İslam Özkan Faslı Entelektüel Ve Akademisyen Muhammet Hassani ile görüştü: Fas AKP'si, Emperyalizme Hizmet Ediyor

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kraliyet rejiminin bir aparatına dönüştüğünü vurgulayan Hassani, rejimin İslamcılara yönelik kuşatma stratejisinde nasıl başarılı olduğunu gözler önüne seriyor.

İslam Özkan Faslı Entelektüel Ve Akademisyen Muhammet Hassani ile görüştü: Fas AKP'si, Emperyalizme Hizmet Ediyor
İslam Özkan Faslı Entelektüel Ve Akademisyen Muhammet Hassani ile görüştü: Fas AKP'si, Emperyalizme Hizmet Ediyor Zehra

Arap dünyasının kıyısında köşesinde kalmış bir ülke olan Fas, Arap isyanları dönemini en sakin atlatan ülkeydi. Ancak isyanlar sönümlenmeye başladığında, otoriter yönetimi anayasal ve yasal birtakım makyajlarla kamufle etmeye çalışan Kraliyet rejimi, son dönemlerde ekonomik ve sosyal taleplerin ağırlıkta olduğu ayaklanmalarla baş etmeye çalışıyor. Hassani ile Fas’taki Kraliyet rejiminin yapısını, Fas Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Kraliyet rejimiyle ilişkisini, Fas’taki İslami hareketin açmazlarını ve Arap-İslam dünyasının hali pür melalini konuştuk.

Faslı entelektüel ve akademisyen Muhammet Hassani

Fas’ta şu an hâkim olan siyasi yapı nedir ve bu yapının doğasına ilişkin nasıl bir adlandırma yapabiliriz?

Anayasa’nın ilk bölümünün birinci maddesi, Fas’ın yönetim şeklinin demokratik, parlamenter, sosyal ve anayasal monarşi olduğunu belirtir. (Bu maddeden anlaşılan Fas’ta seçilen sistemin parlamenter ve anayasal monarşi olduğudur.)

Gerçekten de Fas’ın siyasal sistemi, anayasal bir monarşi midir?

Bu soruya yanıt verebilmek amacıyla, bu metinlerin içerdiği anayasanın devlet başkanının yetkileriyle ilgili öngördüğü bazı maddelere değineceğim. Böylece metinlerin içeriğinin ve Kral’a verdiği yetkilerle anayasada zikredilen sistemin anayasal monarşi olup olmadığını açıkça ortaya koyacak.

Kral, Müminlerin emiri, millet ve dinin koruyucusudur (Madde 41). O, devlet başkanıdır, devlet kurumları arasında en büyük hakemdir. Devletin, ülkenin birliğinin en yüce temsilcisidir (Mad. 45). Hükümet başkanını tayin eder, hükümet üyelerinden dilediğini azledebilir (Madde 47). Kral, aynı zamanda en önemli kurul olan bakanlar kurulunun başıdır (Madde 48). Onun parlamentoyu feshetme yetkisi vardır (Madde 51 ve 69). Kraliyet ordusunun en yüksek komutanıdır. Askeri görevlere atama yapma yetkisi vardır (madde 53). Yüksek Güvenlik Konseyi’nin başkanıdır (madde 54). Yabancı ülkelerdeki büyükelçileri ve kendi ülkesinde yabancı ülkelerin elçilerini akredite eder ve anlaşmaları imzalar (madde 55). Yargı Konseyi’nin başıdır (madde 56 ve 116). Kral, olağanüstü hali belirleme yetkisine sahiptir (madde 59).

Açıktır ki anayasa, mutlak krallığı engellemek ve onun yetkilerini sınırlandırmak için getirilmiş olan anayasal monarşi tanımının aksine neredeyse bütün yetkileri Kral’a dayandırmış ve ona mutlak yetkiler tanımıştır. Bu yüzden kralın egemen olduğu ancak yönetmediği, varlığının sembolik ve onursal kalarak ve fiili bir erke sahip olmadığı sisteme “Meşruti Krallık” denmiştir. Dolayısıyla yukarıda zikretmiş olduğum anayasal metnin mantığının onayladığı siyasal sistem, anayasanın birinci bölümünün birinci maddesinde geçen ifadenin aksine mutlak monarşidir. Parlamenter sisteme ait parlamento, hükümet ve seçimler gibi bazı kurumların varlığı, günü birlik bazı uygulamalar bir kenara bırakılırsa, anayasanın onayladığı mutlak monarşi, vitrin süsü olmanın ötesine gidememektedir. Kaldı ki az önce adı geçen günübirlik uygulamalar, ülkenin mutlak monarşi ile yönetildiği ve otoriter bir yönetim olduğu gerçeğini vurgulamaktadır.

