otorite sahibi olduğuna, sadece Allah’ın ölçü/sınır/kota/hüküm koyabileceğine odaklanmış, hürriyet ve teslimiyetin zirvelerine tırmanmış, basireti, feraseti ve ideallerini birer kalkan gibi, pusula gibi kuşanmış muvahhid bir akıl başarabilir.

Düşünüp tefekkür eden, eleştirebilen, yorumlayabilen, çözüm üretmeye yönelik mesai harcayan, vaktin sorumluluklarını kuşanmış, ideal sahibi, seçici bir karakter ve özgür ruhlu şahsiyetlerin işidir bu.

Düşünme ve hakkı söyleme cesaretinde olan, dünün ve bugünün yani geçmişin ve geleceğin nabzını tutarak yarınlara güvenle yürüme arzusundaki herkesin, sağlıklı bilgiye, fıtrî ve fiili okumalara, dengeli ilişkilere, tutarlı tavırlara, zamana ve sabra ihtiyacı var.

Yani, inancımızı yaşamak, kendimiz olmak, düşüncelerimizi geliştirmek, umutlarımıza kavuşmak, hayallerimizi gerçekleştirmek, yüksek ufuklara erişmek ve bunları savunup koruyabilmek için selim bir akla, fıtrî okumalara, sahih bilgiye, evrensel bir ahlâka ve dakik/yüksek bir vicdana ihtiyacımız var.

‘Müslümanlar tarih sahnesinden nasıl ve ne zaman çekilmişlerdir’ ve ‘tarihte, siyasette, kültürde, ekonomide, ilimde özne iken nesne olup araçsallaştırılmalarıyla sonuçlanan bu süreç nasıl başlamış, sebepleri nelerdir’ şeklindeki soruların cevabı;

Yaşlı dünyanın yorgun sırtına zorla giydirilmiş birer deli gömleği olan; birbirinden çirkin seküler, liberal, modern, postmodern ve demokrat kostümler hakkında ne düşündüğümüz, buna ilişkin bir alternatifimizin olup olmadığı, insanlığa neler vadettiğimiz, hangi mesajı taşıdığımız, tevhidî bir bilinç inşası ile meşgul olup olmadığımızla yakından ilgilidir.

Tevhidi uyanış ve bilinç inşası için olabildiğince arınıp sadeleşmeye; toplumsal, kültürel, tarihî, siyasî bagajlarımızdan, bizi yoran, gereksiz meşguliyet ve yüklerden, coğrafî, etnik, ideolojik, mezhebî prangalardan kurtulmaya ihtiyacımız var.

Vahiy ve su birbirlerine çok benzer. Her ikisi de ilâhî kanunlara bağlı olarak iş görür.  İnsanı ve evreni temizler, arındırır, doyurup besler, ihya, inşa, ıslah ve tedavi eder. Önyargısız, şekilsiz, kalıpsızdır. Temiz, pak, saf, arı-duru ve katışıksızdır. Çeldirici ve yıldırıcılar onları etkileyemez, kirletemez, değiştirip kimyasını bozamaz, muadilini/karşılığını veya bir benzerini yapamaz, ikame edemezler.

Fıtratın sesine kulak verip, Rabbinin boyasıyla boyanan, hayatını her türlü kirden, günahtan, cahiliyeden arındıran, evrensel ilke, değer ve doğrularla yoğrulan, Sünnetullah’a, Rasûlullah’a, Kitabullah’a bağlanarak şahitliklerini inşa ve ikame edenler kolay yenilmezler.

Subjektif, reel, dönemsel, lokal faktörlerin, sadece kendi kısır hakimiyet ve tasallut alanlarında söz sahibi olabilecekleri ve bunun geçiciliği ihtimal ve hesap dışında tutulamaz.

Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olarak, Rabbimizden vahyedilene sımsıkı sarılarak,  İslâmî, ahlâkî, vicdanî sınırları aşmamayı, yaptığımız her şeyin hesabını verebilecek bir farkındalıkla, dosdoğru bir yol üzerinde bulunma gayretiyle…

İnsanlığın, ümmetin, ahlâkın, vicdanın, adaletin tekrar ayağa kalkacağı, kendi içimizde kör döğüşü yapmayı bırakacağımız, sıkılmış yumruklarımızı insanlığın düşmanları olan Amerika’nın, israil'in ve coğrafyalarımızdaki taşeronlarının kafasına, gözüne vuracağımız, zalimlerden hesap soracağımız günlerin gelişinin yakınlaşması duasıyla….

