Abdullah Sevim Yazdı: Helal Ve Haramı Gözetmemenin Sonu Hüsrandır

İnce bir hesap, kılıçtan keskin bir sırat var ise, insan ince düşünmeden yaşayabilir miydi?

Abdullah Sevim Yazdı: Helal Ve Haramı Gözetmemenin Sonu Hüsrandır
Abdullah Sevim Yazdı: Helal Ve Haramı Gözetmemenin Sonu Hüsrandır Zehra

İnce bir hesap, kılıçtan keskin bir sırat var ise, insan ince düşünmeden yaşayabilir miydi?

Gönlü kırılmış, günlerce gördüğü darplardan bitkin düşmüştü. Eşinin kendisini anlamayışı üzse de ailesini çok seviyordu. Eşi Çetin Bey’in vücudunda derin izler bırakan eziyetleri çekilmez hale gelse de, secdeleriyle hayata tutunuyordu. Evlenmeden önce eşinden aldığı sözlerin hiçbiri tutulmamış üstüne fiziki şiddete maruz kalıyordu. Özellikle de namaza başlayacağına söz verip de kılmayışı, her şeyden daha ağır geliyordu Zeynep Hanıma.

Çetin Bey işyerinde aile içinden çok farklı, entelektüel biri olarak tanınıyordu.  Giyim tarzı ve modayı takip edişi insanlara tepeden bakışıyla, kendini büyük bir adam olarak kabul ediyordu. Bundan dolayı kendini yaratan Rabbe boyun eğmek oldukça zor geliyordu. Kendine hakikati, içinde yetim hakkının olduğu devlet malına emanet bilinciyle yaklaşması gerektiğini, söylemesine rağmen eşi Zeynep Hanıma kulak vermiyor. O’nun hakikati hatırlatan her sözüne şiddetle karşılık veriyordu.

Evinden çıkıp, bir haftadır aldığı son model arabasına bindi. Arabası onun kıymetlisi olmuştu. Gözü gibi bakıyor, bir çiziğin olmasına dahi tahammülü yoktu.

İşyeri kapısından gerile gerile içeri girdi. Bulunduğu kurumun işini yapanlardan Latif Bey kendini odasında bekliyordu. Eli boş gelmemişti yine… Bunu gören Çetin Bey’in çok hoşuna gitmişti. Tabi bu hediyeler boşuna değildi, sınırdan yurt içine kaçak girecek birçok malzemenin giriş bileti niteliğinde idi. Aldırmıyordu Çetin, tatlı geliyordu dünya malı. Süslü gösteriliyordu en iğrenç işleri, dünyalık iki kuruşluk malzemeler uğruna onurunu satabiliyordu insanoğlu. Latif Bey:

Müdürüm seni görmek ne de güzel! İnan seninle muhabbeti özlemişim.

İçinden özellikle getirdiklerini der gibi büyük heyecanla Çetin:

Hoş geldin Latif Bey bizde seni özlemişiz. Latif:

Bunları da sana getirdim. Bizim oraların pastırmasını bilirsin özeldir, tam beş kilo. Bir de bir zarf var senin için. Çetin:

Ne zahmet etmişsin yahu, bu kadar masrafa ne gerek vardı. Latif:

Kaz gelecek yerden diyordu ki, pot kırsa da pardon diye toparladı. Sizin gibi bize destekçi birine lafı mı olur canım. Çetin:

Teşekkürler, iltifat ediyorsun.

Konuşmalar hoş beş derken, Latif Bey kalkmıştı. İşini doğru dürüst yapanların yanı sıra, şeytan yolunun yolcuları da boş durmuyordu. Bir tarafta işinin hakkı vermek için ve yetim hakkına girmemek için didinenler, bir tarafta bulundukları yerleri nefsinin tekeline dönüştürme gayretinde olanlar. Elbette ölüm ve kıyamet yakındı, lakin herkes kendinden çok uzakta görüyordu. İşte Çetin Bey debdebeli bir hayatın esiri olmuştu. Dünya malını Ahiret kurtuluşu için araç yapması gerekirken. Nefsinin her isteği için, dur durak bilmeden kullanır hale gelmişti.

Geriye yaslandı koltuk çok tatlı ve sıcak geliyordu. Cebinden en kral sigarasını çıkardı, çektikçe çekiyordu. Zannediyordu ki ciğerleri bayram ediyordu. Halbuki dumanı çektikçe nefes borusundan geçen o iğrenç duman vücudunun her bir yerinde katrana dönüşüyordu. Ciğerlerinin yüzde yirmi beşinin tahrip olduğunun farkına varamadan yaşıyordu. Tatlı geliyordu, çektikçe bir yandan zihni uyuşuyor, hakikati daha da unutuyordu.

