Coşkun Uzun Yazdı: Uyanmak Lâzım…!

İktidara gelmekle değil, kıble bilinciyle, adalet ve istikamet üzere olmakla emredildiğimizi…. İslâmî, siyasî bir hafıza kaydı, birikim, sermaye olmadan, bir metodoloji ve stratejiye tabi olmadan meşru bir yol yürümenin mümkün olmadığını kabul edebilirsek….

Coşkun Uzun Yazdı: Uyanmak Lâzım…!
Coşkun Uzun Yazdı: Uyanmak Lâzım…! Zehra

Müslümanlar;

Birbirlerinin dindarlıklarını sorgulamaktan..... Ahlâklarını ve insanlıklarını ölçüp tartmaktan…. Fikir ve düşüncelerini çekiştirmekten.... Gurup, hizip ve cemaatlerine çağırmaktan.... Kendi aralarında uğraşırken düşmanlarını ıskalamaktan…. Aidiyetleri ayniyete çevirmeye kalkışmaktan..... Farklılıkları zenginliğe dönüştürememekten…. Mezhep, şeyh, üstad, hoca, alim, lider vs yarıştırmaktan…. Vakıf, dernek, sendika, STK karşılaştırmaktan…. Allah(cc)’a ve birbirlerine din öğretip dayatmaktan.... Geçmişi, müktesebatı, yaşanmışlıkları ve hukuku çiğnemekten…. Tasavvufun felsefesini bırakıp, mensuplarıyla uğraşmaktan…. Dinin kaynaklarını sorgulamaktan…. Kaynakları rivayetlerle kirlenen israiliyat ve tortulardan arındıramamaktan…. Sünnet’in Din’deki yerini bilmemekten…. Hz. Peygamber (sav)’in Kur’an’daki konumunu görmemekten…. Hadis rivayetlerini usulünce eleştirememekten… Hadis ilmini ulu orta itibarsızlaştırmak, yargılamak veya reddetmekten…. Kardeşliği ve geleceği baltalamaktan…. Gündemi belirlemek varken, güncelin peşinde oyalanmaktan…. Aile yuvasını kurmadan devlet kurmaya kalkmaktan…. Geçmişle büyülenip melankoli yaşamaktan…. Yarınları, belirsiz geleceklere ertelemekten… Oturup beraberce iki bardak çay içememekten…. Sorumluluk yüklenemeyecek insanlarla yola çıkmaktan…. Kendileriyle ancak geyik muhabbeti yapılabilecek tiplerden medet ummaktan…. Sebepleri ve süreci sorgulamaktansa  sonuçlara, olaylara takılıp kalmaktan…. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan…. Sorumluluğu başkalarına, topu taca, golü kendine atmaktan…. Cemaat olmayı örgüt kurmayla karıştırmaktan…. Cemaat olamayıp cemaatçilik oynamaktan… Ömrü geçip gittiği halde, kendini sürekli bir olağanüstü bir geçiş döneminde/ortamında görmekten…. Başlarındaki siyasîleri ilâhî bir armağan sanmaktan…. Dizi ve filmlerle ‘tarih bilinci’ devşirmekten…. Coğrafyalarına, ırklarına ve geçmişlerine öykünüp kutsamaktan…. Kendilerini fazla abartıp, ümmetin umudu ve İslâm’ın son kalesi sanmaktan…. Ehven olanı, hayrı bırakıp ‘ehven-i şerre’ razı olmaktan…. Demokrasi ve sayıların üstünlüğüne ikna olmaktan…. Nitelikten vaz geçip niceliği tercih etmekten…. Tevhid’in yerine çağdaş ‘teslis’ler ikame etmekten…. Adaleti soyut bir isim ve tabelâ haline getirmekten…. Sahte mutluluklar, geçici aşklar yaşamaktan…. Kuklacıyı bırakıp kuklayı vurmaktan…. Rabbi dururken kullara umut bağlamaktan…. İlâhî olanla beşerî olanı karıştırmaktan…. Yeryüzünde Cennet’i aramaktan…. Coğrafya, ırk, renk, dil peşinde koşmaktan…. Dinin, Kur’an’ın, İslâm medeniyetimizin değer ve kavramlarıyla savaşmaktan… Batının aklı ve kavramlarıyla düşünüp yaşamaktan… Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurtmaktan…. Sonsuz krediye sahip olduğunu sanmaktan…. Aperatif çözümler, geçici reçetelerle oyalanmaktan…. Ameliyatlık meseleleri pansumanla geçiştirmekten… Denenmişleri ısrarla ve tekrar denemekten…. Haramları meşrûlaştırıp besmele çekmekten…. Susuz havuzlara balıklama atlamaktan…. Kurtarıcı, mehdi, mesih beklemekten…. Celladına aşık olmaktan…. Aynı delikten defalarca ısırılmaktan….

