Yedi tepesi varsa şehrinle övünebilirsin, Roma, Mekke, Kudüs, Tahran, İstanbul yedi tepeli şehirlerden...

İstanbullu olmak ayrıcalıktır. İstanbul görgü ve âdabından öte bu şehrin fiziksel yapısını bilsek, bu bile bir şeydir. Peki İstanbul’un o ünlü “yedi tepe”sini biliyor muyuz?

Yedi tepesi varsa şehrinle övünebilirsin, Roma, Mekke, Kudüs, Tahran, İstanbul yedi tepeli şehirlerden...
Yedi tepesi varsa şehrinle övünebilirsin, Roma, Mekke, Kudüs, Tahran, İstanbul yedi tepeli şehirlerden... Zehra

Sayılar, insanlık kadar eski; hatta insanlıktan da eski. Sayılar her daim mistik bir hava taşımışlardır. Çünkü somut olan eşyayı soyutlaştırmanın en kısa yolu olmuştur. ‘İcat edilmelerini’ hep garip bulmuşumdur; ‘keşif’ demeliler çünkü o kadar tabiiler ki!

Bazı sayılar esrarlıdır: Üç, yedi, kırk gibi. Yedi, en eski devirlerden beri hep yolların ona çıktığı bir durak. Yedi düvelin hakimiysen dünyaya hükmedersin. Ya da yedi denizlerin fatihiysen kendinden söz edilebilecek kadar yamansındır. Yahut yedi tepesi varsa şehrinle övünebilirsin.

Hangi Yedi Tepe?

İstanbul, yedi tepeli şehirlerden. Yani tek değil. Roma, Mekke, Kudüs, Tahran, Atina, New York, Moskova ve Budapeşte bu şehirlerden birkaçı. Bu merkezler zaten şu anda tarihî yerler diyebilirsiniz. O vakit ben de size Ibandan, Kampala, Tirumala, Dunedin ve Iaşi’yi hatırlatırım. Sanki yedi tepe şehirler için bir gurur meselesi. Dış dünya için övgü vesilesi... Önceden, yedi tepeli şehirde yaşayanlar şehir dışından gelen misafirlerini muhtemelen bu tepelere götürüp şehirlerini tanıtarak, şehirlerinin reklamını böylece yapıyorlardı.

Öznel bir yargı olmaktan öte, günümüzde yedi tepeli şehirler arasında İstanbul has payeyi alır. İstanbul bir söylenceye göre adını Rumca ‘Stimbolin!’ sözünden alır, yani ‘şehre doğru’. Böyle iken İstanbullu olmak da ayrıcalıktır. Fakat bu ayrıcalık gerçek mânâda İstanbullu olmakla kaimdir. İstanbul görgü ve âdabından öte bu şehrin fiziksel yapısını bilsek, bu bile bir şeydir. Peki soru: İstanbul nere ve yedi tepe nerede? İlk akla gelen tepe Çamlıca, hatta sorsanız “beleş tepe” diye bilinen yeri söyleyen bile çıkar. Ancak yirmi milyon nüfusa dayanmış bu şehirde acep kaç kişi çıkar, doğru cevap verebilecek?

Sadece Suriçi değil!

Eski istanbul dendiğinde hemen akla Suriçi gelir. Fakat İstanbul, buranın yanında Bilad-ı Selase (üç belde) ile; yani Eyüp, Galata çevresi ve Üsküdar’la birlikte İstanbul’dur. Ancak şehrin nüvesini Sarayburnu’ndan Edirnekapı’ya uzanan surlarla çevrili Dersaadet teşkil eder. Bu bölge fetih öncesinde de ana damar olarak Divanyolu ile belirlenirdi. Bizans döneminde Divanyolu, ismi bu olmasa da krallar tarafından geçit güzergahı olarak kullanılıyordu. İşte bu ana yol yedi tepenin üzerinden geçer. Her tepe günümüzde en az bir cami ile mühürlüdür. İşte yedi tepe:

Birinci Tepe: Sarayburnu’ndan başlayan Divanyolu’nun ilk tepesinde Topkapı Sarayı, Sultan Ahmet Camii ve Ayasofya Camii bulunur. Bizans hatırası Hipodrom ve sütunlar da buradadır. 1930’lara kadar kalan fakat İstanbul’un yangın ve deprem felaketlerinden sonra en büyük belası olan şehir planlamacıları tarafından yıkılan İbrahim Paşa Sarayı da burada idi. Meydanın biraz uzağında ise Firuzağa Camii bulunur.

İkinci Tepe: Atik Ali Paşa ve Nur-u Osmaniye camiilerini içeren Çemberlitaş.

Üçüncü Tepe: Üçüncü tepe Osmanlı Devleti’nin ilk sarayını barındırıyor: İstanbul Üniversitesi. Bunun yanısıra Beyazıt Meydanı, Beyazıt Camii ve külliyesi ile muhteşem Süleymaniye Camii’nin bulunduğu tepe bu tepedir.

Dördüncü Tepe: Dördüncü tepe, İstanbul’da ilk Osmanlı mimarisi örneklerinden birisinin görüldüğü yerdir. İkinci Mehmet’in kendi adına yaptırdığı cami, Fatih Camii buradadır. Fakat şu anki Fatih Camii 550 yıllık değildir. On sekizinci yüzyılda bir deprem sonucu yıkılan cami ve külliyesi, Üçüncü Mustafa tarafından tamir edilip tekrar hizmete açılmıştır.

Beşinci Tepe: Beşinci tepede Yavuz Selim Camii mevcut. Edirne’de bulunan İkinci Selim yani Sarı Selim tarafından Mimar Sinan’a yaptırtılmıştır. Bu cami ise Yavuz Sultan Selim’in adı ile adlandırılmıştır.

Altıncı Tepe: Yine bir Sinan eseri olan Mihr-ü Mah Camii bu tepededir. Üsküdar’daki aynı adı taşıyan caminin ikizidir. Bilindiği üzre mihr güneş, mah ise ay demektir. Biri doğarken diğeri batar. Bu sebeple bu ikiz camilerin biri doğuda, diğeri ise batıdadır. Bir güne estetik katmanın muazzam bir örneğidir bu iki cami.

Yedinci Tepe: Buraya kadar yazdığım altı tepenin ortak özelliği Haliç’e bakıyor olmalarıydı. Son tepemiz ise Marmara’ya bakmakta. Diğer tepeler aynı istikamettedir. Bu tepe ise diğerlerinden ayrı, tek başınadır. Divanyolu çatallaşarak bir kolunu burada sonlandırır. Yahya Kemal’in “Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!” diye hayıflanarak bitirdiği şiire adını veren semt: Kocamustafapaşa. Burası da cami ile mühürlü, Kocamustafapaşa Camii ile. Ayrıca Cerrahpaşa ve Hekimoğlu Ali Paşa camileri de bu tepededir.

Bu haberin kıvılcımını Beşir Ayvazoğlu çaktı. Bilgiler, onun 29 Mayıs Üniversitesi’nde verdiği İstanbul dersinin ilk saatinde yaptığı dersin notlarından teşkil olmuştur. Yanlış var ise not tutandan ötürüdür.

Dünya Bizim'den M. Murtaza Özeren yazdı

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı