Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor…

Türkiye'nin farklı illerinde genellikle her ayın ilk pazarı yapılan etkinlik Kütahya’da 10. Kasım 2019 Pazar günü yapıldı.

Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor…
Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor… Zehra

Türkiye'nin farklı illerinde genellikle her ayın ilk pazarı yapılan etkinlik Kütahya’da 10. Kasım 2019 Pazar günü yapıldı.

Kütahya’da yapılan oturumda Kitabının kritik ve mütalaasına ilişkin çıkarılan  notlar ve çıkarımlar şöyle:

Emperyalizm; kendi mülkiyetlerinde olmayan uzak, başka birilerinin yaşadığı ve sahibi olduğu mülkiyetlerinde olmayan, başkalarının uzaklardaki topraklarına yerleşmeyi, askeri güç kullanma ve işgale varana kadar pek çok yollarla denetimleri altına almayı düşünmek anlamına geliyor. Ve bunun için gerekli gördükleri her türlü zor, cebir, şiddet ve kültürel kamuflajı kullanmaktan da çekinmiyorlar.

Dünyadaki her alanı keşfetmeye, haritalandırmaya ve denetim altına almaya yönelik coğrafi bir şiddet olayıdır emperyalizm.

Emperyalistlerin temel hedefleri kölelik veya benzeri bir şekilde sürekli ekonomik, siyasi, askeri, kültürel işgal ve boyunduruk altında tutmaktır.

Bulundukları yerlerden kilometrelerce ötede, kıtalar ve deniz aşırı uzaklıktaki coğrafyalarda kendi tahakkümlerini kurabilmek, sömürge oluşturabilmek için çok zekice ve kurnazca çalıştıklarını, ülkeler, coğrafyalar ve kültürlerin haritalarının bunlar tarafından çıkartıldığını gördük.

Tarih yazımının, siyaset felsefesi oluşturmanın veya yorumunun bu emperyalist iradenin elinde olduğunu, resmi öykü ve anlatıların bunların ağzından ve kaleminden çıktığını, diğer dünyayı ve insanlarını nasıl emperyal mülkler, tarihsiz insanlar haline getirdiklerini tekraren öğrenmiş olduk.

Bunun için emperyalistlerin yerli işbirlikçilerden taşeronlar edindiklerine yakinen vakıf olduk.

Bu algı ve manipülasyonlara karşı geniş çaplı ve derinlikli bir yapı sökümüne gidilmesinin şart olduğuna kanaat getirdik.

Edebiyat, kültür, sanat dilinin kimlere hizmet ettiği veya bizleri temsil edip etmediği üzerinde konuştuk.

Kültürün bir kolu olan edebiyatın hangi ahlâkı, inancı güdülediğini tartıştık.

Emperyalist imparatorlukların temelinde sanat ve bilimin olduğunu görmüş olduk.

Uygarlık misyonumuza, düşünce ve kültür atlasımıza, kültürel topoğrafyamıza dair neler söylenebileceğini değerlendirdik.

Kültürel düşünce ufkumuzun meşruiyet ölçü ve sınırlarının neler olduğunu ve bize coğrafi, bölgesel, küresel olarak nelerin dayatıldığını dillendirdik.

Kültürün emperyalizm yanındaki stratejik ve taktiksel yerine işaret ederek nasıl eşgüdümlü, iç içe, paslaşarak çalıştıklarına, birisi olmadan diğerinin olamayacağına, küresel hegemonyaya dair yorumlarda bulunduk.

Batı ve Avrupa aklına İslâmî asli bütünlük ve meşruiyet çerçevesinde neyle, nasıl cevap verilmesi gerektiği hakkında münazara ettik.

Bir edebi ürün olarak roman ve benzerlerinin emperyalizme hizmet ve katkılarıyla insanımızı ahlaki ve kültürel olarak nasıl yozlaştırıp fikir ve inanç erozyonuna sevk ettiğini gördük.

1. 2. ve 3. Dünya ülkeleri şeklindeki emperyal tanımlamanın kimlere ait olduğunu ve bu ülkelerin hangileri olduğunu paylaştık.

Batılı aklın sürekli bir kötülük, düşman ve hastalık ürettiğini, bu şekilde ayakta kaldığını ifade ettik.