Bizler bu dinin sahibi, muhafızı, giriş/çıkış kapısı, hakimi, savcısı olmadığımızı... Dinin bizim malımız/mülkümüz olmadığını, sadece aziz İslâm’a mensup müslümanlar olduğumuzu unutmadan…

İman iddiasında olanların; sevdiklerinin yanlışına, sevmediklerinin doğrularına kör ve sağır olamayacakları, öncelikle kendilerinin, daha sonra kardeşlerinin veya siyasi iktidarların icraatlarını İslâm’a, Kur'an'a arz etmek zorunda oluşlarını göz önünde bulundurarak…

İslâm`ın hâkimiyet iddiasından vazgeçemeden, fakat ilkesel (yaşatılması ve uğrunda ölünmesi gereken) hakikatleri de bu iddiamıza kurban etmeden…

Bazılarımızın gönüllerinde yer etmiş bulunan;

Şahısperestliklerden, insanları, partileri, stk'ları, vakıfları, dernekleri, devletleri, hükümetleri, fikirleri, düşünceleri, mezhepleri mutlaklaştırmalarından, mezhep, meşrep, ırk, coğrafya holiganlığından, devlet, iktidar ve siyaset kutsayıcılığından, tağutların, kafirlerin, zalimlerin, mücrimlerin, şeytanların safında yer alma aymazlığından, geçmişte yaşama hastalığından, fasıklardan haber alma alışkanlığından kurtulmaları ve bunları ebediyen terk etmeleri için kendilerine özel dualar ediyoruz....!

Yüreğinde evrensel değerlerin, erdemlerin, insanlığın, ahlâkın, vicdanın referanslarını/adreslerini taşıyan, bunları sürekli çoğaltıp koruyan, birbirini seven ve sevindirenleri selâmlıyoruz…!

Lafla peynir gemisinin yürümediğini, medeniyet inşa edilmediğini, ne geçmişte ne de gelecekte konuşup tartışmakla sorunların çözülmesinin imkânsız olduğunu, eleştirilerle, reddiyelerle savaşların, belâların veya düşmanların defedilemediğini biliyorsak eğer o zaman kayda değer, dişe dokunur iş ve icraatlar yapmak durumundayız…!

Yapılması gereken işler, gidilecek yerler, söylenecek sözler, takip edilecek yöntem, müfredat, ders, kurs, sohbet, islâmî faaliyet, hizmet, mücadele ve çalışmalardan dolayı;

Herhangi bir risk yaşanmasın, aç, susuz, uykusuz kalmayalım, yorgun düşmeyelim, üstümüz başımız kirlenmesin, saçımız sakalımıza, gecemiz gündüzümüze karışmasın, fincancı katırlarını ürkütmeyelim, birileri bize kulp takmasın, adımız lekelenmesin, üstümüze laf gelmesin, sorulup soruşturulmayalım, fişlenip bir yerlerden kırmızıçizgi yemeyelim, sakıncalı piyade ilân edilmeyelim, yolumuz kesilmesin, rahatımız bozulmasın, bedel ödemeyelim, mevcut düzenimiz dağılmasın, özelimize, alışkanlıklarımıza laf edip karışan olmasın…

Güçlükle elde ettiğimiz hayat standartlarımızdan, mütevâzi zevklerimizden taviz vermek zorunda kalmayalım…

Yani mümkünse burnumuz dahi kanamasın… Bunca sıkıntı, koşturmaca, fedakârlıktan, stresten, olası zorluklardan sonra birileri bizi görsün, takdir etsin, aferin desin, ödüllendirip örnek göstersin diyenler;

Güzel insanların güzel atlara binip gittikleri, bizler ‘ev ödevlerimizi’ bile yapmakta acizlik gösterirken, içimizdeki iyilerin ‘yeryüzü ödevlerini’ yaparak aramızdan ayrıldıkları bilinirken…

Ey siyonist, emperyalist, kapitalist, terörist, laik, demokrat rejimlere/sistemlere tahammül gösteren ama başka islâm mezheplerini, gurupları, cemaatleri içine sindiremediği için acımasızca davranan, ötekileştirip yok sayan, kendini/düşüncesini/ekolünü merkeze oturtan, mü’minlere karşı şiddetli fakat kâfirlere karşı merhametli olan… israil’le, amerika’yla, NATO’yla el sıkışabilenler, uzlaşıp anlaşabilenler…

Hiç değilse gölge etmeyin yeter…!

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Metin Yüksel, şehadetinin 41. yılında anılıyor: 23 Şubat Pazar günü Fatih Camii'ndeyiz!
Metin Yüksel, şehadetinin 41. yılında anılıyor: 23 Şubat Pazar günü Fatih Camii'ndeyiz!
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Müslümanlar muhalefet ve özeleştiri kültürünü terk ettiler...
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Müslümanlar muhalefet ve özeleştiri kültürünü terk ettiler...