Yıldırım Beşkardeş Yazdı: Ton Farkı

Var olan tüm anlayış, düşünce ve renkleri iki boyuta indirgeyip sonra da kendinden olmayanı belki de aklının ucundan geçmeyen şeylerle itham etmek çatışmayı arttırmaktan başka işe yaramıyor.

Yıldırım Beşkardeş Yazdı: Ton Farkı
Yıldırım Beşkardeş Yazdı: Ton Farkı Zehra

Newton(Klasik) fizik anlayışına göre madde ya sadece parçacıktan ya da sadece dalgadan oluşur. Bu bir anlamda ‘bir şey ya siyahtır ya da beyazdır ortası yoktur’ anlamına gelir. Daha sonra ortaya çıkan Kuantum fiziğine göre ise madde hem parçacık hem de dalgadan oluşabilir. Yani bir şey ya siyahtır ya beyazdır denilemez. Bir şey siyah ve beyaz olabileceği gibi bunların arasındaki tonlardan biri de olabilir çünkü siyahla beyaz arasında binlerce ton vardır. Hatta iki siyah arasında bile örneğin, zeytin siyahı ile kömür siyahı arasında yüzlerce ton fark vardır. Durum böyleyken iki şey karşılaştırıldığında birbirinin aynısı değil ise birbirinin zıddıdır denilemez.  Zaten hayatı yaşanabilir kılan varlıklardaki ton farklılıklardır(renk, koku, boyut, düşünce, duygu vs.). Her şeyin ve herkesin aynı olduğu ya da sadece zıddı olduğu bir hayat tahayyül dahi edilemez. Varlıklardaki farklılık yaşamın en temel esprisidir. Hele bu farklılıkların akleden ve iradesi olan insanda olması kadar doğal bir şey olamaz.

İnsan hayatı kendi öznel duyumlarıyla tanımlar. Yetiştiği çevre, aldığı eğitim, şahsi tecrübeleriyle hayatı anlar ve kendini bir yere konumlandırır. Bu konumlandırma bilinçli bir tercih olabileceği gibi tamamıyla yetiştiği aile veya çevrenin etkisiyle de gerçekleşmiş olabilir. İnsanın hayat ile ilgili bir tercihte bulunması ve hayatını oradan devam ettirmesi gayet normal. Ancak bulunduğu konumu merkeze alıp bütün bir hayatı, başka insanları ve düşünceleri kendi öznel şablonlarıyla tanımlamaya başladığında hem kendi açısından hem de karşıdakiler açısından sıkıntı başlıyor demektir. Kendi dışındaki dünyayı bulunduğu şartlar içinde anlamaya çalışmak yerine durduğumuz yerden tanımlamak gibi işin kolayına kaçma huyumuz var. Herkes kendi dışındaki âlemi bu şekilde tanımladığında iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Hayatı pasta keser gibi iki parçaya ayırıp kendi gibi düşünmeyen her renk ve tonu öteki parça olarak tanımlama hezeyanı toplum içindeki iletişim kanallarını tahrip ediyor. Geldiğimiz nokta itibariyle bu yaklaşım artarak devam etmekte maalesef.

Var olan tüm anlayış, düşünce ve renkleri iki boyuta indirgeyip sonra da kendinden olmayanı belki de aklının ucundan geçmeyen şeylerle itham etmek çatışmayı arttırmaktan başka işe yaramıyor. Ortak bir gelecek oluşturma imkânımız her gün farklı yerlerden yara alır hale geldi.  Aynı ideolojiye mensup insanlar bile farklı duygu ve düşünceye sahip arkadaşlarını ‘şucu’ ‘bucu’ diye itham edebiliyorlar. Değil nitelikli bir eleştiriye en ufak hikmetli uyarılara bile tahammülsüzlük had safhada. Hayatta hiçbir şey sadece iki boyuttan ibaret değil, her durumun içinde binlerce ara form olabilir. Fabrikalardaki aynı renk üründe bile farklı zamanlardaki üretimlerde ton farkı olabiliyor. Kaldı ki insan mekanik bir varlık değil, bakarken objektif olsa bile görürken sübjektiftir. Her insan bir âlemdir aynı düşünceyi farklı tonlarda/boyutlarda algılayabilir ve yorumlayabilir.  Hiç kimsenin başka birini kendi ölçütleriyle tanımlamaya, itham etmeye hele hakaret etmeye hakkı yok. Ortalık birbirini üst perdeden tanımlayan, itham eden hatta tekfir edenlerle dolu. Bu kargaşadan bir umut çıkacak gibi görünmüyor. Kendini kutsayan, kendi tarzıyla büyülenen her unsur (insan/parti/tarikat/cemaat/mezhep)  yüzde yüz kendisi gibi olmayanları/düşünmeyenleri hiç şık olmayan çoğu zaman hakarete varan şekilde itham ediyor. Hatta bu durum fiili ve fiziki tacize ulaşacak ve alanında ciddi emekler vermiş insanları teessüre uğratacak boyutlara ulaştı.

Herhangi bir alanda kendisi gibi düşünmeyen/davranmayanları İtham edici, höykürücü anlayış hem yaygınlaşarak toplumsallaşma hem de derinleşerek kurumsallaşma sinyalleri veriyor.  Bu durum geleceğimizle ilgili ciddi sakıncalar doğurabilir. İlkel ve sapkın olmayan ve aşağı yukarı bir ahlaki öğretinin bulunduğu ortalama her toplumda birlikte yaşama imkânının gerekli en temel ölçütü farklı düşünce ve tavırlara saygıdır. Bu kültürün oluşmadığı toplumlarda sağlıklı bir gelecekten söz edilemez. İşin garibi büyük yaygara koparılan meselelere dikkatlice bakıldığında sorunun ya da sorun diye lanse edilenin basit bir yorum farkından ya da farklı bakış açılarından kaynaklandığı görülüyor. İçtimai hayatımızı direk ilgilendirmeyen meseleler üzerindeki yorum farklılıkları yüzünden koca koca adamların tutuştuğu kayıkçı kavgası hem kendi enerjilerini hem de toplumun enerjisini tüketiyor.  Küçücük nüanslardan böyle derin yarıklar ortaya çıkarmak ta farklı bir maharet galiba. Başka düşüncelere tolerans en basitinden ahlaki bir meseledir. Çünkü ahlakın niteliği; sevilen, hoşa giden durumlar karşısında değil, hoşa gitmeyen, sevilmeyen durumlar karşısında gösterilen tavırda gizlidir. Voltaire’nin  ‘Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim’ yaklaşımı bu konuda temel referans kabul edilebilir.

Neticede Cemil Meriç’in dediği gibi ‘her tarif bir tahriftir.’ Öznelliğimizle tarif ettiğimiz her şeyi bir ölçüde tahrif ediyoruz. Kendimiz dışındaki bir şeyi ille de tanımlamak zorunda değiliz. Hayat sadece bizim açımızdan ibaret değil. Birçok boyutu olan hakikatin tek boyutla tanımlanması tahrife neden olur. Bir şeyi kendi bakış açımızla tanımlamak yerine kendi şartlarında anlamaya çalışmak daha insani bir yaklaşımdır ve daha sağlıklı sonuçlar doğurur.  

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ali Bulaç Yazdı: Yükselen Milliyetçilik Ve Aşınan Kimlikler
Ali Bulaç Yazdı: Yükselen Milliyetçilik Ve Aşınan Kimlikler
Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor…
Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor…