bodrum escort

Müslümanlara ‘diriliş’ çağrısı yapan Üstad Sezai Karakoç: Mehdi meselesini yanlış anlıyoruz..

Üstad Sezai Karakoç, partisinin bayramlaşma programında açıklamalarda bulundu. Müslümanlara ‘diriliş’ çağrısı yapan Karakoç, mehdi algımızın yanlış olduğunu belirterek şöyle konuştu:

Müslümanlara ‘diriliş’ çağrısı yapan Üstad Sezai Karakoç: Mehdi meselesini yanlış anlıyoruz..
Müslümanlara ‘diriliş’ çağrısı yapan Üstad Sezai Karakoç: Mehdi meselesini yanlış anlıyoruz.. Zehra

Üstad Sezai Karakoç, partisinin bayramlaşma programında açıklamalarda bulundu. Müslümanlara ‘diriliş’ çağrısı yapan Karakoç, mehdi algımızın yanlış olduğunu belirterek şöyle konuştu:

‘Yanlış yorumluyorlar, Mehdi deniyor ya, Mehdi devri diyelim, biz onu bir insan olarak düşünmeyelim, insan da olabilir, olmayabilir. Yani bir gün gelecek Müslümanlar bütün dünyaya hâkim olacak. Ondan sonra da Allah’ın lütfettiği kadar yaşadıktan sonra bu dünyanın devri bitecek ahiret başlayacak. “Müslümanlar çok zor duruma düşecek de Mehdi gelip kurtaracak.” Bu da yanlış bilgidir, bu da Hristiyanlardan ve Yahudilerden gelmiş yanlış bir yorumdur. Hristiyanlık çöktü mü, Hz. İsa yeniden gelip bizi kurtaracak veya işte Yahudiler, bir gün gelecek, Davut soyundan biri gelip bizi kurtaracak, diyorlar.'

Konuşmanın tam metni:

Bayramımız mübarek olsun ve kıyamete kadar da bayramlarımızı biz Müslümanlar bağımsız, hür ve boynumuz eğik değil, dik olarak kutlamayı Allah bize nasip eylesin.

Tek kudret sahibi, tek kimseye muhtaç olmayan ve tek başına var olan Allah’ tır.

Biz insanlar ve diğer yaratıklar, her varlık, her şey kendisine verilmiş bir kaderle, kendine tayin edilmiş bir hayat ve bir ölümle yaşar. Kendisi tayin etmez onu. Onu tayin eden, işte Allah’tır.

Bu sebeple her şeyden önce bir İslâm toprağında dünyaya geldiğimize hamd edelim, şükredelim. Bu bize bir mazhariyettir, Allah’ın bize bir lütfu, İslâm toprağında meydana gelmek, bir Müslüman anadan babadan doğmak, bunlar Allah’ın çok büyük lütfudur. Bize verilmiş, niye başkasına verilmemiş? Bunu sormaya kimsenin kudreti yoktur. İşte burada asıl önemli olan konu. Sen kendin seçip de gelmedin, sana bu verildi. Ve ondan sonra da, her türlü bizi yoldan çıkarmaya çalıştılar, yanlışlıklar yapılarak yön verilmek istendi, fakat biz buna rağmen Müslüman kaldık, Müslüman kalıyoruz ve inşallah ölünceye kadar da Müslüman kalacağız. Bu da bize Allah’ın büyük bir lütfudur. Bizim ufak bir, yanlış bir mantıkla ayağımız kayabilirdi. Bunun için de ortada çok çalışmalar var. Onun için Allah’a bu Kurban bayramı günü öncelikle, bir Müslüman olduğumuz için, Müslüman toprağında dünyaya geldiğimiz için, Müslüman anne babadan geldiğimiz için ve Müslümanlığımızı bütün gücümüzle devam ettirmeye çalıştığımız için öncelikle Allah’a hamd edelim.

Unutmayalım, çünkü bu şekilde ayağı kaymışlar bizim için çok büyük kayıptır ve onların işi yine Allah’a kalmıştır. Tekrar Allah onları kaldırabilir, tekrar kurtarabilir, son nefeste bile kurtarabilir.

Bu türlü, bu nimetleri saymakla bitiremeyiz, bundan ibaret değil bize verilen, bayram namazını kıldık, bayram namazı yine Allah’ın bir lütfudur. Hep bir araya geldik biz Müslümanlar, birlikte namaz kıldık. Ve bütün bu Kurban bayramının ana, esas hedefi hacdır. Hac, yine biz Müslümanlara Allah’ın bir lütfudur.

Nedir hac? Allah’ın Evi olarak yapılmış Kâbe’yi gidip ziyaret ediyoruz, onu yapan peygamberi, onun başından geçenleri, ondan sonra İslâm’ın nasıl geldiği, Peygamber Efendimiz, ashab, Mekke, Medine, onları görüyoruz. Onlarla bütün bir İslâm tarihini yaşayarak dönüyoruz. Orada hiç tanımadığımız Müslümanlarla hep kucaklaşıyoruz, buluşuyoruz, görüşüyoruz, dertlerimizi paylaşıyoruz. Hac yine Müslümanlara Allah’ın lütfettiği büyük bir iyilik, büyük bir imkân ve büyük bir güçtür. Eğer biz bunu hakkıyla kullansak, Müslümanları yenecek kuvvet yoktur. Hacca giderken yine sadece Mekke’yi, Medine’yi görmüyoruz, Kudüs’e uğranıyor Şam, Bağdat, herkes bir taraftan geliyor, birbirleriyle buluşuyorlar.

Bunlar, şimdi, her zaman tekrar edildiği için, sıradan bir olay gibi geliyor. Aslında bunların hepsi mucize, hepsi harikadır, her an bir harikayla yaşıyoruz. Hac, zekât, namaz, hani namazdan sonra tesbih yaparız; 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdulillah, 33 defa Allahuekber deriz. Aslında bunu düşündüğünüz zaman, niçin Subhanallah diyoruz? Çünkü işte Allah bu kâinatı yaratmış; insanları, varlığı, bunu görünce gözler, hayrete düşüyoruz, hayranlığa düşüyoruz onun için Subhanallah diyoruz. Ondan sonra bize verdiği nimetlere bakıyoruz, sayısız nimetler, maddi ve manevi nimetleri görünce Elhamdulillah diyoruz. Ondan sonra orada durmuyor, kalmıyor, bu maddi, manevi, dünyevi nimetlerden ibaret değil, ondan sonra bize namaz, hac, zekât, kardeşlik, birbirimize sarılmak, şehitlik, bunlar verildiği için de Allahuekber diyoruz.

Bunun gibi, her an Müslümanlık işte böyle, bu dünyada bile bu kadar bir harika, mucizevi bir hayatı yaşamak olduğuna göre, bir de düşünürsek ahiret nedir? Dünya onun yanında bir hiç olarak kabul edildiğine göre, işte ahiretteki nimetleri, Allah’ın bize lütfedeceği nimetleri ve mucizeleri, ebedi mucizeleri düşünmemiz mümkün değil, tasavvur etmemiz mümkün değil. Ancak dünyadaki bu örneklerden, muhakemeyle onu az çok tahayyül edebiliriz.

İşte Müslümanlık, bu kadar güçlü, bu kadar doğru, bu kadar hakikate sahip ve bu kadar aklıselim, sağduyulu bir temele dayalı olduğu halde, bugün Müslümanlar ne yazık ki dağınık ve her biri bir nevi bir rüzgâra kapılmış ve daha çok yabancıların etkisinde, onlarla birlikte olmak zorunluluğunda duyuyorlar. Müslümanlar ne yazık ki bugün çok acı bir kıyım içindeler. Bugün Afganistan’ın başına gelen, Libya’nın başına gelen, Yemen’in başına gelen, Suriye’nin, Irak’ın, kısacası tüm Müslümanlar, İslâm âlemi düşmanların oyununa gelmiş birbirlerini kırıp dökmekteler. Bunu çözemedik. 100 yıldır İslâm âleminin en büyük problemi bu.

Evet, iman temeldir, her bir ferdin namazı, orucu, bunlar temeldir. Ancak bunları icra edebilmemiz, hakkıyla yerine getirebilmemiz için önce hür ve bağımsız olmamız gerekir. Avrupa ezanı okutturmuyor, camini bilmem, nasıl yapıyorsun belli değil. Aynı şeyi bugün Doğu Türkistan’da da yaptırıyor Çin. Okutmuyor ezanı, Müslümanlara işkence, her türlüsünü yapıyorlar. Peki, o Doğu Türkistan’daki Müslümanlar buna layık mıydı? Değildiler. Biz layık olabiliriz, bakın ben size ağır bir şey söylüyorum. Biz layık olabiliriz, fakat iki Müslüman halk bunlara layık değiller. Biri Doğu Türkistan, diğeri Afganistan. Bu ikisi az oldukları halde bağımsız olmak için, dinlerini korumak için, en büyük kahramanlıkları gösterip, onlarca yıl, 20 yıl, 30 yıl, 50 yıl, Çin’le çarpıştı, Rusya’yla çarpıştı. Afganlılar İngilizlerle çarpıştı, Ruslarla çarpıştı, şimdi Amerikalılarla çarpışıyor. Yani bunlar layık değiller. Peki, neden buna uğradılar? Bunun suçlusu değiller, sonuna kadar her biri tam bir kahraman olarak çarpıştı.

