Ali Bulaç Yazdı: Vahiy rüya mıdır? Rüya nedir?

Modern zamanlara kadar rüyaya olan ilgi “yorum/tabir” seviyesinde iken, psikoloji biliminin sahneye girmesiyle rüyanın mahiyeti, beyin faaliyeti ve rüya görenin bilinç halleriyle olan ilişkisi üzerinde durulmaya başlanmıştır.

Ali Bulaç Yazdı: Vahiy rüya mıdır?  Rüya nedir?
Ali Bulaç Yazdı: Vahiy rüya mıdır?  Rüya nedir? Zehra

Vahiy rüya mıdır? I

Rüya nedir?

Bundan önce bu sitede yayınladığımız sekiz yazıda Abdülkerim Süruş’un “Dini bilginin değeri ve evrimi”, “Kelam-ı Muhammed” ve “dini tecrübe” tezlerinden sonra “Nebevi rüya” tezinde karar kıldığını anlatmış, ilk üç tezin etraflıca kritiğini yapmıştık.  Süruş ve Türkiye’de onu takip edenlere göre, Kur’an’ı Kerim’de yer alan bilgi ve haberlerin akıl ve bilimle açıklanması mümkün değildir; tarihi bilgiler, mucizeler, göklerin tasviri, ahiret anlatımı, mebde ve mead ile ilgili haberler, Adem’in yaratılışı, meseller, cinler ve şeytanlar, mi’rac vd. Bunların tümü peygamberin uyanık iken gördüğü rüyalardan ibarettir. Peygamber bir açık hava sinamasındaymış gibi, perdeye yansıyanları temaşa etmiş, hatta olaylar ve olgular cereyan ederken kendisi de bizzat hazır bulunmuş, olup bitenlere iştirak etmiştir. Geleneksel tefsircilerimiz yüzyıllar boyu beyhuda gayret gösterip Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmeye çalışmışlardır; rüya gören peygamberin rivayet ettiği haberler tefsir ve te’vil edilemez, ancak ta’bir edilir. İlahi mesajı akılla ve ilmin verileriyle uyuşturmak mümkün olmadığına göre, Süruş Mutezile’yi önemsediğini belirtmesine ve hatta kendisini “yeni Mutezili” olarak isimlendirmesine rağmen, -mantıki tutarlılık açısından bakıldığında- inancı akılla açıklamaya çalışan kelamcılar ile aklı temel alan Mutezile de esasında tatmin edici bir sonuca ulaşmayı başarmamışlardır. (1) Söz konusu tezi savunanların bizi götürüp bırakacağı nokta Tertilyanus’un “Saçma olduğu için inanıyorum” formülü olacaktır.

Bu bölümde biz önce tezin temelini oluşturan “rüya” olgusu üzerinde duracağız; arkasından Kur’an ve hadis kaynaklarında yer alan naslara; kelamcıların, fakihlerin, meşşai filozofların, sufilerin ve modern psikoloji akımlarının rüyaya ilişkin görüşlerine bakacağız; en son Kur’an vahyinin rüya olup olmadığı konusunu etraflıca ele almaya çalışacağız.

Firuzabadi, rüya’nın Arapça “rü’yet”ten türeme bir kelime olup insanın uykuda gördüğü şey olduğunu söyler. (2) Tarifte geçen “şey”i olaylar, olgular şeklinde anlayabiliriz. Rüya görmeyen insan hemen hemen yok gibidir. İstesek istemesek de, uykuda aşina olduğumuz nesneler, varlıklar ve canlılarla ilişkili rüyalar görürüz. Yüzyıllardan beri de insanlar rüya olgusuyla ilgilenmiş, rüyaları çeşitli yol ve yöntemlerle anlamaya, rüyalardan birtakım anlamlar çıkarmaya çalışmışlardır. Kadim toplumlar, rüyada görülen şeylerin günlük hayatta yaşananlar kadar gerçek olduğunu, hakikat değeri taşıdıklarını düşünmüşler, bu yüzden rüyaları önemsemişlerdir. Eski Mısır, Babil, Pers, Yunan toplumlarında kahinlerin önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktır. Yunanlılara göre, uykuda iken ruh, tanrıları ziyarete çıkar, işte bu olay rüyadır.

Sonraları kelam ve tasavvufa konu olan diğer bir “rü’yet” ise “Allah’ın dünyada ve ahirette gözle görülüp görülemeyeceği” meselesiyle ilgilidir. Esas konumuz bu olmamakla beraber, yeri geldiğinde buna da değineceğiz.

Modern zamanlara kadar rüyaya olan ilgi “yorum/tabir” seviyesinde iken, psikoloji biliminin sahneye girmesiyle rüyanın mahiyeti, beyin faaliyeti ve rüya görenin bilinç halleriyle olan ilişkisi üzerinde durulmaya başlanmıştır. Modern bakış açısından rüya bir fenomendir, bilimin inceleme ve araştırma konusudur. Beyne ait fonksiyonlar veya bilinçaltı merkezli rüya açıklamalarına göre, gün içinde yaşadığımız, karşılaştığımız olaylar bilinçaltında başka bir hale bürünür, rüyada açığa çıkar. Uyanık iken çözemediğimiz bir dizi karmaşık sorun rüyada ortaya çıkar. Belirtmek gerekir ki rüyaların günlük hayat ve tecrübelerle ilişkilerini ilk defa modern psikologlardan önce Meşşai filozoflar da kurmuş, ancak rüya olgusunu sadece bu ilişkiden ibaret saymayıp İbn Rüşt’ün tabiriyle tabiat ötesi (ma ba’de’t tabia) veya ilahi alemle ilgili anlamını ve boyutları üzerinde de durmuşlardır.

Esasında doğu/İslam toplumlarında rüya ilahi ve uyarıcı mesaj olarak algılanmıştır. Genel olarak rüya, insanın ruhu ile gördüğü ve aklı ile idrak ettiği bir olay veya uykuda misal alemini seyreden ruhun temaşasıdır. (3)

Rüyanın en önemli özelliği uykuda iken duyu organlarımızın işlemez hale gelmesidir. Ancak rüya görür, sesler işitir, hatta uyanıkkenkinden farklı da olsa bedensel haz alırız. Biz uykuda iken yanımızda uyanık olanlar bizim rüyada gördüklerimizi görmüyor, duyduklarımızı duymuyorlarsa, rüyada farklı duyulara sahip olduğumuz anlaşılmaktadır. Meşşailer bu olayı, dış dünyayı algılamamıza yardım eden beş duyuya denk enfüsi dünyamızdaki “iç duyular”ın  (müfekkire, vehim, hafıza, musavvire, muhayyile) etkinlik göstermelerine bağlamaktadırlar ki, bunların başında bir iç duyumuz olan mütehayyile (veya muhayyile) duyusu gelmektedir.

Bize göre rüya uyku halinde iken mülk (müşahade) aleminden melekut (gayb) alemine yaptığımız bir seyahat, başka bir deyişle dünyada yaşıyor iken ahirete gidişimizin bir provasıdır. Belli ki rüyada olduğu gibi ahirette de biz hem iç, hem dış duyulara sahip olacağız. Öyle olmasaydı ne ödül olarak cennetin, ne ceza olarak cehennemin anlamı kalırdı. Rüyada bedene ait duyular çalışamaz iken, ruha ilişkin duygular veya iç duyular çalışmaya devam eder. Fakat nasıl rüyada duyularımızla hissedip tattığımız şeyler uyanık iken hissedip tattıklarımızın bir tür kopyası, sanal sureti ise, bunun gibi mülk aleminde yaşadıklarımızın tamamı melekut aleminde yaşanacakların bir tür kopyası, sanal sureti hükmündedirler. Rüya uyku halinde görülür, uyanık iken rüya görülmez. Peygamberlerin uykuda iken dahi kalplerinin uyanık olması biz sıradan insanların rüyalarından farklıdır.

Bu tarife göre rüyayı genel anlamda iki gruba ayırmak mümkün: 1) Melekut alemine ait rüyalar (Rü’yay-ı melekuti), 2) Mülk alemine ait rüyalar (Rü’yay-ı mülki).

Firuzabadi’nin tarifinde geçen “şey” yani olaylar ve olgular fizik evrende olanlara tıpatıp benzedikleri halde mahiyetleri ve fonksiyonları itibariyle tamamen farklıdırlar. Bu şeyler fizik yasaları aşar, bir kısmı akla ve mantığa aykırı cereyan ederler; geçmiş, şimdiki zaman veya gelecekle ilgili olabilirler.

Melekut alemine ait rüyaları da a) Vahiy, ilham ve mübeşşiratı ihtiva eden Rü’yay-ı sadıka (veya rü’yay-ı saliha), b) Şeytani-cinni iğva ve tahrikleri ihtiva eden Rü’yay-ı faside olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Rü’yay-ı sadıka Rahmani, Rü’yay-ı faside Şeytanidir.

Rü’yay-ı mülki tamamen fizik evrene, kucağında yaşamakta olduğumuz maddi tabiata aittir. Ne oldukları tam olarak anlaşılamayan rüyalar (Edğas-ı ahlam) ve bedene ilişkin olanlar (Rü’yay-ı bedeni). Bu tür rüyalar genellikle uyanık iken alınan gıdalarla, cinsel arzular, fiziki ve sosyal çevreyle ilişkili olurlar.

Kısaca rüya insan ruhunun mülk alemiyle melekut alemi arasındaki seyahatidir. Kişi mülk aleminde seyahatta ise rüya mülkî, melekut aleminde ise melekutidir. İkinci karakterdeki rüya ruhun uykuda melekut alemine yolculuğudur; bu yolculuk ahiret hayatının bir tür provasıdır; dolayısıyla rüya vahiyden, ilham, uyarı (ikaz) ve gayb ile ilgili işaret ve anlamlı sembollerden kopuk değildir.

 

NOTLAR

1) Bkz. Abdülkerim Süruş, Nebevi rüyaların ravisi, Derleyen ve çeviren Asiye Tığlı, Mana Y., İstanbul-2018; tezin eleştirisi için de bkz. Nebevi rüyaların ravisi Hz. Muhammed kitabına eleştiriler, Derleyen ve çeviren Asiye Tığlı, Mana Y., İstanbul-2018.

2) Firuzabadi, Kamusu’l muhit,(rü’yet ve rüya) ilgili madde.

3) Gülçiçek Akçay, Mesnevilerde rüya teorileri. Türkbilig- 2018/36, s. 213.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı