Abdurrahman Arslan Yazdı: İslamcı Düşünce ve Modern Zamanlarda Siyaset, Toplum, Birey -2

Müslümanların Batı Eleştirisini Evvela Ahlaki Temelde Sürdürmüş Olmaları Tesadüfi Değildir

Abdurrahman Arslan Yazdı: İslamcı Düşünce ve Modern Zamanlarda Siyaset, Toplum, Birey -2
Abdurrahman Arslan Yazdı: İslamcı Düşünce ve Modern Zamanlarda Siyaset, Toplum, Birey -2 Zehra

İslamcı Düşünce ve Modern Zamanlarda Siyaset, Toplum, Birey -2 / Abdurrahman Arslan

2. bölüm

Aslında müslümanların batı eleştirisini evvela ahlaki/kültürel temelde sürdürmüş olmaları tesadüfi değildir. Kabul görüp yaygınlaşmakta olan yeni ekonomik ve ticari ilişkiler olduğu kadar, ekseni ve hedefi değişmekte olan toplumsal ilişkilerin de “haram -helal” bağlamını gözetmeyen hususiyetleri, bu eleştirinin göndermede bulunduğu ilkenin ne olduğunu daha anlaşılır kılmaktadır. Buradan çıkacak netice, müslümanların aslında daha başlangıçtan itibaren modern batıya karşı epistemolojik temele uzanan bir eleştiriyi yürütmüş ve yürütmekte olmalarıdır.

Dolayısıyla bu mücadele süreçleri içinde müslümanların kendi lehlerine olacağına inandıkları çözüm ve önerilere sahip bulunmaları ya da bunun için çaba sarf etmeleri kadar tabi bir şey olamaz.

Bu sebeple eğer İslam teritoryalleştirilerek belirli bir şekil ve yapı kazandırılmış mevcut dünya düzenine kendi misyon ve sorumluluğunun gereği olarak, sadece “adalet” adına uyum sağlamayı reddederse, ne olacaktır? Bunun küreselleşme için bir tehdit şeklinde algılanmakta olduğu bilinmektedir. Zaten günümüzde “siyasal İslam” adı altındaki bir kavramın tedavüle çıkarılmış olması da bu yüzdendir. Fakat şunu da ifade etmeliyiz ki, müslümanlar, küreselleşmeye bu veya başka bir tarzda eleştiride bulunduklarında, karşı karşıya kalacakları siyasal süreçlerin ne olacağını bugün düşünecek durumda olmadıkları gibi, buna karşı yeterli entellektüel cesaret taşıdıkları da söylenemez. Ama buna rağmen yeni “tedirginlik türü” ve “telaşın” kaynaklarından birini de yine burada aramamız gerekmektedir.

Yüzyılımızın başlarında cereyan eden karmaşık gelişmelerle beraber önemli sayılması gereken bir hususa burada değinmemizde fayda bulunmakta. İslam ve müslümanları araştıran ve onları anlamaya imkan verdiği varsayılan modernist/oryantalist paradigmanın çatlamaya uğraması; ön ­ görülenin aksine sözünü ettiğimiz “tedirginlik” ve “telaş”tan dolayı kendisiyle beraber beklenmeyecek kadar yeni ve önemli yanlışlıklara da aynı zamanda sebebiyet vermektedir. Zaten bir hayli uzun zamandan beri müslümanları anlama faaliyetinde oryantalizmin kullanmakta olduğu kavramların fakirleşmiş içerikleri, meydana gelen çatlamayla beraber sözünü ettiğimiz “anlama” faaliyetini giderek daha karmaşık hale getirmekteydi.

Nitekim günümüzün hızla değişmekte olan dünyasında yeni anlama faaliyetleri için imkan olacağı varsayılan ve her zam anki gibi “küçültücü” bir anlamla doldurulan yeni kavramsallaştırmalardaki içerik, bu durumu bütün açıklığı ile gözler önüne sermektedir. Yeni “tedirginlik” ve “telaş” İslam ve müslümanları; kültürel, fundamentalist, folk, siyasal, radikal, dinci/kökten dinci şeklinde tanımlayarak anlamak istemekte. Ne var ki müslümanların kategorize edilmesini sağlayan bu kavramsallaştırmalar aynı zam anda oryantalist çabaları da trajik hale sokmaktadır. Şu var ki, bu kavramların bir kısmı köken olarak hristiyanlığın tarihsel deneyim inden türetilmişlerdir.

Üstelik sözkonusu kavramlar içinde siyasal İslam’a tekabül edenlerin taşıdıkları ortak paydanın, batı tarafından “tehlikeli” kabul edilerek istenmemesini)! özel sebebi bulunmakta. Çünkü bu kavramlar aynı zamanda dünya sisteminin güç merkezlerine yönelik sürekli muhalefetin yürütücüsü durum unda olanlara işa ret etmektedirler. Bu hususlar yanında epistemolojik kırılmayla beraber son dönem de yine sıkça ve büyük bir memnuniyetle dile getirildiğinden üzerinde duracağımız bir nokta bulunmakta. Bu da, ulus-devletin klasik yapısında batıdaki dönüşüm lerle beraber meydana gelen aşınmalar ve değişikliklerden hareketle, İslamcılığın devlet/siyaset projesinin iflas ettiğinin ilan edilmesidir. Önce bunun oryantalizmin sözünü ettiğimiz krizinden neşet ettiğini; son ­ ra da koyulan bu teşhisin aslında m üslüm anlar lehine olan bir hususa işaret etmekte olduğunu ve bunun da pek görülmek istenmediğini belirtmeliyiz.