Suçlusu biziz, bütün Müslümanlar suçludur. Doğu Türkistan’ın başına gelenden, Doğu Türkistanlıların hiçbir suçu yok, onların hepsi ölürse şehit de olurlar, Allah onların mükâfatını verir. Fakat suçlu biziz, Afganistan’ın başına gelenden suçlu biziz, öbür yerleri demiyorum, Suriye’nin, Irak’ın başına gelenler, bizim başımıza gelenlerden kendimiz suçluyuz. Fakat bu ikisi suçsuz, bunlar maalesef Müslümanların hataları yüzünden. İran, Afganistan’a bana katıl, benim ol, dedi. Pakistan benim ol dedi, öbürleri sahip çıkmadılar, küçük bir ülke, sonunda işte göz diktiler, ilkin İngilizlerle, sonra Ruslara on yıl çarpıştılar yenilmediler, fakat şimdi de Amerikalılarla çarpışıyorlar. Suçlu kim? Biziz.

Demek ki Müslümanların toplum halinde veya toplu, ümmet olarak bir suçları olursa bundan yalnız suçlu Müslümanlar zarar görmez, aynı zaman da hiç suçu olmayan Müslüman da zarar görür. Bu neye benzer? Bir aile düşünün, çocukları var, ona bakmazsa, onu korumazsa, o çocuğun bir suçu yok onda, aç kalır, hasta olur, ölür falan. Çocuğun bir suçu var mı? Yok. Ama onun anne babası suçludur. Tıpkı bunu gibi, küçük ülke olduğu için Doğu Türkistan, Afganistan, Filistin bunlar çocukları gibidir ümmetin, korunmaları lazımdır, korumadılar, onları kaybediyoruz, çocuklarımızı, kardeşlerimizi kaybediyoruz.

Türklerin Müslüman olduğu ilk yer işte Doğu Türkistan, bunun gibi Afganistan yine Selçukluların Müslüman şehirler inşa ettiği yerler. Buralar dünyada paha biçilmez yerler, bir medeniyetin eserleri, işte onları yok ediyorlar. Doğu, Batı ikisi beraber yok ediyor, biri Çin biri Amerika. Avrupa da yardımcı oluyor onlara. Ama kim suçlu? Bütün Müslümanlar suçlu. Bu suçun da cezasını maalesef çekeceğiz, çünkü her suçun bir cezası vardır bu dünyada, öbür dünyada zaten çekeceğiz, bu dünyada da maalesef kendimizi toparlamazsak, İslâm âlemi kendini en kısa zaman da toparlayıp, ayağa kalkmazsa bizde teker teker cezamızı çekeceğiz. Onlar suçsuzken bunlara uğradılar, biz suçluyken elbette cezamızı çekeriz.

Onun için her birimize düşen vazife öncelikle, tabii bir kişi olarak Müslümanlığı öğrenmek, yaşamak. Bu yetmez, sadece bu yetmez. Toplum olarak, bütün Müslümanlar olarak, İslâm’ı yaşamamız lazım ve medeniyet olarak İslâm’ı yaşamamız lazım, çünkü medeniyet olmazsa kendini koruyamıyorsun. Maddi ve manevi medeniyetle ülkeler korunur, insanlar korunur, inançlar korunur, şeref, namus, haysiyet korunur. Evvelden medeniyetimiz neydi? Nerededir? Ne olmalıdır? Bu bizim sadece bireysel vazifelerimiz değil, toplumumuzun da Müslüman olması lazım; toplumun Müslüman olması yetmez bütün İslâm ülkelerinin İslâm medeniyetini yeniden yaşaması lazım; bunun için elbette bir devlet gücü de olması lazım. Çünkü bugün dünya büyük devletlerin elinde. Hele de teknik bu duruma gelince, güç tamamen bunların artık elinde kalmış. Eğer birbirlerinden çekinmeseler bütün dünyayı istila edecekler ve son damlasına kadar onu sömürmeye çalışacaklar. Onun için uyanmamız lazım, Müslümanların uyanması lazım.

Uyanma dediğim budur. Yani bütün Müslümanlar hepsi kardeştir, bütün İslâm ülkeleri hepsi hepimizindir. Bu sınırlar falan gelip geçicidir, bunlar nispidir. Mutlak olan şey, bütün Müslümanların yaşadığı yer hepimizin vatanıdır, yurdudur ve hepimizin ülkesidir. İslam ülkesi, ona sahip çıkmamız lazım. Ta Çin’den, Çin’deki Doğu Türkistan’dan Avrupa’nın ortasına kadar ve yukarıda Kazan’a kadar, güneyde de tabii gidebildiğimiz kadar. Bu bizim ülkemizdir. Bu ülke hepimizindir. Bunun için sınırlar geçicidir, en az bir kontrolle Müslümanlar her yere girebilmeli, hepsi vatandaş olabilmeli, her yerde çalışabilmeli, hepsi Müslümanların ülkesi, yalnızca doğduğu yer değil. İkincisi “İslâm ülkesi”, ikinci sahip çıkacağımız kavram. İkincisi İslam milleti. Evet ırklar vardır, dillerden dolayı farklılıklar vardır. Evet, ırkımız, boyumuz, soyumuz farklı olabilir. Ama milletimiz tektir: İslam milleti.

Kur’an-ı Kerim’de “millet” kelimesi hiç bir zaman bir ırka tekabül etmez, o millet tamamen bir inanca tekabül eder, o inanç İslâm inancıdır. İslam inancına sahip herkes bir millettir. İbrahim milleti dendiği zaman, Hz. İbrahim’in inancına sahip olanların topluluğuydu, fakat toplum büyüdü gelişti İslâm milleti oldu.

Onun için Kur’an-ı Kerim der ki: “İbrahim için Yahudiler derki, o bir Yahudi’ydi. Hristiyanlar derki, o bir Hristiyan’dı. Hayır, İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyan’dı, O bir Müslümandı.” Neden Müslümandı diyor? Çünkü Tevhid inancı var, öbürleri Tevhid inancını kaybettiği için Hz. İbrahim’den uzaklaştılar. İkincisi, o İbrahim milleti dediğimiz şey, sadece soyundan gelenler değildir, ona inananlardır. Ona inananlar büyüdüler büyüdüler işte İslâm milleti oldular. O bakımdan o bir Müslümandı diyor. Kur’an-ı Kerim’de bu böyle açıkça söyleniyor.

Onun için şimdi bunu bilmeyenler, “İbrahimî dinler” gibi laflar ediyorlar, bunlar yanlış sözlerdir, İslâm’a uymaz. İbrahim’in dini İslâm’dır, Tevhid dinidir, gelişmiş son tekâmülünü İslâm’da bularak tamamlanmıştır. İbrahimî dinler diye bir şey yoktur, bir tek din vardır, O din İslâm’dır.

Öbürleri dinden sapmış bir takım ırk şeyleridir, Yahudilerinki ırk olayıdır. Hristiyanların ki de Romalılıktan beri kendi şahsi egoizmi, yani Avrupalılık, Batılılık diye bir şey. Bunlar Yahudiliği de Hristiyanlığı da kullanırlar. Bu bakımlardan biz bu terimlere takılmamalıyız, bir tek din var o da İslâm dinidir, diğerleri dinden sapmalardır. Ona bakarsanız Konfüçyüs dini, Buda dini falan, onlarda bugün din diye anılıyor. Aslında bunların hepsi temelde Tevhid dininden sapmalardır. Şahıslara kapılma, saplanmalardır.

İnsanoğlunun en büyük diyelim ayağının kaydığı yer, insanlara verdiği değerin bir nevi abartılmasıdır. Eski Yunan tanrıları, mitolojik şeyler, aslında insanlar onları tanrılaştırmışlar. Zeus ve hepsi, insanlar bir kadınla evlenir güya, ondan tekrar tanrı çocukları çıkar. Hristiyanlık, Hz. İsa’yı tanrılaştırdığı için Tevhid dinini bozup bu hale getirdiler. Yahudilere göre kendi ırkları üstünüz, diğer insanlar köledir, Allah’ın tek kavmi var o da Yahudilerdir, öbürleri onların kölesidir.

