Altan Tan yazdı: Türkiye´ye acilen yeni bir hikaye lazım

Altan Tan yazdı: Türkiye´ye acilen yeni bir hikaye lazım

Altan Tan Independent Türkçe için yazdı

Altan Tan yazdı: Türkiye´ye acilen yeni bir hikaye lazım
Altan Tan yazdı: Türkiye´ye acilen yeni bir hikaye lazım Zehra

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi´nin lideri Osman Bölükbaşı´nı (1913-2002) yeni kuşakların çoğu tanımaz.

1950´den 1973´e kadar 6 dönem milletvekilliği yaptı.

Aynı anda iki büyük siyaset devine birden meydan okuyan renkli bir kişilikti.

Hem Adnan Menderes´in, hem de İsmet İnönü´nün azılı muhalifiydi. 1950´li, 1960´lı yılların en ünlü hatiplerinden biriydi.

Türkiye siyaset tarihinin rekoru olan 8 saat 35 dakika süren konuşması hala anlatılır.

Düzce´den kereste yükleyen bir kamyon şoförü İstanbul´a gider, yükünü boşaltır, Düzce´ye döner bir de ne görsün Bölükbaşı hala konuşmaktadır!

Hoş sohbet, nüktedan, açık sözlü ve cesur bir kişiydi.

1965 yılında TRT´nin iktidar yanlısı tutumunu protesto için TRT´ye TIRT deyince adı “Tırt Osman”a çıktı.

“Aziz halkımızın” TRT´ye kızacağına kendisine isim takmasını da sineye çekti. Yine kendi üslubunca cevaplayarak “Hırtı çok olan memleketin varsın bir de tırtı olsun” dedi.

“Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli sermayem” diyerek kerli ferli kompradorların ikiyüzlü ve kaypak tavırlarını tiye aldı.

Mitinglerinde meydanlar tıklım tıklım dolar ancak sandıklar açıldığında bu kalabalıkların çeyreği kadar bile oy çıkmazdı.

Bir tek ona oy verdikleri için Kırşehirli hemşerileri sonuna kadar desteklerini esirgemediler.

Menderes de ceza olarak Kırşehir´i ilçe yaptı. Kırşehirliler buna rağmen ısrarla Bölükbaşı´ya oy vermeye devam ettiler.

Ben onun meclisteki son yıllarına yetişebildim.

Politikayı bıraktıktan sonra yine kendine yakışan bir üslupla kaleme aldığı şiiri hem kendi hayatını hem de Türkiye´nin siyasi serencamını özetliyor:

Çok arefe gördü bayram görmedi
Beyhude geçen ömre yanarım

Uzun söze ne hacet “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”

Evet! 

Biz de çok arefe gördük ama ne yazık ki bir türlü bayram göremedik.

Her seferinde “Bu kez tamam. İş bitti, her şey rayına oturuyor, vuslata eriyoruz, bundan sonrası düğün bayram” derken ne oluyorsa oluyor ve bayram gecesi sabaha varmadan tekrar başa dönüyoruz.

Hikaye bir türlü mutlu sonla bitmiyor.

1923 Cumhuriyetin kuruluşu, 1950 Demokrat Parti´nin gelişi, 1961 darbe sonrası ilk seçimler ve yeni bir başlangıç, 1983´te başlayan Turgut Özallı yıllar, 1996 Refah iktidarı ve arada daha neler neler. 

“Bütün aşklar tatlı başlar, çoğu karakolda biter” misali hepsi bir şekilde sonu kötüye bağlanan, “karakolda biten” dönemler.

AK Parti iktidarı da 2002´de aşkla, umutla başladı.

Türkiye demokratik bir cumhuriyet hedefiyle Avrupa Birliği yolunda yılmadan ilerleyecek;

Devletin derinlerindeki özellikle yargı ve askeriyedeki ulusalcı laikçi vesayet sona erecek, Türkiye tam bir hukuk devleti olacak;

Dindar-laik, Alevi-Sünni gerilimi bitecek;

Kürt sorunu eşit yurttaşlık çerçevesinde çözülecek;

Komşularla sıfır sorun siyasetiyle bölgesel entegrasyon sağlanacak, pasaport kalkacak, nüfus cüzdanları ile seyahat edilebilecek; Türkiye Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu´nun cazibe merkezi olacak, Suriye sınırındaki tel örgüler ve mayınlar sökülecek; 

Hızlı bir kalkınma hamlesi olacak, haksız kazanca son verilecek, hakça üretilip adilce bölüşülecek, rüşvet ve kayırmacılığın kökü kazınacak, rantiyeciler ve hırsızlar kaçacak delik arayacak, liyakat ve ehliyet esas alınacak, milli gelir 2023 ‘te 20 bin Doları bulacak;

Ez cümle Türkiye yeryüzü cenneti olacak.

Sağcıların, solcuların, ulusalcıların, milliyetçilerin, laikçilerin, liberallerin yapamadıklarını; Allah´tan korkan, peygamberden utanan, kul hakkından sakınan, para pul mevki ve şatafatta gözleri olmayan "yerli ve milli", "inanan kadrolar" başaracak.

Keşke hikâye başladığı gibi devam etseydi.

Keşke Türkiye ile birlikte tüm bir Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar birkaç yüzyıldır aradıkları istikrar ve huzura kavuşabilseydi.

Keşke, keşke, keşke…

Maalesef özellikle 2010 da Tunus´ta start alan Arap Baharı´ndan bu yana hiçbir şey arzulandığı gibi gelişmedi.

Kısa bir makalede çok derin analizler yapmak mümkün değil.