Zira müslümanlar bu devlet projesinin hiçbir zaman savunucusu olmadılar. Ama bu projeyi savunmamış olmalarına rağmen, kendileri için kullanmak üzere onu “araçsallaştırmaya” çalıştıkları bilinmektedir. Bugün ulus-devletin aşınmasıyla ortaya çıkan “vakum”dan; İslamcı düşüncenin bu hususta zenginleştirilmesi ve kendi eksikliklerini görmesi cihetinden, müslümanların ihmal edemeyecekleri kadar önemli dersler çıkarmaları gerektiğini kaydetmeliyiz. Şu da var ki, ulus-devlet projesinin her şeyden evvel etnik temelli içeriğinin yeteri kadar önemsenmeyişi, bir “araç” olarak, müslümanların “amacını” etkilememiştir denemez. Bunun, müslümanların aleyhine olan bir “toplum ” ve “siyaset” kavramsallaştırımını yine bunu esas alan bir zihniyet biçimini, İslam adına benimsetmiş olduğu açıktır.

Bu deneyimin yeniden tahlil yapılarak gözden geçirilmesi; ümmet olmanın imkanı olarak, kendi idealleri doğrultusunda ulus-devleti araçsal kılabileceklerine inanan -az sayıdaki- m üslüm anlar için önemli olduğu inkar edilemez. Şu bir gerçek ki, modern dünyada ulus-devlet sadece teritoryal bir vak’a değildir; müslümanların büyük nisbette çözülüp, modernist dünya görüşü ve “toplum ” lehine yeniden inşa edilmelerini sağlayan bir “imkan” olduğunu kaydetmeliyiz. Gerçekte ulus/modern devletin krizi sadece onun siyasal/sosyal bir örgütlenme olma özelliğinin işler d urum unu kaybetmeye başlaması mıdır?

Yoksa ulus-devletin de içinde yer aldığı kültürel/siyasal/sosyal evrenin dönüşüm ünün getirdiği, “içeriden” doğan kaçınılmaz bir kriz mi?!

İster küreselleşme, isterse başka bir ad altında kavram sallaştırılmış olsun; günümüzün dünyasına hakim teknolojik/kültürel ortam ulus-devleti uzun zam andan beri köklü şekilde değişime zorlam aktadır. Değişimi, kişisel kanaat olarak, ulus-devlete indirgeyerek izah etmeye çalışmak eksik kalacaktır.

Çünkü ulus devletin aynı zamanda belirli bir “iktidar” türünü -yazımızın üzerinde durmayı amaçladığı husus da burasıdır- temsil etmesinden dolayı, sözünü ettiğimiz değişim aslında modern iktidar anlayışının dönüşümüyle de yakın ilişki içinde bulunmaktadır.

Elektronik teknolojilerin dönüştürmekte olduğu bilgi ve toplum sallık, ulus-devletin “ufkunu” ve üzerinde kendini inşa ettiği kabulleri aşan yeni ilişki biçimlerine kapı açmaktadır. Günümüzde insanları bu sebeple devlet, etnisite, toplum/kültür tem elinde bir arada tutmak artık mümkün olamayacağa benzemektedir Eğer “eskinin” çözülmesi neticesinde ortaya çıkması kaçınılmaz olan bir “hasılaysa”, o zam an insanları hangi değerler ve/veya değerler adına bugün tekrar bir arada tutabileceğim izi yeniden düşünmemiz mecburi olmuştur.

Bugün eski halini hızla kaybetmekte olan bir dünyada yaşamaktayız. Kendim izi içinde bulduğumuz, yakın zamana kadar ondan başka bir siyasal/sosyal yapının olamayacağını varsaydığımız ulus-devletin klasik yapısında cereyan eden değişikliklerin, yeni oluşumlara imkan hazırladığına aynı zam anda şahit olmaktayız. Çağa damgasını vuran birçok “değerin” hızla içinin boşaldığı böyle bir zam anda; îslami bir yönetim ve siyasetin imkanlarını modern devletin öngördüğü çerçeve içinde aram ayı sürdüren Müslümanların düşüncelerini gözden geçirmelerini, İslamcı düşüncenin yeniden yapılanmasında -ya da restorasyonunda önemli bir katkı teşkil edeceğini gözden uzak tutamayız.

Devam Edecek

Yazı Dizisinin İlk Bölümü İçin 

http://www.hertaraf.com/haber-islamci-dusunce-ve-modern-zamanlarda-siyaset-toplum-birey-1-abdurrahman-arslan-2634

hertaraf.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?