Hâlbuki hiç bir zaman ne Hz. İbrahim, ne Hz. Musa, ne Hz. İsa böyle bir şey söylemez, onlar Tevhid üzeredir. Bunu bizim âlimlerimizin, bilginlerimizin, arkeoloğundan tutun da bilmem neyine kadar hepsinin gündüz çalışıp bunu ispat etmesi lazım. Geçmişte dinin nasıl saptırıldığını, dinin ne hallere getirildiğini, âlimler, bilginler yetiştirip, araştırtıp, ispat etmemiz lazım, bütün insanlara anlatmamız lazım.

Halklar zavallıdır, şimdi bazıları bize şey yazıyorlar, efendim biz Batı karşıtı, Batı reddiyecisiymişiz. Hayır, efendim, biz ne Batının, ne Doğunun ne reddiyecisiyiz, ne de tasdikcisiyiz. Biz kendi özümüze dönmüşüz, biz Müslümanız, biz doğuya da, batıya da isteriz ki sulh gelsin, doğruluk gelsin, iyilik gelsin, insanların hepsi iyi yaşasın. Kimseye düşman değiliz halklara falan, ancak gelip de saldırı yapan, ülkelerimizi birbirine katan onların siyasetçileri ve önderleridir, yoksa biz biliyoruz Avrupa’daki halklar da aslında kendi halinde yaşar, fakat siyasiler onları kullanırlar. Amerika’da da öyledir, her yerde öyledir. Halklara karşı bir şeyimiz yok bizim, ırk olarak da kimseye düşman değiliz.

Biz istiyoruz ki Müslümanlar birleşsin, kendi ülkelerini, medeniyetlerini geliştirsinler ve kendi ülkelerini kurtarsınlar. Ondan sonra da doğuyu ve batıyı da… Çünkü ileride çarpışacak bunlar ve bütün dünyayı mahvedecekler. Doğu ve Batı çarpışması zaten kendi kitaplarında da yazılı. Buna hazırlanıyorlar hep. Hâlbuki buna imkân vermemek lazım, dünya mahvolur, kimse kalmaz. Bunun da gene mesulü biziz, önce kendimizi kurtarmak zorundayız; ondan sonra da hem Doğuyu hem de Batıyı...

Hani Kur’an-ı Kerim’de anlatılıyor. Zülkarneyn güneşin doğduğu yere gitti, oradaki halka siz burada durun dedi. Bir nevi bugün de aynı durumu yaşıyoruz, o belki daha küçük bir alanda yaptı bunu, onu müfessirler tartışıyorlar, fakat bir örnektir, bugün Müslümanlar tekrar kendine gelip, aynı Zülkarneyn gibi doğuya gidip sen dur diyecek, batıya gidip sen dur diyecek. Ondan sonra da dünyaya sulh, sökün gelecek ve İslâm bütün dünyaya hâkim olduktan sonra, Allah’ın bize lütfettiği zaman kadar da yaşadıktan sonra da öbür dünyaya intikal edeceğiz, bu olmadan da kıyamet kopmayacak.

Onu da yanlış yorumluyorlar, o Mehdi deniyor ya, Mehdi devri diyelim, biz onu bir insan olarak düşünmeyelim, insan da olabilir, olmayabilir. Yani bir gün gelecek Müslümanlar bütün dünyaya hâkim olacak. Ondan sonra da Allah’ın lütfettiği kadar yaşadıktan sonra bu dünyanın devri bitecek ahiret başlayacak. “Müslümanlar çok zor duruma düşecek de Mehdi gelip kurtaracak.” Bu da yanlış bilgidir, bu da Hristiyanlardan ve Yahudilerden gelmiş yanlış bir yorumdur. Hristiyanlık çöktü mü, Hz. İsa yeniden gelip bizi kurtaracak veya işte Yahudiler, bir gün gelecek, Davut soyundan biri gelip bizi kurtaracak, diyorlar.

Bizim ki öyle değil. Bizim ki Müslümanlar gelişecek, büyüyecek ve bütün dünyaya hâkim olacaklar ve bütün dünyaya İslâm’ı kabul ettirecekler. İşte o devre Mehdi devri denir. Hidayet devri, yani bütün insanlığın hidayete kavuştuğu devir. Zülkarneyn şahıs olarak anlatılır fakat semboldür. Şahıslar belki söz konusu olacaktır muhakkak tabii, ama esas olan İslâm âleminin kendisi.

Evet, söz bitmez; konuşsak, konuşacağımız şey çok. Onun için kötü şeyler görünce umutsuzluğa kapılmayalım, umut her zaman vardır ve Allah’tandır. Yeter ki direnelim ve birbirimize böyle küçük sebeplerle uzak durmayalım ve küçük ayrılıklara kapılıp da asıl büyük birliği bozmayalım.

Hepimiz, hep birlikte, yeniden diriliş diyoruz biz buna: İslâm’ın dirilişi, tekrar ayağa kalkışı, bunun mücadelesi sürüyor, daha da sürecek ve inşallah nesiller uyanıp, gerekli görevleri üstlenince ve birliği, esas organizasyonu, içten birbirine olan bağlılığı kurarlarsa gerçekleşecektir.

Öbürlerinin de yanlışlıkları oluyor, zaman zaman fırsat doğuyor, İkinci Dünya Savaşı’nda doğdu onu kullanamadık. İnsanlığı kurtarırdık yani, eğer hazır olsaydık. Fakat maalesef İslâm âlemi hazır değildi, kullanamadı. Şimdi tekrar biraz toparlandılar, tekrar İslâm âlemine çullandılar, çullanıyorlar. Hâlbuki fırsat veriyorlar yani, komünizm Rusya’da çöktü, Türkî Cumhuriyetler dediğimiz ülkelerin hepsi bağımsız kaldı. Bir gün bile kaybetmeden birleşmeleri lazımdı. Bu kadar yıl geçti şimdi hepsi yine küçük küçük parçalar halinde bekliyorlar ki ya Çin gelsin, ya Rusya gelsin kendilerini istila etsin. Ama onları da ne Türkiye uyandırıyor, ne İran, ne Pakistan hiç biri de uyandırmıyor.

İşte böyle bir durumdayız, ama bunlar ümitsizliğe sebep olmasın. Bütün her şeyi yöneticilerden beklemeyelim, yöneticiler dışa birçok sebepten dolayı bağlıdırlar. Elleri kolları bağlıdır, çok şey yapamazlar. Onun için, onların dışında yollar vardır. Aydınlar bütün İslâm âlemine aynı fikri, aynı ideali yayarlarsa, sonunda yöneticiler de onlara uymak zorunda kalır. Fakat aydınlar ayrılıp birbirinden kopar ve zayıf olurlarsa o yöneticiler onları idare eder, yöneticileri de dışarıdaki yöneticiler idare eder, adam olmayız. Ama, aydınlar uyanıp kendi aralarında bir birlik ve bütün İslâm âlemine yaygın bir fikir, bir ideal yayarlarsa, onun önüne ne Batı geçebilir, ne Doğu, ne de yöneticiler. Sonunda hepsi teslim olur.

İşte benim, bu yaşa geldim, tecrübelerimden çıkardığım sonuçlar budur. Asla vazgeçmeyelim bütün Müslümanların birleşmesinden. Efendim biz Avrupa’yla anlaşalım da falan filan deniliyor. Hayır, işte Mısır da Batıylaydı, şimdi insanları idam ediyorlar. Olmaz, bu anlaşmaların sonu yok. Savaş mı yapalım? Ben onu da demiyorum. Batıya da Doğuya da hakikatleri söyleyelim, fakat önce kendimiz toparlanalım ve bu idealden vazgeçmeyelim hiçbir şekilde. Bütün Müslümanlar birleşecek ve tek toprağı, tek ülkesi, tek milleti olacak. Tek, adeta devleti olacak, o ayrı bir konu ve tek medeniyeti olacak. Bu olacak, başka bir çözüm olmayacak, aksi takdirde insanlık ve bütün dünya batacak. Benim sözüm bu.

Hepinize tekrar hayırlı bayramlar diliyorum. Kurbanınızı Allah kabul etsin, Haclarınızı kabul etsin. Namazlarımızı kabul etsin ve birbirimize sarılıp bayramlaşmalarımızı Allah kabul etsin.

Hepinize hayırlı bayramlar, inşallah gelecek bayramlarda daha iyi oluruz.

İslamianaliz

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye’de  Atasoy Müftüoğlu’nun “Umut Ve Sorumluluk” kitabı okundu, okunuyor…
Türkiye’de Atasoy Müftüoğlu’nun “Umut Ve Sorumluluk” kitabı okundu, okunuyor…
Atasoy Müftüoğlu yazdı: Anlam Ufuklarını Kaybetmek
Atasoy Müftüoğlu yazdı: Anlam Ufuklarını Kaybetmek