Atasoy Müftüoğlu: İktidar ayrıcalıklarıyla büyülenen kadroların davranışları, Müslümanlara olan güveni derinden sarsıyor.

"Politik iktidar, ekonomik iktidar ve bürokratik iktidar ayrıcalıklarıyla/ihtiraslarıyla büyülenen kadroların sergilediği büyük ve çarpıcı yabancılaşmalar, yozlaşmalar, bencillikler, narsisizmler, partizanlıklar, yolsuzkluklar vb. genç kuşakların İslama olan güvenlerini, Müslümanlara olan güvenlerini derinden sarsıyor.

Atasoy Müftüoğlu: İktidar ayrıcalıklarıyla büyülenen kadroların davranışları, Müslümanlara olan güveni derinden sarsıyor.
Atasoy Müftüoğlu: İktidar ayrıcalıklarıyla büyülenen kadroların davranışları, Müslümanlara olan güveni derinden sarsıyor. Ramazan

İslâmî Analiz köşe yazarlarından Atasoy Müftüoğlu, "Zincire Vurulmuş Zihinsel Hayatlar" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

 

Modern dünya düzeni; modern-batılı dünya görüşü ve uygarlık yaklaşımı temelinde, bu dünya görüşü ve uygarlık yaklaşımının üstünlüğü iddasıyla, halklar ve kültürler arasında, yapısal bir ayrımcılığı, eşitsizliği, adaletsizliği kurumsallaştıran bir hiyerarşi oluşturdu. Sözünü ettiğimiz hiyerarşi ve yapısal ayrımcılık, Batı ve Batı dışı halklar arasında köklü ve derin bir güvensizliğe/karşıtlığa neden oldu. Batı dışı halklar, güvencesiz hayatlara mahkûm edildikleri için, sadece hayatta kalma kaygısı içerisinde varoluşlarını sürdürme mücadelesi veriyor. Halklar ve kültürler arasında oluşturulan hiyerarşi, yapısal ayrımcılıklar ve ırkçılıklar, günümüz dünyasını, ahlakını/vicdanını/merhametin ve adaletin iktidarsızlığı; iktidarların, özellikle de sömürgeci iktidarların, ahlaksızlığı/vicdansızlığı/merhametsizliği ve adaletsizliği ile malûl hale getirdi.

İslam dünyası toplumları, ahlakı/vicdanı/merhameti/adaleti iktidarsız kılan, İslami dünya görüşünü imkansız kılan, büyük bozgunun bilincine varamadıkları için, bu bozgunu aşma iradesi de gösteremediler. Ahlakı/vicdanı/merhameti ve adaleti iktidarsız kılan modern dünya düzeni, aynı zamanda bütün anlam/değer/bilgelik sistemlerini de büyük ölçüde değersizleştirdi, itibarsızlaştırdı. Bu sistemlerin değerlendirilmesi ve itibarsızlaştırılmasıyla birlikte, ideolojik ve ırkçı temelde siyasal/ekonomik/kültürel bir tahakküm dünyası oluşturuldu.

Ahlakın/vicdanın/merhametin ve adaletin iktidarsızlaştırıldığı, otorite ve meşruiyetini kaybetmesi sebebiyle, bugün, özellikle güçlü devletler büyük suç örgütlerine, istihbarat örgüleri cinayet ve suikast şebekelerine, büyük küresel şirkeyler yasadışı ticaret yapılarına dönüşüyor; silah, uyuşturucu ve insan ticareti yapan gölge piyasalar bütün dünyada rahatlıkla faaliyetlerini sürdürebiliyor.

Toplumlar ve halklar, adalete  muhatap olmak yerine, adalet tiyatrolarına tanıklık ediyor.

Günümüzde İslam toplumları da aynı süreci/uygulamaları paylaşıyor.

Küresel dünya düzeni içerisinde sistematik bir biçimde, küresel ölçekte, pervasızca ve keyfi bir biçimde şiddet üreten, şiddetin mutlak iktidarını temsil eden güçlüler, güçsüz ve zayıf bırakılan halklara şiddet karşıtlığı dilini, ideolojik şiddet yoluyla dayatıyor. Modern dünya görüşü ve uygarlık yaklaşımının halklar ve kültürler arasında oluşturduğu hiyerarşi sebebiyle, bugün, İslam dünyası toplumları ve kültürleri, kendi dünya görüşlerini, bilgi ve değer sistemlerini, onurla sahiplenemiyor, onurla tecrübe edemiyor, temsil edemiyor. Bu nedenle, toplumlarımızda bugün kullanmakta bulunduğumuz “özgürlük” söylemi çok ucuz bir slogan olmaktan öte hiçbir anlam taşımıyor.

İslam toplumlarına dayatılan modern-seküler-liberal kültür, toplumlarımızın kültürel direncinin kırılmasına, İslami bütünlük bilincinin kaybına neden olduğu için, evrensel İslam ailesi de kültürel bütünlüğünü kaybetmiş oldu. Toplumlarımızda, etnik ve mezhepçi aidiyet duygusunun, ümmet’e ait olma duygusunun önüne geçmesi sebebiyle, bugün, İslami düşünce ve kültür hayatı, kültürel bütünlük mücadelesi veremiyor.

İslami düşünce/kültür/ilahiyat/edebiyat hayatının, dar topluluk aidiyetlerine bölünerek, bu dar aidiyetlere meşruiyet kazandırmış olması, ne kadar ciddi bir bağnazlıkla, ne kadar ilkel bir bağnazlıkla karşı karşıya bulunduğumuzu gösterir. Modern ya da geleneksel vesayet sistemi, zihinsel hayatlarımızı zincire vurduğu için, çok bayağı mazeretler ilere sürerek, dayatılan tanımlama çerçevelerine itiraz etmiyor, isyan etmiyor ve katlanıyoruz. Her tür dayatmaya bir şekilde katlanmak, boyun eğmek, İslami bünyeyi zayıflatarak başkalaştırıyor. Aziz ve mükerrem İslam, dar topluluk aidiyetlerini meşrulaştırmaya çalışan Müslümanlar aracılığıyla etkisizleştiriliyor. İslami bünye, İslami dikkatini, eleştirel dikkatini kaybettiği için, toplumlarımızda halen yaşanmakta olan toplumsal doku çürümesini farketmiyoruz. Kendi küçük çıkarlarımızı İslami ilkelerin üzerinde tutabiliyoruz. Özel çıakrlar ve özel ayrıcalıklar mücadelesinin yoğunlaşması, temel İslami ilkelere/tercihlere ihanet pahasına sürdürülebiliyor.

Politik iktidar, ekonomik iktidar ve bürokratik iktidar ayrıcalıklarıyla/ihtiraslarıyla büyülenen kadroların sergilediği büyük ve çarpıcı yabancılaşmalar, yozlaşmalar, bencillikler, narsisizmler, partizanlıklar, yolsuzkluklar vb. genç kuşakların İslama olan güvenlerini, Müslümanlara olan güvenlerini derinden sarsıyor. Kültürel niteliklerin bilgeliklerin ve irfanın yerini, gösteri-gösteriş-debdebe-propaganda-hamaset ve trol kültürü alıyor. Bugün, İslam adına, bilinçsiz kalabalıkların elinde, yalnızca ucuz hamaset ve ucuz nostalji kalmıştır. Kültürel niteliklere, bilgeliklere ve ufuklara bütünüyle yabancılaşılan böyle bir ortamda, herhangi bir hizbe, (dini/politik/kültürel/edebi) dahil olan genç Müslümanlar, bu hizbe dahil olduktan sonra, insani ilişkilerin yerine hizip ilişkilerini koyuyor. Aynı şekilde tek akla, tek yoruma kapanan genç kuşaklar, bütün dünya ve insanlıkla ilgilerini keserek, kim ne diyor, nasıl diyor, ne yapıyor, nasıl yapıyorlarla asla ilgilenmiyor.

İslam dünyası toplumlarında, düşüncenin, irfanın, bilgeliğin evrensel yolculuğu, milliyetçi/mezhepçi mücadaheleler/saldırılar ve kısıtlamalar sebebiyle sona erdi. Evrensel İslami inançların dönüşüme uğratılarak, ulus-devlet sınırlarına hapsedilmesiyle birlikte, entelektüel üretkenlik de sona ermiş oldu. Entelektüel üretkenliği himaye eden anlayışı, sorumululuk ve inceliği kaybettiğimiz günden bu yana, kuramsal bir filozof yetiştirmediğimizi hatırlamak anlamı-düşündürücü olabilir. İslami anlamda entelektüel üretim, uluslar-milliyetler ve mezheplerüstü bir etkinlik olarak gerçekleştirilebilir. İslam toplumları ve kültürleri arasında çok boyutlu bir entelektüel üretkenlik, inşa ve hareketlilik, entelektüel alışveriş, bilgi ve bilinç alışverişi, hayati önemi olan varoluşsal bir sorunluluk halini almıştır. İslami entelektüel hayatın farklı dillerde-kültürlerde yankı-etki uyandırabilecek nitelikte eserler kaleme alması hayati önemi olan bir konudur.

İslam dünyası toplumlarının, halklarının ve kültürlerinin, sürekli olarak bir dış düşman paranoyası temelinde travmatik kaygılar taşımaktan vazgeçerek, kendi yapısal sorunları etrafında ortak bir özeleştiri bilinci ve ortak bir çözümleme sorumluluğu içerisinde hareket ederek tarihsel sınavlarıyla yüzleşmeleri gerekir.

Dar topluluk asabiyet ve aidiyeti ve bunlarla ortaya konulabilecek etkinliklerle İslami bir yenilenme, yeniden inşa, evrensel tahayyül ve tasavvur mümkün olmaz. Modern ya da İslami evrensel ilkelerin iktidar ihtirasları adına araçsallaştırılması bütün toplumlar ve kültürlerde ahlaki yabancılaşmalara neden oluyor. İslami ilkelerin araçsallaştırılması, İslami ideallerin gözden/gönülden düşmesi anlamına geliyor. İslam toplumlarında, iktidar imkanlarının, iktidar ihtiraslarının emrine verilmesi, toplumsal kırılmalara neden olduğu kadar, küstah ve kibirli haksızlıklara da neden oluyor. Toplumlarımızda karşı karşıya bulunduğumuz varoluşsal sorunlarla ilgili olarak içtenlikli bir sorgulama ve yüzkeşme iradesi ortaya koyduğumuz taktirde, yeniden inşa iradesinden de söz etmeye başlayabiliriz.

 

Yazının tamamına ulaşmak için tıklayınız

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yıldız Ramazanoğlu Yazdı: Hz. Fatıma'nın Günümüze Düşen Işığı...
Yıldız Ramazanoğlu Yazdı: Hz. Fatıma'nın Günümüze Düşen Işığı...
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?