Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için Bakara Suresi 67- 69 Ayetler

68- "Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" demişlerdi. (O da Rabbine yalvardıktan sonra onlara) Demişti ki: "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin."

Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için Bakara Suresi 67- 69 Ayetler
Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için Bakara Suresi 67- 69 Ayetler Zehra

68- "Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" demişlerdi. (O da Rabbine yalvardıktan sonra onlara) Demişti ki: "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır.  Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin."

Onlar, ineğin niteliklerinin ayrıntılı olarak belirtilmesini istemişlerdi. Çünkü inek türü diriltme özelliğine sahip olmadığına göre, kesilmesi istenen belli bir inek olmalı ve nitelikleri en ince ayrıntısına kadar açıklanmalı diye düşünmüşlerdi. "Bizim için Rabbine dua et, onun ne (biçim bir inek) olduğunu bize açıklasın." demeleri de bu yüzdendi.

Aslında bu istekle boş yere kendilerini zora sokuyorlardı. Allah da onların işini zorlaştırdı. Musa dedi ki: "Allah diyor ki: O, ne yaşlı - yani doğuramayacak kadar yaşlı- ne de körpe; -yani hiç doğurmamış ikisinin arasında bir inektir." Kadınlar ve dişi hayvanlar için kullanılan "avân" niteliği, yaşlılıkla körpelik arası orta yaş demektir.

Buna rağmen yüce Allah onlara acıyor ve gereksiz yere soru sormamalarını öğütlüyor. Durumlarını zorlaştırıcı tavırlardan sakınıp yapılan açıklamalarla yetinmeleri uyarısında bulunuyor: "Hadi, size emredileni yapın."

69- Demişlerdi ki: "Rabbine adımıza (bir daha) yalvar da, bize rengini bildirsin." O da: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatacak sarı bir inektir" demişti.

Ne var ki onlar, bu uyarıyı dikkate almıyorlar ve "Bizim için Rabbine da et, onun renginin ne olduğunu bize açıklasın." diyorlar. Musa da şöyle diyor: "Alla diyor ki: O, halis ve koyu sarı, -koyu ve parlak bir sarı- bakanlara sevinç veren bir inektir." İneğin tanımlanmasına ilişkin açıklama böylece tamamlanıyor. Onun nasıl bir şey olduğu ve renginin ne olduğu açıklığa kavuşuyor.

70- (Onlar yine:) "Rabbine (bir kere daha) adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre (birçok) sığır birbirinin benzeridir. İnşaallah (Allah dilerse,) biz doğruya varırız" demişlerdi.

Buna rağmen onlar hoşnut olmuyorlar ve tekrar başlangıçtaki sözlerine dönüyorlar; utanmadan, sıkılmadan, "Bizim için Rabbine dua et, o-nun ne (biçim bir inek) olduğunu bize açıklasın. Zira inekler bizim için ayırt edilemez oldu. Allah dilerse, (bu kez) mutlaka ona iletileceğiz." diyorlar.

71- (Bunun üzerine Musa) Dedi ki "O (Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve onda alaca olmayan bir inektir." (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

Hz. Musa üçüncü kez onun nasıl bir şey olduğunu açıklamak durumunda kalıyor, onlara şöyle cevap veriyor: "Allah diyor ki: O, yer sürmeyen, ekin sulamayan, boyunduruk altına alınmamış -çifte koşulmamış- bir inektir..."

Bu açıklamanın sonunda, söyleyecek bir şey bulamıyorlar, zorunlu olarak, "İşte şimdi gerçeği getirdin." diyorlar.

Kesin delillerle susturulan ve artık gerçeği kabul etmekten başka seçeneği olmayan insanların söylediği türden bir sözdür bu. Reddetmek için bir yol bulamıyorlar. Bu yüzden gerçeği onaylamak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla önceki sözlerin tam anlamıyla açık olmadığı bahanesini ileri sürüyorlar. Bunun kanıtı da yüce Allah'ın şu sözüdür: "... onu kesmişlerdi. Ancak az kalsın yapmayacaklardı."

"Hani siz bir adam öldürmüştünüz de suçu birbirinize atmaya kalkmıştınız."

Bu ifade, kıssanın başlangıcını anlatmaktadır. Ayetin orijinalinde geçen ifadenin mastarı olan "tedaru", "tedafu" anlamındadır; yani, kendini savunup başkasını suçlamak demektir ve "defaa" anlamında "deree" kökünden gelir. Ortada öldürülen bir adam vardı, her taife de suçu başkasının üzerine atıyordu.

Yüce Allah da onların gizlediklerini açığa çıkarmak istiyordu. "İneğin bir parçasıyla ona (o öldürülene) vurun, demiştik." Zamirlerden birincisi öldürülen adama dönüktür; ikincisi ise ineğe dönüktür.

Bu ayetle ilgili olarak bazı müfessirler "Bu kıssanın anlatımı ile kastedilen şey, Tevrat'ta yer alan söz konusu hükmün yasalaştırılmasının sebebini açıklamaktır.  “Ölünün diriltilmesinden maksat ise, bu hükmün yasalaşması sonucu, öldürülenin kanının kimin tarafından döküldüğünün ortaya çıkmasıdır. Yani burada sözü edilen hayat, yüce Allah'ın "Kısasta sizin için hayat vardır." (Bakara, 179) şeklindeki sözünde geçen hayat gibi bir hayattır.”  Yoksa, mucize yoluyla diriltme olayı söz konusu değildir”. Diyorlar.

Ancak Allame Tabatabi bu görüşü eleştiriyor ve sizin de takdir edeceğiniz gibi kıssanın akışı, özellikle, "İneğin bir parçasıyla ona (o öldürülene) vurun, demiştik. İşte Allah, ölüleri böyle diriltir." ifadesi, böyle bir yoruma engel oluşturmaktadır. Diyor.

72- Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz de bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, sizin gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.

73- Bunun için de: "Ona (ölü cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; belki akıllanırsınız.

Üstad Mevdudi kıssadan amacın İsrail oğullarının ineğe tapma geleneğini terbiye olduğunu söylese de kıssanın katilin ortaya çıkarılması ile kabul eder ve  “Kur'an, öldürülen adamın bir müddet için hayata döndüğünü ve katilin adını söylediğini bildirmektedir.” Der.

Ali Bulaç ve Mustafa İslamoğlu İsrail oğullarında var olan bir gelenekten hareketle dirilme olayının gerçekleşmediğini buradaki dirilmeden kastın “Kısasta hayat var” anlamında kullanıldığını söylüyorlar.

Ali Bulaç ve Mustafa İslamoğlu’na göre: Kıssanın anlatıldığı olay öncesinde İsrail oğullarında bir cinayet gerçekleşmişti. Faili meçhul bir cinayetti bu. Bu cinayetin kimin eseri olduğu ortaya çıkmamıştı.

Tevrat’ta geçen bir hüküm vardı, o hükme göre. Eğer bir yerde bir cinayet işlenir, maktul bulunur, katil bulunmazsa, maktulün bulunduğu yere en yakın yerleşim bölgesindeki insanlar toplanırlar, bir inek kurban ederler ve kurban edilen ineğin üzerinde ellerini yıkarlar ve yemin ederlerdi.

O, bu işlemi yapan o kimsenin bu cinayetle bir alakasının olmadığına delalet ederdi, Eğer bu işlemi bir kimse yapmaktan kaçınırsa, onun katil olduğu ortaya çıkardı. Değilse toplumsal sorumluluktan böylece kurtulmuş olurlardı. Bu tavırları ile bu maktulün kanını ne ellerimiz gördü ne gözlerimiz katili gördü diyerek yemin ederlerdi.

İneğin bir parçası ile vurma fiilinin mecaz ifade ettiğini söylüyorlar ve burada darebe fiilinin vurmak değil misal vermek anlamına geldiğini ifade ediyorlar.

Ancak bu yorumun şöyle bir sıkıntısı var İsrailoğlulları böyle bir geleneğe sahipse Hz. Musa’ya niye tepki gösteriyorlar, ve kesilecek inek konusunda niye bu kadar soru soruyorlar.

Bizim kanaatimize göre Üstad Mevdudi ve Allame Tabatabai’nin yorumları daha doğru gibi. İsrail oğullarının özel durumunu düşünüp hayatlarında bu kadar olağan üstü şey gerçekleşmesine şaşmamak gerekiyor.

Doğrusunu Allah bilir.

Peki bu olay Kur’an da niçin yer aldı yada bu olaydan hangi dersleri çıkarmalıyız.?

Birincisi bu kıssa bize gereksiz ayrıntılara dalarak asıl hedefi unutmayın diyor.

İkincisi lüzumsuz sorular sormayın basit sade bir şekilde samimice size emredileni yapın diyor

Üçüncüsü bilginiz olmayan konularda zanla tahminle hüküm vermeyin vahye size emredilene teslim olun diyor…

Doğrusunu Allah bilir..

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İmam Musa Sadr’ın Mübarek Ramazan Ayı  Mesajı Yıl 1971...
İmam Musa Sadr’ın Mübarek Ramazan Ayı Mesajı Yıl 1971...
Serdar Duman Yazdı: Gün, Amerika’ya karşı bağımsızlık için direnme günüdür.
Serdar Duman Yazdı: Gün, Amerika’ya karşı bağımsızlık için direnme günüdür.