FAS’TA KRALİYET REJİMİ BÜYÜK BİR ÇIKMAZ İÇİNDEDİR

Peki Fas’ta geçtiğimiz yıl yaşanan ve belirli bölgelerle sınırlı kalmış ayaklanmalar hariç, Arap isyanlarının ülkeye pek uğramadığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

İlk olarak Arap isyanlarının başarısız olduğu tespitini yapmak için oldukça erken. Zira Devrim halkın “ol!” demesiyle olacak olan bir olay değildir. Devrimler, birikimsel bir şekilde ortaya çıkar. Bu nedenle altı çizilmesi gereken husus, halkların güvenlik aygıtları karşısında korku duvarını aştığı ve özgürlüğünü elde etme, onurunu yeniden kazanma noktasındaki ısrarıdır.

Şüphesiz Fas’ta mevcut siyasi düzen, yeni anayasa yapımı tamamlandıktan sonra Faslıların öfkesini dindirebilmiş ya da bunu yönetebilmiş değil. Verilen sözlere ya da oldukça maliyetli kalkınma projelerine bakıldığında herkes, projelerin önemli bir bölümünün fiyaskoyla sonuçlandığını kabul ediyor. Bunu itiraf edenler arasında kralın kendisi de var. Bir konuşmasında Fas’ın kalkınma modelinin bütünüyle başarısız olduğunu ifade etmişti.

Protesto gösterilerinin çeşitliliği ve keskinliği arttığında Fas derin devleti, kırsal bölgelerdeki ayaklanmalara ilişkin dosyayı kapatmaya çalıştı. Ekim 2017’de Fas’ın güneyinde “Susuzluk Yürüyüşü” adlı protesto gösterileri düzenlendi. Amaç, su sıkıntısını ve sürekli yaşanan kesintileri protesto etmekti. Ardından ülkenin Kuzeydoğusu’ndaki Cerade kentinde, terk edilmiş bir madende kanun dışı kömür çıkaran iki gencin ölümünün ardından “Ölüm Madenleri”ne farklı bir ekonomik alternatif talebiyle sokaklara dökülen halk isyanı patlak verdi.

2018 Mart ayında Ceradat kentindeki protestolarda güvenlik güçleriyle göstericiler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Hükümetin gösterileri yasaklaması da işe yaramadı, yaşanan çatışmalarda yüzlerce insan yaralandı, onlarca insan tutuklandı. Bu senenin başında yapılan adaletten uzak ve hukuksuz yargılamalarda 18 tutuklu hakkında 2 ila 4 yıl arasında değişen cezalar verildi. Ardından tıp fakültesi sözleşmeli öğretim üyeleri ve öğrencileri gösteriler yaptı.

Bütün bunlar Fas devletinin siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak büyük bir çıkmaza girdiğini gösteriyor. Ayrıca size şunu söyleyebilirim: Fas rejiminin kanundaki boşluklardan yararlanarak muhaliflere karşı aldatma siyaseti uygulaması, susturma politikalarına dönüşü, muhalefet eden herkesi hapse atması ya da üzerinde baskı kurması, bir kaçıştan başka bir şey değildir. Halbuki öte yandan toplumsal patlamaya yol açacak bütün faktörler, Fas’ın Arap dünyasının içinde bulunduğu karışıklıklardan istisna olduğu yönündeki yalanda bir araya gelmiştir. Fas istisnası diye bir şey yoktur. Bu yüzden değişim, Fas’ta kesin olarak yaşanacaktır bunun çaresi yoktur.

AKP, KRAL’IN SEVGİSİNİ KAZANMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPIYOR

Daha önce bir konuşmanızda Fas AKP’sinin Kral’dan fazla kralcı olduğunu ifade ettiniz. Bize Fas’ta İslamcılarla Kral arasındaki ilişkinin seyrini aktarabilir misiniz? Taraflar nasıl bir ilişkiye sahipler?

Kraliyet kararıyla engellenerek Başbakanlık görevinden alınması meselesi halen kamuoyunda tartışılmakta olan Fas AKP’nin eski Genel Başkanı Abdülilah Benkiran, “Yönetmeyen bir kraliyetse istenilen, ben buna karşıyım ve bu sözün sahipleriyle anlaşamam. Bunu ilk kez söylemiyorum” demiş ve kralın geniş yetkilerle donatıldığı siyasi sisteme atıfta bulunarak şöyle devam etmişti: “Yönetmeyen bir krallığa ihtiyacımız yok. Biz ilerleme istiyoruz. Bu, kralsız olmaz. Kralın yetkileri aynen kalmalı. Zira demokrasi, merkezi karar mekanizmasını dağıtır, o zaman da Allah’tan başka başvuracak kimsemiz kalmaz.”

Bu sözün ne anlama geldiğini anlamışsınızdır. Bu, şundan başka bir anlam ifade etmiyor: “Ben kendi görüşümü söylemiyorum, partimin görüşünü söylüyorum.” Parti mutlak monarşiyi savunurken Kraliyet rejimi ise sahip olduğu bütün imkanlarla bunu yalanlamaya çalışıyor. Kraldan fazla kralcılık, AKP’nin stratejisidir. Amacı da kralın onayına sahip olmaktır.

İslamcıların sarayla ilişkisine gelince, öncelikle Fas’taki İslamcıların siyasi rejim karşısındaki tutumlarının sahip oldukları makam ya da yerle aynı olmadığını söyleyebiliriz. Aynı şekilde Fas’taki siyasi düzen, güçlü siyasi partileri meşruiyeti konusunda rakip görür. Geçmişte kraliyet rejimi, bu partilerin halk desteği noktasında kendisiyle yarıştığını düşündüğü için sol partilere savaş açtı. Kraliyet rejiminin dini meşruiyetini tartışmaya açtıkları için İslamcılara da aynı şeyi yaptı.

KRALİYET, İSLAMCILARI REJİME YAMAMAK İÇİN AŞAMALI BİR YOL İZLİYOR

Buna binaen, Fas’taki siyasi düzenin İslamcılarla ilişkisinde iki strateji çerçevesinde hareket ettiği söylenebilir:

Birincisi, aşamalı entegrasyon stratejisi: Rejim, siyasi faaliyete atıldığından bu yana İslamcılara Abdülkerim el Hatib’in (1) partisi Halkçı Anayasa Hareketi’ne katılma izni vermesinin ardından kullandığı bir yöntemdir bu. Burada kraliyetin aşamalı taktiği, Halkçı Anayasa Hareketi’nin 1997’de yapılan seçimlere girmesine engel olmaktı. Buradan tedrici bir metodun takip edildiğini anlıyoruz. Fas rejiminin İslamcıların kurduğu “Ulusal Yenilenme” ve “Birlik ve Kalkınma” gibi birtakım partilerin kuruluşuna izni vermekten imtina etmesini, onların kendisinin istediği koşullarda aşamalı olarak siyasete girmeye hazırlama şeklinde okumak mümkün.

İkinci Strateji: Baskı ve kuşatma politikaları. Bu strateji İslamcıların ortaya çıkışlarından itibaren geçmiş oldukları aşamaların tamamına uygulandı. Müslüman Gençlik örgütünün yasaklanması, liderlerinin hapsedilmesi, ardından 1984 yılında Ekmek Ayaklanması’na destek verdikleri gerekçesiyle gerçekleşen toplu tutuklamalardan tutun siyasi entegrasyonun ardından adaylıklar konusunda yapılan baskılar, rejimin İslamcılar için seçim sürecinde girilecek olan bölge sayısını belirleyip bunun üstüne çıkmasına izin vermemesine varana kadar birçok örnek verilebilir. Buna İslamcıların parlamento seçimlerinde ipi önde göğüslemelerine rağmen muhalefette bırakılmalarını da ilave edebiliriz. Öte yandan bir başka İslami cemaat Adalet ve İhsan Hareketi’nin fikri, kültürel ve toplumsal aktiviteleri sistematik olarak engellenmekte ve hareket güvenlik güçleri tarafından sürekli sıkıştırılmaktadır.

Gazete Duvar Devamı >>>

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...