Cem Bozlu Yazdı: Din, Mezheb, Millet Ve Sömürgecilik Mecrası...

Demek ki sorun asla dini etnik yada mezhebi değil Olayı"dış güçler bizi bölüyor " basitliğine bağlamanın her şeyden önce derinliksiz donanımsız dayanaksız bir durum oluşturduğunu görmek gerekiyor.

Cem Bozlu Yazdı: Din, Mezheb, Millet Ve Sömürgecilik Mecrası...
Cem Bozlu Yazdı: Din, Mezheb, Millet Ve Sömürgecilik Mecrası... Zehra

Rahmetli R Garaudy’nin Endülüs’te İslam adlı kitabında okumuştum: İslam bilgin, alim ve düşünürleri Yahudi Hristiyan agnostik din adamı ve bilginlerle meclisler kurar münazaralar yaparlarmış meclise gelen bilgin için ayağa kalkılır, ihtimamla karşılanır ve uğurlanırmış. Bu anekdota tarihten bir çok örnekler ekleyebilir ve insani ,sosyal, siyasi bir çok dersler çıkarabiliriz.. Farklı olanla temastan kaçınmayan,özgüvene sahip bir medeniyet tasavvuru özünde islamın hep hedefi olmuştur.

Farklı din kabile mezhep milletlerin bir arada yaşaya bildiği bir medeniyet tasavvurunu temelinde barındırmıştır İslam.

Hristiyan bir tanıdığım her bayram aksatmadan ya arar ya mesaj atar geçen, kusura bakmayın siz aksatmıyorsunuz ama biz sizin önemli günlerinizi pek bilmiyoruz dediğimde "25 aralık bizim Noel’imiz istersen o zaman tebrik edersin"dedi. Kişiselde de olsa bu tarz davranışların ne sakıncası olabilir ki?

Sosyal ve siyasal tezahüründe ise Hz Ali nin Mısır valisi olarak görev verdiği Malik Eşter e verdiği öğüt muhteşem bir derinlik içerir aslında: " Unutma! bir insan ya dinde kardeşin ya insanlıkta eşindir" bu ufuk aslında her türlü dini etnik kavmi asabiyeti ayaklar altına alan adalet kriteri değil midir?..

Tabi tarih hep bu iyi niyet ve ideal üzere akıp gitmiştir demek istemiyorum elbette öyle olmamıştır ve hatta bu ahengin yakalandığı dönemler daha azdır bile denebilir. Ama insanlık tarihinin hiç bir dönemi son bir kaç yüz yıldaki kadar savaşa iştahlı, işgal ve sömürüye yatkın zulme yakın, asabiyet ve ırkçılığa meyyal, hikmet ve irfana uzak olmamıştır sanırım.

Son yüz yıllarda bu özgüven yerini holigan ve konformist akılların idraksizliği tarafından maalesef teslim alınmış, insan ve toplumların dini bağlılıkları etnik aidiyetleri mezhebi ekollere olan tabiiyetleri manipüleye ve sömürüye daha bir açık hale gelmiştir.

Tıpkı güçlü bünyeye var olan mikrobun tesir edememesi , bünye zayıflayınca tesir edebilir hale gelmesi misali hem coğrafi hem zihinsel sömürüye maruz kalmalar baş göstermiştir.

Avrupa menşeli coğrafi keşiflerin ardından başlayan sömürgecilik çağında uzak ve yakın doğu toprakları sömürgecilerin faaliyet alanı haline gelmiş ve bunu daha rahat uygulamaya koyabilmek için yüzyıllardır kullanılan ve muhtelif ara yüzlere sahip ama üst başlığı sömürgecilik olan strateji uygulanmış ve bu strateji maalesef hep ve halà başarılı olmaktadır. Nedir bu hep ve halâ tutan strateji? Böl ve yönet.. Bu kadar...İlişkileri zehirleyip bölüyor ve bağımlı hale getirip yönetiyor.

Garaudy in bahsettiği , ilmin, bilimin felsefi derinlikle birlikte  ahengin zirve yaptığı Endülüste bir zaman geliyor ki holigan din adamları bazı tıp kitapları hariç tüm kitapların sakıncalı düşünceler içerdiği gerekçesiyle ateşe atılıp yakılmasını sağlıyor.

