Ali Bulaç Yazdı: Filozofların Rüya Görüşü

Adına "İslam felsefesi" dediğimiz düşünce çizgisinde eser koyanlar, rüya konusuyla da ilgilenmişlerdir. Genellikle Meşşailer, Platon ve Aristo fiziğinden yararlanarak rüyanın bir bilgi ve bilgilenme kaynağı olduğunu savunmuşlardır.

Ali Bulaç Yazdı: Filozofların Rüya Görüşü
Ali Bulaç Yazdı: Filozofların Rüya Görüşü Zehra

Adına "İslam felsefesi" dediğimiz düşünce çizgisinde eser koyanlar, rüya konusuyla da ilgilenmişlerdir. Genellikle Meşşailer, Platon ve Aristo fiziğinden yararlanarak rüyanın bir bilgi ve bilgilenme kaynağı olduğunu savunmuşlardır.

Bilindiği gibi Platon’a göre bilinen her şey ya duyu ya da kavram bilgisinden ibarettir. Duyan ve akleden özelliğe sahip nefs her ikisini kendinden toplar. Duyulardan gelen izlenimler de aklın ürettiği kavramlar da nefiste bulunuyor. Bu çerçevede algılanan algılayanla aynıdır. Nefs basit/yalın tek varlıktır, kendisinde ikilik söz konusu değildir. Nefsteki izlenim algılanan şeyin formudur. Yani form kendisinden başka değildir. Nefs bu durumdayken dahi o kendisinde vardır. Canlılar da ortak olan duyu gücü eşyanın formunu yani renk, şekil, tad, ses, koku ve dokunmayla ilgili ferdi özelliklerini algılar, böyle olan her form maddeyle ilişkilidir. Akli kavramları algılayan ise, hem varlığın türlerini algılayan, hem de onlara ilişkin özellikleri ayırt eden güçtür. Algılayanın ve algılananın aynı olmasının sebebi budur. Akıl da böyledir, nefs akli kavramları algıladığı için o da kavramdan başka değildir. Platon nefsin tüm duyulur ve akledilir şeylerin mekanı olduğunu söyler. Aristo'ya göre ise rüya dış dünyadaki duyu objelerinin ortak duyuda bıraktıkları izlerden ibarettir. Dış dünyadaki objelerin kendilerine özgü suretleri var, rüyada suretler birleştirilmekte, cisme benzer soyut imajlar ve temsiller çıkarmaktadırlar. İşte uyku sırasında görülen rüyalar söz konusu duyulardaki benzer imajlardır. Objeler gerçektir, bu yüzden rüyaları inkâr eden duyu objelerini inkâr etmiş olur. Sonraları meşşailerden İbn Rüşt, bunu rüya olgusunun sadece bir parçası olan "yalancı rüyalar" olarak nitelendirecektir. (26)

Filozofların rüyaya duydukları ilginin üç anlamı var: İlki rüyayı tabiat ilimleriyle bağlantılı ele almışlardır; ikincisi rüyanın psikolojik bir hal olduğunda müttefiktirler, diğeri de nübuvvetle olan ilişkisi üzerinde durmuşlardır. Özellikle Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd, rüyayı peygamberlikle ilgisi bakımından ele almış, Yunan düşünce evreninde yer almayan bir konuyu (vahiy ve nübuvveti) enine boyuna incelemişlerdir. Sorun, akıl dışı olayların sahnesi olan rüyanın akılla ilişkisini kurmak ve nübuvvet inancına akli bir açıklama getirmek şeklinde özetlenebilir. Bu açıdan rüya kutsal ve ilahi karakterdeki kaynakla ilişki kurup bilgi edinmek yanında, ahlaki kemal ve ruhi olgunlaşmanın da aracı görülmüştür.

İlk Müslüman filozof ünvanına sahip Kindi, tabiat ilimleri arasında önemli yere yerleştirdiği rüyayı ve yorumu nefsin bir fonksiyonu olarak görüyordu. Ona göre rüya tabiat ilimleri arasında inceliği olan ve özellikle nefsin güçleri üzerinde söz etmeyi gerektiren bir konu, nefisle ilgili bir husustur. Nefsin hakiki güçleri iyi bilinmedikçe rüyayı çözmek mümkün değildir. Uyku nefsin tüm duyuları kullanmayı terk etmesidir. Şu var ki uykuda duyular çalışmasa da yapımız aynıdır. Uyku sağlığı yerinde olan canlının tabii olan duyuları kullanmama halidir. Uyku sırasında birtakım iç duyular, söz gelimi muhayyile, musavvire serbest hale gelir, böylelikle rüya gerçekleşmiş olur. İç duyular hem uyanıkken hem uykuda fonksiyon görürler ama uykuda iç duyular daha etkin hale gelirler. Nefs Yaratıcı’dan bir öz taşır, bu parça sayesinde sadık rüya gerçekleşir. Duyular ve nesneler, algılayana tâbidir; ondaki belirsizlik, bozukluk veya değişiklik onun madde ile olan ilişkisinden kaynaklanır. Mesele şu ki, duyularımız maddeye bağlı iken iç duyular –mesela tasarlayan duyu/musavvire- maddeye bağlı olmadığından bir bozulma söz konusu olmaz. Bu yüzden uykuda görülen şekiller daha mükemmel ve daha güzeldir. Duyularımız bize boynuzlu, tüylü ve tabii olmayan bir insan veya konuşan bir hayvan tasavvuru veremez, çünkü tabiatta böyle bir varlık yoktur, olmayan şeyi göz göremez. Ama düşünce (müfekkire) ve tasarlama (musavvire) gücü uçan insan veya konuşan kuyruklu hayvan tasarlayabilir. Tüm duyularımızın etkisinden kurtulduğumuzda herhangi bir düşünce maddeden soyut olarak zihnimizde canlanır, sonra duyunun sağlayamadığı algıları uykuda duyu algıları şeklinde elde ederiz. İşte rüya nefsin düşünceyi kullanırken, duyuları kullanımdan kaldırması olayıdır. (27)

İslam filozofları Yunanlıların “fantezi” dediği şeye musavvire (tasavvur eden, tasarlayan) veya  muhayyile (düşleyen, hayal eden) ismini vermişlerdir. Musavvire veya muhayyile birer güç veya iç duyudur, uyku sırasında aktif hale gelir, bu sayede insan cisimlerin, nesnelerin manevi suretlerini temaşa eder. Kindi rüya ile vahiy arasında irtibat kurmaz, çünkü ona göre vahiy rüyadan farklı ve üstündür. Nefs, olaylar vuku bulmadan önce semboller aracılığıyla haber verir, bunun önşartı kişinin idrakini zayıflamaktan korumasıdır. Sadık rüya görmek için de doğru düşünmek gerekir. Doğru düşünmeyen kimse ne sadık rüya görür ne rüyayı doğru yorumlar.

Farabi de rüya ile iç duyulardan olan muhayyile arasında doğrudan ilişki kuruyor. Ona göre rüyada merkezi rol mütehayyile gücüne aittir. Bu güç kendisine gelen suretler ve akıl ile istek gücünden gelen yönlendirmelerle meşgul olur. Uykuda ise bu güçlerin fiilleri durur, onların denetiminden kurtulurlar, kendi başına kaldıkları için özgürleşirler. Bu gücün üç fonksiyonundan söz edilebilir: Duyulardan gelen resimlerin saklanması; bu resimleri bölümlere ayırmak veya birleştirmek; kendisindeki duyu nesnelerini akledilirlerin mizacın beslenme ve istek gücünün taklit veya benzerlerini üretmek. Mütehayyilenin bu özelliği rüyaların farklılaşmasında önemli rol oynar. Rüyada görülen semboller ve teşbihler ile rüyaların yorumlanması bundan kaynaklanır.  Mizacı oluşturan özellikler, unsurların miktarı, karışımı rüya görmenin sebeplerinden biridir. Kişi mizacına uygun rüyalar görür.

Farabi’nin rüya görüşü söz konusu karışımlar, mütehayyile gücü, düşünme, istek ve duyu verilerine dayanmaktadır. Bu tür rüyalar temelde insan fizyolojisinin ve idrak güçlerinin fonksiyonlarının uykuda devam etmesiyle ortaya çıkar. Kişi bu tür rüyalarda günlük hayatta yaşadığı olay ve olguları bilincinde olmaksızın devam ettirmektedir. Dikkat edilirse Farabi bu görüşüyle, tezini “bilinçaltı”na dayandıran Freud’u uzak mesafeden haber vermiş bulunmaktadır.