Eline marul dikeni batıp yataklara düşmekten…. Ödediği küçük bir bedel/fatura için ömür boyu caka veya tafra satmaktan…. Mümkün ve yakın olanı bırakıp, uzak idealler peşinde koşmaktan…. Emperyalizme ve sömürüye maruz kalmaktan veya bunlara müsait olmaktan….

Aziz İslâm’a, evrensel değerlere, tevhidî kimlik bütünlüğüne ait olamamaktan…. Ömrü boyunca, kendisi için üretilmiş ‘Yel değirmenleri’yle ‘Donkişotvârî’ savaşmaktan…. Kur’ancılık, Meâlcilik, Tarihselcilik, Hadisçilik, Tasavvufçuluk, Particilik, Sendikacılık vb ile avunup oyalanmaktan…. Entelektüel, aydınlatıcı, farkındalık oluşturan Müslümanca bir bilinç/iradeye sahip olamamaktan….

Başını kaldırıp;

Ahirete azık, Cennet’e bilet olabilecek her şeyi sahiplenerek, Vakti ve sorumluluklarını kuşanmaya….!

Tahakküm oluşturan, mutlaklaştırılan, dokunulmaz kılınan modern, seküler, liberal düşünceye karşı koymaya….

Batılı aklın ürettiği ontoloji ve epistemolojisiyle hesaplaşabilecek aktif bir bilince sahip olmaya….

İnsanlığı anlayıp ümmeti kucaklamaya… Geçmişi ve yarınları bırakıp bu günü yaşamaya… Sadece başına gelenlerden değil arkadaş, kardeş, komşu, arkadaş tecrübelerinden de yararlanmaya….!

Fitne yeryüzünden kalkıp, yaşanılan din yalnız Allah(cc)’ın oluncaya kadar uzak/yakın bütün şer cepheleriyle mücadele etmeye….!

İmkân ve fırsat bulabilirlerse.... Önceliklerini sıraya koyabilirlerse…. Birbirlerini anlayabilirlerse…. Bir araya gelebilirlerse….

Uyku, gaflet, ihmal ve istismardan uyanabilirlerse….!

Okuyup öğrenmek, tartışıp yorumlamaktan bir adım öteye geçer, hayatın gerçeklerine uyanır da, bildikleriyle amel edip yaşamaya başlarlarsa….

Fotoğrafın tamamını, parçadaki bütünü, çekirdek ve tohumdaki meyveyi/fidanı/ormanı görmeyi başarabilirlerse….

İslâmî otorite ve Kur’anî meşrûiyeti inşa/ikame edecek, adalet nizamını tesis edecek bir strateji geliştirebilir, İslâmî hareketi doğuracak çapta bir varlık mücadelesini üstlenebilirlerse…

Kendilerini vahiyle güncelleyip tarih, siyaset, ticaret, bilgi, ahlâk, sanat, edebiyat, eğitim, mimari ve kültürün felsefesini üretebilirlerse….

Kendileriyle birlikte ortam ve mekânlarını İslâmîleştirebilirlerse....

Birikim ve enerjilerini kendi aralarında harcamaktan vaz geçip, bütün dikkatlerini İslâm’ın düşmanları üzerinde yoğunlaştırabilirlerse….

Kur’an’dan, Sünnet’ten, Siyer’den Tarihten, Felsefeden, Sanattan, Takvadan bilip öğrendiklerini başkalarına hoparlör olmak için değil, hayatın içinde yaşamak için kullanırlarsa….

Özeleştiri/muhasebe/murakabe/istişare müessesesini işleterek, zamanın ruhuna yazık etmeden, adil ve ahlâkî olmayan/şaibeli ilişkilere girmeden, bedelini herkese ödetmeden, attıkları her adımda, yaptıkları her işte, söyledikleri her sözde, Allah(cc) karşısında verecekleri hesabı düşünerek hareket ederlerse….

Sultanın/siyasilerin/devletin/hükümetin sofrasına oturan alimin fetvasının geçersizliğini, şahitliğinin kabul edilmeyeceğini ve işimizin vaktimizden çok olduğunu, dolayısıyla kaybedecek zamanımız olmadığını hatırdan çıkartmazlarsa….

“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan buğday ek, 10 yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik, 100 yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir.” Çin atasözündeki düsturları da imrendirecek iş ve tasarruflarda bulunurlarsa….

Yahudi ve Hıristiyanları velî/dost/dayanak/sırdaş edinmezlerse….

Allah(cc)’ın dininin düşmanları olan zalimleri, tağutları, emperyalistleri, siyonistleri, sosyalistleri, kapitalistleri ve küresel teröristleri yoldaş edinmezlerse....

Şahısperestlik, putperestlik ve güce tapıcılığın her türünden kaçar, aldatılmaz, kandırılmaz, ihanete uğramaz, gemide yalnız/trende tek başına kalmaz, yola çıktıklarıyla yolda bulduklarını değiştirmez ve istikamet üzere yürümeye devam edebilirlerse….

İslâm’ı kendine göre yorumlamadan, ilave ve eksiltmeler yapmadan, olduğu gibi kabullenmenin derdinde olurlarsa…. Müslümanlara ve İslâmî çalışmalara rota, kota, çita koymaya ve sınır çizmeye kalkmazlarsa….

İslâm medeniyetini yüreklerde ve coğrafyalarımızda yeniden inşa etme uğruna gece/gündüz demeden, durup dinlenmeden, bıkıp usanmadan, yorulmadan, nadide çiçekler eker, seçkin/cins fidanlar dikerlerse….

Evrensel bir kimliğe, ümmet duyarlılığında bir yüreğe ve insanî erdemlere sahip çıkabilirlerse….

Göz aydınlığı, Cennet sermayesi, mutluluk ve huzur vesilesi olacak; evi, sokağı, okulu, işi, sanatı, edebiyatı davet aracı olarak kullanabilecek ‘öncü nesiller’ yetiştirmek için kollarını sıvarlarsa….

Dini, dili, ırkı, coğrafyası ne olursa olsun, mazlumların yanında ve zalimlerin karşısında olmayı becerebilir, bunu şiar edinirlerse….

Akacak bir damla mazlum kanını veya gözyaşını siyasî iktidar ve nimetlerine, dünya dolusu servete, mala, çıkara, menfaate değişmezlerse….

Ehl-i Sünnet/Ehl-i Beyt, Sünni/Şiî, Maturidi, Eş’arî, Vehhabî, Selefî, Hanefi, Şafi, Malikî, Hanbelî bayraktarlığını değil… İslâm’ın, Kelime-i Tevhid’in, Kur’an ve Sünnetin, insanlığın, ümmetin, evrensel değerlerin sancaktarlığını yaparlarsa…

Akidelerinin mezhepleştirilmesine, Dinlerinin mezheplere, guruplara, hiziplere bölünmesine, Mezheplerinin, meşreplerinin, gelenek ve kültürlerinin dinleştirilmesine izin vermezlerse....

Dinlerinin ve insanlığın düşmanları olan; kâfirlere, müşriklere, ateistlere, dinsizlere, sosyalistlere, kapitalistlere, emperyalistlere, siyonistlere, zalimlere, mücrimlere, fasıklara, tağutlara, işbirlikçilere, tetikçilere, taşeronlara gösterecekleri olumsuz, soğuk, sert, tavır, tutum ve karşılığı….

Allah(cc)’ın ve Peygamber(sav)’lerin dostları; iman, kıble ve ibadet ehli olan müslüman kardeşlerine gurup, hizip, cemaat, mektep, meşrep, mezhep ayırımı yapmaksızın gösterecekleri içten, yumuşak, samimi, sıcak, ülfet, muhabbet, ilgi ve alakayı….

Birbiriyle karıştırıp yerlerini değiştirmezlerse…. ‘Hoş göreceklerine’ kin ve düşmanlık üzere.... ‘Hor göreceklerine’ de sevgi ve muhabbet üzere davranmazlarsa….

Eleştiri, müzakere, muhasebe, murakebe  ve istişareye açık olabilirlerse….

Kendilerini tek bir fikre, tek bir düşünceye, inanca, şahsa, mezhebe, cemaate, tarihe, bilgiye veya coğrafyaya kapatmazlarsa….

Ne zaman ve nasıl geleceği belirsiz o yarınlarda...... Belki bir şeyler/güzel işler yapabilecekler....

Her şeye, kendimize rağmen, bizleri nefsimizle baş başa bırakmayan Rabbimize güvenip dayanarak…. İhtiyarlık gelmeden gençliğin, hastalıktan önce sıhhatin, fakirlikten evvel varlıklı olmanın, meşguliyet başlamadan boş vaktin ve ölüm gelmeden önce hayatın kıymetini bilip, bunların hakkını vereceğimize inanıyoruz.

Halâ kendimize olan umudu kaybetmiyor ve sabırla yarınları bekliyor, kulluk nöbetlerine devam edenleri, ahde vefâ/sadakat gösterenleri selâmlıyoruz.

“Din ve İslâm’ın” her önüne gelenin, hakkında söz söyleme ‘cesaret ve cüretinde’ bulunabildiği, adeta bir “serbest atış poligonu” haline geldiği şu ortamda….

İktidara gelmekle değil, kıble bilinciyle, adalet ve istikamet üzere olmakla emredildiğimizi…. İslâmî, siyasî bir hafıza kaydı, birikim, sermaye olmadan, bir metodoloji ve stratejiye tabi olmadan meşru bir yol yürümenin mümkün olmadığını kabul edebilirsek….

Ümmetin/insanlığın maslahatı, açık dâvet, kollektif liderlik/içtihad, gönüllü tevhidî değişimlerle yol alacak….

Kitabımız Kur’an-ı Kerîm’i dikkatle… fakat onun dışında her şeyi, (olayları, tarihi, sosyolojiyi, siyaseti, felsefeyi, coğrafyayı, siyeri, edebiyatı, mantığı vs) ‘’eleştirel bir dikkatle’’, mutlaklaştırmadan, teyakkuz halinde okuyacak, araştıracak, öğrenecek ve yaşayacağız…..!

Tevhidîlik temelinde, Kur’an’ı temel kaynak bilerek, Sünnet’in Nebevî örneklik ve Risalet pratiği ile, Tedricilik ilkesine uygun, Ahlâkîliği kuşanarak, İtidâl üzere, İfrat ve Tefritten uzak, İstişare halinde, Murakabe/mütalâa/münazara ederek, Bağımsız/muhalif/özgün/özgür muvahhid bir kimlikle hareket ederek….

Sabır ve tahammülle, uzun soluklu bir mücadelede, acele etmeden, omuz omuza yürüyebilecek kardeşlerimizle yola çıkarak…. Esas olanın bilgi, eğitim, çokluk, güç vs olmadığını hatırda tutarak…. Geçer akçenin ahlâken tutarlı tavır/duruş ve salih amel olduğunu bilerek… Müslümanca ve örnek bir yaşayışla…!

Uyanalım, uyaralım ve beraberce ayağa kalkalım diyoruz…!

Allah(cc)’ın diniyle, İslâm’la ve müslümanlarla, kendimizle, ahiretimizle ilgilenelim…. Mesaimiz, sevincimiz, kederimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz, tek derdimiz bu olsun… Bilineceksek böyle bilinip tanınalım…. Başımıza bir iş gelirse de sadece bununla anılıp sabıkalanalım….

İslâm’dan başka ‘Namus-u Ekber’ edinmeden….

Allah(cc)’ın, Peygamber(sav)’in hatırını hiçbir hatıra fedâ etmeden….

Sadece ve sadece Allah(cc)’ı razı etmek zorunda olduğumuzu unutmadan….

Ömrümüz bu yolda geçsin istiyoruz….

Vesselâm.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ali Bulaç Yazdı: Yükselen Milliyetçilik Ve Aşınan Kimlikler
Ali Bulaç Yazdı: Yükselen Milliyetçilik Ve Aşınan Kimlikler
Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor…
Türkiye’de Edward W. Said’in “Kültür ve Emperyalizm” kitabı okundu, okunuyor…