Bir an çocuğunun test kitabı isteği aklına gelmişti. Bilgisayarı çok fazla hareket etmeden, rahatını bozmadan işaret parmağıyla açıverdi. Sonra mecburen doğrularak arama motoruna “8.sınıf test kitabı pdf indir” yazdı. İki yüz elli sayfalık kitabı indirdi. Daha sonra bir top kağıdın bir kısmını yazıcıya ekleyerek yazdır butonunu tıkladı. Tam iki yüz elli sayfa kitap hazırdı. Bir tebessümü eksikti o da tamam olmuştu. Zafer kazanmış bir edası vardı.

Değil bir top kağıdın, insan bir sayfa kağıdın heba edilmesinden bile sorumluydu. İnce bir hesap var ise, kılıçtan keskin bir sırat ve rota var ise, insan ince düşünmeden yaşayabilir miydi?

Kapıda personeli Sertan’ı görünce:

Gözüm hadi bize bir çay kap gel bakalım, dedi. Sertan:

Elbette müdürüm, diyerek çıktı.

Allahın kulları için nimetleri o kadar lezizdi ki, O’nun verdiği nimetler kulları içindi. O’nun için kulları değerliydi. Lakin O, bu değeri onları  özgür bıraktığında kimin anlayabileceğini, kimin ise kendisinden yüz çevireceğini göstermek için, dünya hayatını yaratmıştı.

Kim bu kadar vefasız ve vurdumduymaz olabilirdi ki! Allah’ın mülkünde verdikleri ile yaşamını idame edip sonra O’na asi olmak, mümkün müydü? Maalesef Çetin, o insanlardan sadece biriydi. Eşi Zeynep Hanımın sözlerine kulak tıkıyordu. Tabi hiç dini vecibelerini yerine getiremez demesinler diye de Cuma günleri Cuma Namazına gitmeyi ihmal etmiyordu. Halbuki riya, Peygamber Efendimiz  Sallallahu Aleyhi vessellem’in buyurduğu gibi, gecenin zifiri karanlığında kapkara bir karıncanın adım atmasına benzetiliyordu. Buna rağmen Çetin hiç mi hiç tedirgin değildi.

İmam Efendi dualardan sonra hutbesine başlamış sonlara yaklaşmıştı:

Kardeşlerim! Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Hiçbir peygambere, emanete, beytülmale-kamu malına hıyanet yakışmaz; Ashabı, ümmeti tarafından da peygambere hıyanet edilmesi olacak iş değildir. Kim emanete, beytülmale-kamu malına hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şey sırtında yüklü, boynunda asılı halde, rezil rüsva bir vaziyette teşhir edilerek gelir. Sonra herkese işlediği amellerin kazandığı sevapların karşılığı, hak ettiği tamı tamına verilir, yüklendiği günahların cezaları âdil infaz edilir. Onlara haksızlık yapılmaz.”

Bu düsturla bize emanet edilen toplumun malı olan malzemeyi, aracı evimizdeki eşyadan daha çok korumaya özen göstermeliyiz. Çünkü bunlarda bir kişinin değil binlerin hakkı vardır ve tek tek helalleşme mümkün değildir.

Bir esnaf yahut memur verilen işin hakkını vererek, bir imam yahut öğretmen işini emanet bilinciyle yapmalıdır. Yöneticilerimiz sahasında helallere, haram sınırlarına riayet etmelidir. Nefislerinden çok Ümmetin maslahatını düşünmelidir. Çiftçiye verilen toprak, çobana verilen hayvan, öğrenciye verilen okul, sıra emanettir. Kamu malı kişiler üzerinde emanettir. Bu emanete ihanet etmek, kişiyi hem dünyada hem de ahirette ağır bir vebal altına sokar.    

Rahmet elçisi (s.a.s), bu ağır vebale karşı insanları şöyle uyarır: “Kimse hakkı olmayan bir karış yeri bile almasın! Alırsa Allah, kıyamet gününde yedi kat yeri onun boynuna dolar.” , “Sizden kimi bir işte görevlendirirsek ve o da bizden iğne miktarı ya da daha büyük bir şeyi gizlerse bu bir ihanet olur ve kıyamet günü onu (kendi elleriyle) getirir.”

Çetin duyuyordu duymasına lakin, bu sözlerin yüreğine tesiri yoktu. Bir an önce camiden çıkmanın hesabını kurmakla meşguldü. Şeytan ağına düşürdüklerini ne güzel oyalıyor, ne de güzel de avutuyordu.