Ancak bugün geldiğimiz noktada tüm bir coğrafyada halklar 2010 öncesini arar halde.

Türkiye´de ise sorunlar maalesef tekrar başa sarmış durumda.

Laik dindar gerilimi, iktidarın ayrıştırıcı ve çatışmacı dilinden dolayı bir türlü sükun bulmuyor; toplumsal uzlaşma ‘Türkiye ittifakı´ sağlanamıyor.

7 çalıştay düzenlenmesine rağmen Alevilerin talepleri hala olduğu yerde duruyor. Mercekle arasanız bürokrasinin yükseklerinde (Rektör, vali, büyükelçi…) Alevilere rastlanılmıyor.

Kürt sorunu 2013 Newrozunda bırakılan yerde duruyor. "Yallah Kürdistan´a" söylemi yürekleri yaralıyor.

Ayrımcılık, kayırmacılık, ehliyet ve liyakata önem vermeme, haksız kazanç rüşvet ve iltimas almış başını gidiyor.

Adalet sistemi iflas etmiş durumda. Yargıya güven yerlerde sürünüyor. 

Üniversiteleri özgür bilimsel araştırmalara kapalı otoriter bir anlayışla yöneten ve adeta devlet liseleri haline getiren mevcut eğitim sistemiyle zaten bir yere varmak mümkün değil.

Mayınların temizleneceği, tel örgülerin söküp atılacağı söylenilen 911 kilometrelik Suriye sınırı boydan boya Filistin gibi yüksek beton duvarlarla kaplanıyor. 

Komşularla sıfır sorun, herkesle sorun haline gelmiş durumda. 

Ekonomi dibe vurmuş, halk feryat ediyor, doğru bir çıkış yolu ise gözükmüyor. 

Turizm, tarım, hayvancılık ve katma değeri yüksek sanayi yatırımlarına, bilgi üretimi ve ARGE çalışmalarına yeterince önem verilmiyor. 

Milli gelir 12 binlerden 9 binlere gerilemiş durumda. Yıllardır bir türlü sıçrama yapılamıyor.

Bizzat sayın Cumhurbaşkanı yüzde otuzları aşan banka kredi faizleri ile eroin esrar işinin bile para kazanamayacağını söylüyor.

Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Mısır, BAE…ile ilişkiler bozuk.

Böyle bir durumda yıllık 7 milyar dolar ihracat yapan Antep kime, nasıl, hangi yollardan ihracat yapacak, belli değil.

İnşaat veya kısaca "Beton ekonomisi" olarak adlandırılan sistemin sürdürülebilir olmadığı bütün uyarılara rağmen ancak kamyon duvara çarptıktan sonra anlaşılabildi.

Milyonlarca diplomalı işsiz cep harçlıkları olmadığı için sokağa çıkamıyor, evde oturmak zorunda kalıyor.

Yıllarca bu gidişat, iyi bir gidişat değil diyenlere "Gözünüze dizinize dursun, yollar, köprüler, kanallar, tüneller, barajlar yapılıyor. Çok da güzel oluyor. Ne istiyorsunuz iktidardan şom ağızlılar" diyerek kızan halkımız ise ancak patlıcan biber fiyatları tavan yapınca feryat etmeye başladı.

Yüzlerce, binlerce namuslu aydının anlatamadığını patlıcan biber, soğan, patates anlattı.

Selam olsun patlıcana, bibere, patatese, soğana…

Her neyse! Kara mizahın yeri değil.

Ez cümle memlekette bütün taşlar yerinden oynamış, bütün dengeler bozulmuş durumda.

Türkiye´nin acilen yeni bir hikayeye ihtiyacı var.

Nasıl bir hikaye derseniz;

İç ve dış barışı sağlayacak,

Doğru düzgün bir ekonomik politika uygulayacak, 

Türkiye´yi demokratik bir hukuk devleti haline getirecek yeni bir hikaye.

Tabi öncelikle teşhiste anlaşmak gerekiyor.

Her şeyi güllük gülistanlık gören; "Yukarıda anlattıklarının hiç biri doğru değil, bizde hiçbir hata ve eksiklik yok, içeride FETÖ ve PKK, dışarıda ABD, Rusya, Çin, İran, NATO, AB, Suriye, İsrail… Bizi bu hale getirdi, hiç biri bizi sevmiyor, hepsi bize düşman batsın bu dünya!" diyenlere söylenecek bir söz yok. 

"En tehlikeli yalan yarısı doğru olan yalandır" derler.

AB´den aldığı yaklaşık 400 milyar Euro´yu batıran Yunanistan misali "Hiçbir borcu ödemeyeceğim, maaşları indirmeyeceğim, AB´den de Euro´dan da çıkacağım, ´ diyerek dünyaya bıçak çeken Çipras benzerlerini iktidara getirirseniz hem yapmam dediğiniz her şeyi yapmak zorunda kalır, hem de ülkeye bir altı yıl daha kaybettirerek tekrar başladığınız yere dönersiniz.

Evet!

Türkiye´nin acilen yeni bir hikâyeye ihtiyacı var.

Hamaset ve demagojiden uzak, aklı başında, dört başı mamur doğru düzgün ve halkı ikna edici bir hikayeye.

Ve tabii ki bu hikayenin anlatıcısı yetenekli ve güvenilir kadrolara da.

Önümüzdeki dönemde ihtiyacımız olan bu yeni hikayeyi kimler yazar ve doğru kişilere okutursa onlar kazanacak.

Yazıcılar kadar okuyucular, anlatıcılar da çok ama çok önemli.

Yine arefedeyiz, inşallah bu sefer sağ salim bayramı görmek nasip olur.

Independentturkish.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort