Yıldırım Beşkardeş Yazdı: Niteliksel Çölleşme

Atasoy Müftüoğlu’nun dediği gibi ‘hakikat sayılarla ölçülemez.‘ Çünkü hakikat nitelikle alakalıdır.

Yıldırım Beşkardeş Yazdı: Niteliksel Çölleşme
Yıldırım Beşkardeş Yazdı: Niteliksel Çölleşme Zehra

İronik zamanlardan geçiyoruz.  Dışa dönük,  haz merkezli,  kaba yanlarımıza(ego) hitap eden nicelikler çoğalırken; içsel/deruni, kalplerimizi mutmain edecek nitelikler aynı oranda azalıyor. Nitelik ile nicelik arasında organik bir ters orantı var mı net olarak bilinemez ama genelde niceliği çoğalan birçok şeyin niteliğinin azalması çok sık rastlanan bir durum. İçeriğin arka plana atıldığı haz temelli ambalaj ve teşhirin egemen olduğu imaj çağındayız artık. Bu imaj konsepti kabul etsin etmesin herkesi çok yakından etkiledi. Dünyadaki bütün ilişkiler bu imajsal algı üzerinden yürütülüyor artık.  Birçok alanda birçok şeyin şekil ve sayısında artış yaşanırken içerik ve kalite anlamında büyük bir bereketsizlik had safhada.  İçinde yaşadığımız zaman diliminde yapılan herhangi bir çalışma ile ilgili sayılar, istatistiki veriler, grafikler, detaylar ciddi bir yoğunluk oluştururken yapılan işin özü ve/veya işlevselliği ile ilgili aynı yoğunluktan bahsedilemiyor. Sözün davranışa, kabuğun öze, niceliğin niteliğe galebe çaldığı paradoksal bir düzlemdeyiz ve bu makas gün geçtikçe nitelik aleyhine açılıyor.    

Yukarıda bahsedilen paradoksal durumun en yoğun yaşandığı alanlardan biri insan ilişkileridir. Vakıa odur ki iletişim, ulaşım ve ısınma araçlarının bu kadar yaygın ve gelişkin olmadığı dönemlerde insanlar akrabalarını, dostlarını ziyarete kilometrelerce yürüyerek gidiyorlarmış.  5-6 çocuklu bir aile. En küçük çocuk annenin kucağında bir büyüğü babanın sırtında diğer çocuklar el ele tutuşmuş yıldızların nezaretinde akraba, dost ziyareti. Teknolojik cihazların olmadığı, mütevazı ikram ve doyumsuz çay muhabbetleri.  Doğal ve derinlikli ilişkiler. Acıların, hüzünlerin, sevinçlerin kalbi karşılığı olduğu gerçek zaman dilimleri. Şimdi insanların çoğu büyük şehirlerde yaşıyor,  ulaşım ve iletişim imkânları çok fazla ama çoğunluk birbirleriyle sadece işleri düşünce görüşüyor.  Her yer çok kalabalık. Her tarafta insan kitleleri. Bu kalabalıklardan bizimde payımıza yeni arkadaşlar! düşüyor. Cep telefonlarımıza yeni isimler kaydoluyor. Sosyal medyada her gün yeni sanal arkadaşlar ediniyoruz.  Ancak bu kalabalıkların arasında hepimiz içsel bir yalnızlık yaşıyoruz. Başımız sıkıştığında arayabileceğimiz dostlar, göğsümüz daraldığında dizinin dibine oturacağımız ağabeyler,  derdimizi, sıkıntımızı anlatabileceğimiz arkadaşlar hızla azalıyor.  Partizanlığı, holiganlığı, hamaseti paylaşan ciddi yığınlara karşılık, sıcak somunu paylaşacağımız birlikte soğan kıracağımız dava adamları nerdeyse yok artık. Büyük niceliksel yoğunluklar arasında büyük niteliksel yoksunluklar yaşıyoruz ve bu bize ciddi patolojik süreçler olarak dönüyor. Gazetelerin üçüncü sayfaları ve televizyonların altyazıları bu dönütlerle dolu. Tek yapabildiğimiz ise yeni konseptin bütün konforlarından istisnasız istifade edip eski günlere nostaljik ağıtlar yakmak.

Niteliksel bereketsizlik yaşanan bir diğer alan da eğitimdir. Son yıllarda eğitim sisteminde ciddi değişimler yaşandı/yaşanıyor. İnsan kaynaklarındaki hareketlilik, fiziki yapılardaki iyileştirmeler, teknolojik atılım gibi niceliksel alanlarda devrim niteliğinde gelişmeler olmakla birlikte verimlilik ve nitelik anlamında aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı da bunu değişik ortamlarda dile getirdi/ getiriyor. Son yıllarda yukarıdan aşağıya tamamına yakını değişen yönetici profili, yeni atanan binlerce öğretmen, Okul ve sınıf sayılarındaki muazzam artış, hafta sonu kursları, akıllı tahta/tabletler gibi teknolojik takviyelere ve daha birçok olumlu müdahalelere karşılık ürün niteliği istenilen seviyelerde değil.  Yapılan bu kadar özverili projeler, toplantılar, seminerler, kurslar, geziler, etkinliklere rağmen okullarda istenilen nitelik bir türlü oluşamıyor ve bunu toplumdaki hemen hemen herkes görüyor. Harcanan bunca emek ve kaynağa rağmen formel eğitim sürecinden geçen öğrencilerin büyük çoğunluğunun ne bugüne söyleyecek kendine özgü cümleleri var ne de geleceğe yönelik bir projeksiyonu. Hadi bu üst düzey kazanımları bir yana bırakalım başarı ölçütü sayılan çoktan seçmeli(test) sınavlarındaki başarı ortalaması; kalem, defter, tahta sıra, kara tahtadan ibaret beyaz badanalı ve sobalı okullarımız dönemindekinden bile daha geride. Öğrencilerdeki ahlaki yozlaşma ise cabası. Şu an özellikle liselerdeki öğrencilerimiz Deizm ve Bohemlik gibi absürt riskler altında. Bu kadar maddi yatırıma rağmen hem talim hem de terbiye anlamında beklenilen sonuçların çok çok gerisindeyiz.  Eğitimi sadece okula, okulu sadece sınava, sınavı da sadece çoktan seçmeli teste indirgeyen mekanik anlayışın bizi getirdiği nokta burası. Nicelikler çoğaldıkça niteliklerin artmayacağını en azından eğitim özelinde anlayacak bilge eğitimcilerden bile yoksunuz. Böyle eğitimciler varsa bile mesailerini kendi kariyerlerine hasretmişler ise bunları gözden kaçırmış olmaları doğal. İstenilen sonuçlar alınamayınca bir an durup niteliksel çözümlemeler yapmak yerine ısrarla aynı yoldan yürüyünce yani niceliklerle(idareci değişikliği, müfredat değişikliği, dijital destek, çocukları teste mahkûm eden yeni kurslar, şov kokan projeler vs vs)  oyalanmayı sürdürünce okullar sayıların ve istatistiklerin konuşulduğu dijital birer proje yığınına dönüştü. Buradan çıkış zor olacak. Ancak bu satırlar yazılırken yeni göreve başlayan Milli Eğitim Bakanı’nın vizyonu ve beyanları taraflı/tarafsız bütün bir toplumda bir umut ve beklenti oluşturmuş görünüyor. İnşallah bu umut yeşerir ve eğitim ile ilgili daha olumlu şeyler konuşabiliriz.

Konu ile ilgili bir diğer kapsam belki en vurucu olanı ise dini/ilahiyat hayatında cereyan ediyor. Son yıllarda dini motifler ve faaliyetler konjonktürün de etkisiyle daha bir görünür hale geldi. Radyo televizyonlardaki dini programlarda ciddi bir artış var. Ulusal kanalların birçoğu güne Kuran-ı Kerim ve Mealiyle başlıyor. Onlarca programda hocalar gözyaşları içinde çok dokunaklı menkıbeler, kıssalar anlatıyor. Mahallelerde, evlerde tefsir dersleri, hadis okumaları, sohbet halkaları tüm hızıyla devam ediyor. Hali hazırda toplumda onlarca ilahiyat fakültesi, yüzlerce İmam hatip okulu, binlerce cami ve binlerce resmi din görevlisi var. Bunlar sistematik olarak dini eğitim ve faaliyetler yapıyorlar. Yüzlerce Mübarek Zat, Üstat, Seyda, Hoca ciddi kitlelere vaziyet ediyor. Gerek yerel, gerek ulusal düzeyde yüzlerce vakıf, dernek, cemaat, tarikat ve STK büyük bir yoğunlukla çalışmalarına devam ediyor. Dışarıdan bakınca bu kadar dini/İslami faaliyetin olduğu bir toplumun erdemli bir toplum olması gerekir normal şartlarda. Ama maalesef ki bu yoğun faaliyetlerin sonucunda toplumumuzda ahlakın, estetiğin, adaletin, emniyetin, istişarenin kurumsallaştığı bir vasat oluşamamıştır. Resmi göstergeler birçok suç ve ahlaksız fiilin bu süreçte önceki dönemlere göre artış gösterdiği ve bu artışın her yıl periyodik olarak devam ettiğini göstermektedir. Yine burada da ciddi bir paradoks var. Bunca dini/İslami faaliyete rağmen toplumdaki ahlaki çözülme durmak veya azalmak yerine bilakis artmaktadır. Hatta bazı dini görüş ve yorumlar başka alanlardaki dejenerasyona referans bile olabilmektedir.  Başka alanlarda olduğu gibi bu alanda da hakikatle yüzleşmek yerine sayıların büyüsüne kapılmayı tercih ediyoruz. Tüm bu faaliyetlerin ahlaki bakiyesinden ziyade faaliyetlerin sayılarıyla, yapılan binaların ihtişamıyla ve istatistikleriyle ilgileniyoruz. Sonuçta burada da harcanan emeğin karşılığı bireysel ve toplumsal ahlak olarak temayüz etmiyor. Yani istenilen sonuç ortaya çıkmıyor.  

Konut sektöründe de benzer bir sıkıntı var. Mimar Sinan gibi tarihsel şahsiyetin torunlarının konut inşasının bu kadar yoğun olduğu ve ekonominin lokomotifi sayıldığı bir dönemde yaptığı konutlar tam bir fiyasko. Ne mimari estetik, ne çevresel duyarlılık ne de tarihsel doku hassasiyeti. Sadece çok para kazanmak için yapılmış seri imalat beton ve metal yığınları. Göğü yarmak hırsıyla inşa edilmiş dikey kibir kuleleri. Ünlü bir İtalyan mimarın İstanbul’u helikopter ile gezdikten sonra söylediği  ‘ Mimar Sinan’ın torunları bunları yapmış olamaz’ sözü bu konu açısından çok manidar.

Bu örnekleri farklı alanlarda ve farklı şekillerde çoğaltmak mümkün.  Aslında bu anlatılanlar sosyolojideki Maddi Kültür ve Manevi Kültür kavramları ile alakalı. İnsanların hayatını kolaylaştırmak için geliştirdiği ve kullandığı bina, araç-gereç, teknoloji gibi fiziki unsurlar Maddi Kültürü ifade eder. Bunlar çevresel etkilere açıktır. Şöhret gibidir hızlı gelişir etkisi de kısa sürer. Veraset ya da intikal olmaz.  Sanat, felsefe, edebiyat, ahlak, değer gibi düşünsel ve duygusal unsurlar ise Manevi Kültür ile ilgili unsurlardır. Ciddi anlamda özveri, çaba ve eleştirel dikkat gerektirir. Belli süreçleri vardır. Yavaş ilerler. Manipülasyona açık değildir. İtibar gibidir geç oluşur ama etkisi uzun sürer. Alt nesillere veraset/intikal olur.  Maddi kültür araç, Manevi Kültür ise amaçtır. Ama biz kolay olanı seçip tüm motivasyonumuzu hızlı sonuç alabileceğimiz, manipüle edebileceğimiz ve haz duyduğumuz Maddi Kültüre harcayınca süreç içinde araçlar amacın yerine ikame oldu ve ortaya yukarıda bahsettiğimiz paradoksal durumlar çıktı. Ancak bulunduğumuz düzlemde milletlerin gelişmişliği maddi unsurların değil, manevi unsurların gelişmişliği ile ölçülüyor. Ünlü sosyolog William Ogburn’un kavramlaştırdığı gibi; Maddi kültürün manevi kültürden hızlı ilerlemesi sonucu oluşan boşluğa ‘Kültürel Gecikme’ denir.  Kültürel gecikme yaşanan toplumlar her türlü spekülasyona açıktır.

Netice itibariyle maddi kültüre(inşaat,şekil, sayı, ihtişam) ağırlık verince manevi kültür(Bilim, sanat, felsefe, din, ahlak, değer, ) alanındaki ilerleme istenilen seviyelerde gerçekleşmedi.  Bir toplumda kültürel gecikmenin( boşluğun)oluşmaması için Maddi kültür ile Manevi Kültürün eş zamanlı ilerlemesi gerekir. Bunun için de niceliksel verilerin büyüsüne kapılmadan esaslı, dikkatli, özverili niteliksel çalışmalar yapılması gerekir. Sayılarla birlikte nitelikleri de çoğaltmak gerekir. Atasoy Müftüoğlu’nun dediği gibi ‘hakikat sayılarla ölçülemez.‘ Çünkü hakikat nitelikle alakalıdır.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...