Bunun yanında Farabi başka rüya türlerinden de söz eder. Bu rüyalarda mütehayyile yanında ilahi bir kaynak ve vahiy meleğine tekabül eden faal akıl önemli rol oynamaktadır. Faal akıl bilkuvve akledilirleri faal hale getirir, bilkuvve akıl bilfiil akıl olur, uykuda akledilirleri tahayyül yetisine aktarır; böylece mütehayyile akledilirleri resimlere dönüştürür; temsil ve tekrar eder. Faal akıl’dan gelen bilgiler ya ma’kuldur veya parça (cüz’)dır. Nefs-i natıka seviyesindeki akledilirlere karşılık gelen şeyler teorik ve pratik akıl olmak üzere ikiye ayrılır. Mütehayyile kendisine gelen cüzleri (tikeller) ya oldukları gibi veya onları duyu nesnelerine dönüştürerek kabul eder. Cüz niteliğindeki bilgiler şimdiki zamana ait olabilecekleri gibi, geleceğe ait de olabilirler; ancak makullerin bilgileri rüyada nadiren elde edilir. Farabi rüyada gerçekleşen bu ilahi idraklerin gündüz uyanıkken de gerçekleşebileceklerini söyler. Ama bu herkeste olmaz, seçkin kişilerde vuku bulur. Bu özel ve ilginç halin uyanıkken gerçekleşmesi kişinin mütehayyile gücünün yüksek olmasına bağlıdır. Bunun için de dış dünyadan gelen duyu suretlerinin onu Nefs-i natıkaya hizmet etmesine mani olmak gerekir. Mütehayyile gücü faal akıl’dan gelen şeyleri görme yetisiyle elde edilen suretlere dönüştürerek temsil eder. “Almak, görmek ve kabul etmek” faal akıl’dan gelen şeyleri almak, görmek ve kabul etmektir. Faal akıl’dan gelen şeyler mütehayyile tarafından ortak duyulara aktarılır, filozofumuz orada da duyu objelerinin resimleri olarak temsil edildiğini öne sürer. Farabi bu yolla hem vahyi ve hem çeşitli rüyaları ve kehanetleri açıklamaya çalışır.

Farabi rüyaları çeşitli kademelere ayırır: En yüksek mertebede nübuvvet bulunur. Vahiy alan peygamberde mütehayyile en yetkin biçimde fonksiyon görmektedir. Peygamberlerin altında kısmen uykuda, kısmen uyanıkken rüya gören insanlar yer alır. Üçüncü derecede bu türden güzellikleri ruhlarında tahayyül ettikleri halde gözleriyle görmeyenler var. Son kademede bunları sadece uykusunda görenler bulunur. Bu şahıslar yaşadıkları tecrübeleri simgelerle, işaret ve bilmece türünden ifadelerle dile getirirler. Bu dört mertebenin dışında olanların gördüğü rüyalar veya tahayyülleri ruhi bozukluklara, şizofrenik durumlara girer. Aptal, deli, meczup diyebileceğimiz insanların hem mizaçları hem tahayyülleri bozuktur. (28)

Farabi vahiy konusunu klasik bakış açısından farklı, daha çok insanın psiko-entelektüel yapısı çerçevesinde ele alır. Ona göre söz konusu ontik farkın  ortadan kalkması için ilk tetikleyici, hareket ettirici ilke ilahi karakterde ve ilahi menşe'lidir, fakat sonraki süreçte asıl etken insanın kendisidir. Bu da filozofu vahiy akışının muhatabı, ilahi irade tarafından seçilmediği fikrine götürür. Bu açıdan bakıldığında gerekli ve yeterli donanıma sahip olan her insan vahiy alabilecek pozisyona sahip olabilir. (29)

Notlar

26) Atilla Arkan, Meşşai gelenek bağlamında İbn Rüşd felsefesinde rüya, Divan-İlmi Araştırmalar, Sayı: 15 (2003/2), s. 105.

27) Kindi, Felsefi risaleler, Çev. Mahmut Kaya, İz Y. İstanbul-1994, s. 139-142; Kindi, Felsefi risaleler, Mahmut Kaya, Klasik Yay. İstanbul-2002, s. 130.

28) Farabi, el Medinetü’l fazıla, Çev. Nazif Danışman, MEB Yay., İstanbul-1990, s. 71-78: Ara ehl el medine el fadile (Fazıl medine halkının reyleri) Çev. Nazif Danışman, İÜ Edebiyat Fakülüesi Yay., İstanbul-1950, s. 50-54.

29) Yaşar Aydınlı, Farabi'de Tanrı-insan ilişkisi, İz Yay., İstanbul-2000, s. 132.

........Devam edecek....

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ali Bulaç Yazdı: Modern Psikolojiye Göre Rüya..
Ali Bulaç Yazdı: Modern Psikolojiye Göre Rüya..
İnsan olmak zor, ama anne insan olmak daha zor!
İnsan olmak zor, ama anne insan olmak daha zor!