Holiganlaşan toplumlar sürüleşiyor sürüleşen toplumlarda sorgulama ve itiraz yeteneğini kaybettikleri için de doğal olarak güdülmeye mahkum oluyor.
Haliyle de Üst sömürgeci akıllar bir yerlerde mesela "demokrasi azlığı/ eksikliği(!)" üzerinden kaos planlarken, kimin nasıl mahkeme edildiği hüküm giydiği, seçildiği ile ilgili dünyanın tam olarak bilgi sahibi olmadığı erken kalkanın iç darbe yaptığı 7000 kadar prensin olduğu" Suudi Arabistan’da ve hemen tüm körfez emirliklerinde demokrasi yada cumhuriyet mi var?" sorusunun ortaya koyduğu dev çelişkiyi görmezden gelen bir acizlikte bizim nasibimiz oluyor..

Yani hangi coğrafyada etnik, mezhebi, dini hangi unsuru kaşımak elverişli ise o yapılıyor.

İşin bu sorma sorgulama tarafı zehirlenen toplumsal ilişkiler ve bağımlı hale getirilen yönetimler sayesinde itiraf edelim ki kolay halloluyor. Mezhep ,millet veya Din kılıflı narkozu almış holigan bir bünyeden zaten ne doğru sorular ne de cevaplar sadır olmuyor.

Çarpıcı olması bakımından Libya örneğine baktığımızda burda farklı bir din yok farklı bir etnisite de yok ve farklı bir mezhep te yok ama fiilen üç'e bölünmüş ve her gün çatışma ve ölümler devam ediyor. Ruanda da hangi renk ve kabile yada din birbirini niye katletti? Cevabını bile merak etmiyorum açıkçası zira 6-7 yaşlarındaki bir kız çocuğu öldürülürken " lütfen beni öldürmeyin bi daha tutsi olmayacağım söz veriyorum" demişti katillerine..

Demek ki sorun asla dini etnik yada mezhebi değil
Olayı"dış güçler bizi bölüyor " basitliğine bağlamanın her şeyden önce derinliksiz donanımsız dayanaksız bir durum oluşturduğunu görmek gerekiyor.

Malik b Nebi nin sözünü akıldan çıkartmamalı" Sömürgecilik evet kötü bir şey ama daha vahim olanı sömürülmeye müsait olmaktır"
Batının ırkçı Hitler ve Musolini travmasını veya ortaçağın mezhepçi 30 yıl savaşlarını tekrar tecrübe etmek zorunda değiliz.. Düşülmüş zulümat'tan oralara tekrar düşmeden ancak hikmet ve irfan nuruyla aydınlanarak yol alabiliriz.

Başlık her ne kadar Din mezhep millet ise de konu doğal olarak yara aldığımız ve maalesef operaayona açık olan insani zaaf noktaları olması bağlamında sömürgecilik mecrasına evrildi ki özgür bir akılla çok uzun tahlil ve gayretler gerektiren bir konu…

Şunu da belirtmek gerekir ki zihinsel gayret ve çabaların siyasal yansımaları her zaman eş zamanlı veya doğru orantılı olmayabiliyor. Dönemin en büyük siyasal gücü Roma imparatorluğu iken insanlığa en büyük ilmi katkıyı horasan bilgin hekim ve arifleri yapıyordu. Buda inceleme ve etüde değer başka bir derin konu....

Felsefi temele sahip olmayan faaliyatlerin sosyal ve siyasal tezahürleri de gerçekleşmeyecektir demekle yetinelim.

Özellikle gençlerimize düşen tezlerine sahip ve hakim olmaları, konfora bürünmeden iletişimden kaçınmadan bireysellik ve kariyer gibi modern çağın tuzaklarına düşmeden kişisel kurumsal ve toplumsal faaliyetlere koyulmalarıdır.

İçine düştüğümüz çelişkilerin farkına varmalı, kabulleniliş biçimlerine dikkat etmeliyiz. Üretim mefhumumuz zihinsel merkezli olurken, tüketim mefhumumuz ameli merkezli olmalıdır. Çok düşünmeli ama az tüketmeliyiz.

Yazının tamamını okumak için tıklayın

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yıldız Ramazanoğlu Yazdı: Hz. Fatıma'nın Günümüze Düşen Işığı...
Yıldız Ramazanoğlu Yazdı: Hz. Fatıma'nın Günümüze Düşen Işığı...
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?