Perspektif birlikteliği için kültürün önem ve önceliği ile beraber, okuma ve mütalaaların grup olarak yapılmasının kazanımları üzerinde konuştuk.

Emperyalist, kapitalist, siyonist, batıl, modernist, seküler sistemlerle mücadele edebilmek için sistemli, uzun soluklu, stratejik bir mücadele üzerinde yoğunlaşılmasının altını çizdik.

Özgün ve bağımsız İslâmî kimliği, sorumluluklarımızı ümmet ekseninde hep birlikte kuşanarak batıyla hesaplaşmak ve avrupayla yüzleşmek zorunda oluşumuzun altını bir kez daha çizdik.

BM, NATO, IMF, UNESCO gibi emperyalist ve küresel kurumların dünya üzerinde hegemonya ağlarının nasıl işlediğini deşifre etmenin ihtiyaç ve gereğini gördük.

Günlük hayatta, edebiyat, sanat, tarih ve kültürde; emperyalist kültürün aklı ve kavramlarıyla kuşatıldığımızı, bunları kullanma gibi bir garabeti yaşadığımızı, tez elden terk edilmesi gereğini dillendirdik.

Okumalarımızda kendi kimlik ve değerler dünyamızın kavramlarına dönülmesinin bir tercih değil hem ihtiyaç hem zorunluluk olduğunu gördük.

Emperyal amaçlarla dünyadaki pek çok toprak ve coğrafyayı sömürge haline getiren batılı beyaz adamların; doğuyu, siyah adamları, coğrafyalarımızı nasıl tanımladıklarını, emperyal bir tarih ve sınıf bilinci oluşturup sınıflandırdıklarını, etiketleyip esir aldıklarını, yozlaştırıp dönüştürdüklerini, ırkları ve uygarlıkları hiyerarşik bir ayırıma tabi tutup kategorize ettiklerini, onları yönetmek için ne tür dolaplar çevirdiklerini bu kitap boyunca daha açık bir şekilde görmüş olduk.

Kimin iyi yerli, kimin kötü yerli olduğuna batılıların karar verdiğine ve bundan vaz geçecek gibi görünmediklerine şahitlik ettik.

Dünyayı demokrasi için güvenli bir duruma getirmek ve her şeye kadir olmak gibi yanılsama ve cesarete sahip olan emperyal kültürle mücadelenin üzerimizde bir borç ve görev olduğunun altını çizdik.

Suskunlukların kırılması ve ahlaki bir cevap verilebilmesi için sorumluluklarımızı acilen kuşanmak durumunda oluşumuzu gördük.

Sömürgeciler ve emperyalistler sömürülenlerin akledip düşünmesini engellemeye çalışırlarken, sömürülenler de emperyalist tahakküm ve iradeyle hesaplaşıp onunla başa çıkacak çözümler üretmek ve yollar bulmak üzerine odaklanmaktadırlar.

Kendimizi asla tek bir coğrafyaya, tek bir fikre, düşünceye, şahsa, mezhebe, ırka, dile, renge kapatamayacağımıza inandığımız için…

Allah’ın adının yüceltilmesi ve kulluğumuzun ifası için okuma faaliyetlerimize istikrar ve istikamet gözeterek, seçici ve özverili bir şekilde devam etmenin bizleri giderek daha farkındalıklı bir hale getirip olgunlaştırdığını…

Sorumluluklarımızı ve zamanın gereklerini kuşanmamıza yol açtığını…

Hayata, olaylara ilişkin eleştirel bir dikkat, bakış ve anlayış aşıladığını…

Tüm bunların ertelenemeyeceğini….

İzzet, onur ve şerefin sayısal çokluklarda değil ilkeli, erdemli ve evrensel değerlere sahip olmayla mümkün olduğunu…

Peygamber, salih, sıddık ve şehidlerin yolunun her zaman için meşakketlerle dolu olduğuna ve bu yolda bulunmanın bizler için bahtiyarlık olacağını…

Rabbimizin kendi yolunda, uğrunda en küçük bir çabayı karşılıksız bırakmayacağını, zayi etmeyeceğini…

Azimle, sabırla, bıkmadan, yorulmadan çaba ve gayret sarf etmenin bizler için şart olduğunu…

Teslim ettik…!

Coşkun Uzun

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...