Akşam olmuş evine gelmişti, kapıyı açan eşine bir selam vermek bile ağır geliyordu. Zeynep Hanım yine de Rabbinin ve Rasulünün çizdiği yolda eşine tebessümle:

           - Hoş geldin bey diyor, elindeki yükünü alıyordu. Zeynep Hanım poşetlere göz atınca pastırmanın çok ağır olduğunu fark etti. Sormak istedi lakin sustu. Çünkü yaşadıkları tatsızlık üzerinden daha bir gün geçmemişti. Zeynep Hanım aslında kocasını yaptığı yanlış işlerden çevirebilmek için birkaç cümle kuruyor. Ayet ve hadislerle delillendirerek  doğru usulü ortaya koyuyordu. Fakat nafile her konuşmanın sonu hüsran oluyordu. Eşinin getirdiklerinden kul hakkı olduğunu düşündüklerinden tatmıyordu bile. Biliyordu ki insanın midesine haram lokma düştü mü, o vücuttan gidene, tesiri geçene kadar melekler, o insanlara lanet ediyordu. Evet melekler kimi insana dua ettiği gibi, verilenin hakkını teslim etmeyene de lanet ediyordu. Helal lokmanın kıymeti İslam’da çok büyüktü. Ve insanlar yaptıkları bütün işlerde başkalarının hakkını teslim edebilmeli, aldıkları paranın, ödenen tutarın; mesleği ne olursa olsun karşılığını tastamam hizmetiyle, işiyle ortaya koymalıydı.

Çetin yatağına uzanmıştı. Uzandığı gibi dalıvermişti rüya aleminin derinliğine. Bulunduğu yerde tedirgindi her bir yanı alevlerle çevriliydi. Biri kendini çağırıyordu, gel senin gibi kul hakkını, yetim hakkını yiyenlerin durumuna bak: sonra bakakaldı bir topluluk gördü ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlardı. Ürpermişti hiç ummadığı daha neler görüyordu.

Korkuyla uyandı, kan ter içinde kalmıştı. Bu rüya dahi tesir etmemişti ona. Hazreti Zekeriyanın dediği gibi, peygamber bile olsa ondan mucize istenecek, mucize gösterilse apaçık bu sihirdir diyeceklerdi. Azgınlıklarında boğulan insanlarda vardı yeryüzünde. Müminler yeryüzünde hakaret ve iftiralara maruz kalsalar da, İslamı baş tacı edeceklerdi Zeynep Hanım gibi. Zulmü en yakınlarından görseler dahi secdeleri güç verecekti onlara.

Çetin Bey elini yüzünü yıkadı, artık yüzünün buruştuğunu, saçının bir kısmının kırlaştığını gördü. Bu bile ona ölümü değil, bu şeklinde kendisine yakıştığını hatırlattı. Uzun yolculuklarda iffet abidesi eşinin haberinin olmadığı zamanlarda yaptığı eğlenceler aklına geldi tebessüm ediyordu. Bir insan bu kadar vurdumduymaz ve hesabı düşünmez olabilirdi.

Günler böylece geçmiş Zeynep Hanım On yıl sonra vefat etmiş. Altmış beş yaşına gelen ve emekli olan Çetin Bey ise kansere yakalanmıştı. Hakka hukuka dikkat etmeyerek biriktirdiği malını bir türlü atlatamadığı amansız hastalığa feda etmişti. Beş parasız kalınca, iki oğlu ve bir kızından hiçbiri yatalak olan babalarına bakmaya yanaşmamıştı. Huzur evine düşmüştü. Huzur evinde bir yardımcı personel sesinden rahatsız olduğu zamanlarda, onu azarlıyordu. Hiç hareket edemediği yatağında öylece yaptıklarını, eşine ettiği eziyetleri düşünüyordu pişmanlıkla. Son pişmanlığın faydasının olmadığını fark ediyordu. Yaptıklarının hesabını düşüne düşüne ölüyordu.

Ne malın varsa!

Ne makamın varsa!

Ne karizman varsa!

Kaç yiğit arkan varsa!

Hiçbiri gelmiyordu yanında,

Sana yoldaş olan, sadece amellerin oluyordu…

Rabbim bize ömrün hakkını vermeyi, kendi emirleri doğrultusunda yaşamayı, öncelikle kendini razı etmeyi bize nasip etsin.

Haftaya görüşebilmek duasıyla, Allah’a emanet olunuz.

                                                           Abdullah SEVİM KULFANİ-16/06/2019

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?