Abdullah Sevim Yazdı: Kötülüğün Esaretinden Kurtuluş

Kötü olan insan değil, davranışlarıydı. Bazıları bu kötü halleri kolay kolay atamıyordu üzerinden.

Abdullah Sevim Yazdı: Kötülüğün Esaretinden Kurtuluş
Abdullah Sevim Yazdı: Kötülüğün Esaretinden Kurtuluş Zehra

Kötü olan insan değil, davranışlarıydı. Bazıları bu kötü halleri kolay kolay atamıyordu üzerinden. İşte Necmi de bu çağın esirlerinden biriydi.

Necmi hayatı günübirlik yaşamayı kendine ilke edinmiş, lise son sınıf öğrencisiydi. Hayatı telefon internet ve arkadaş üzerine kuruluydu. Sorumluluk bilinci onun ilgisini hiç de çekmiyor, bazen öğrenci olduğunu ve sorumlulukları bulunduğu gerçeğini, aklına getirmek bile istemiyordu.

O gün de okuldan gelmişti. Ayakkabılarını hızlıca çıkarıp selamsız sabahsız içeri daldı. Çeketini üstünkörü askıya fırlattı, yere düşen çeketi umursamadan es geçip odaya daldı. Kitapları odasındaki masaya bırakmak yerine kanepeye atıverdi. Kumandayı kaptığı gibi koltuğa kuruldu, önüne sehpayı koyup ayaklarını da uzatmayı ihmal etmedi. Okul ve ders onun için okuldan çıktığı anda bitmişti. En sevdiği zamanlardan biriydi, televizyon karşısında böylece keyifle oturmak.

Annesi Necmiyi çok sever, bir dediğini iki etmezdi. Bazen kızsa da ana yüreği dayanamaz yine onu istediğini yapardı. Hanife Hanım’ın iki oğlu vardı. Büyüğü Necmi idi. Annesi oğlunun geldiğini fark edince mutfaktan seslendi:

-Necmi  yanıma gelir misin oğlum?       

Necmi sesi hafiften de olsa duymuş, lakin buna rağmen televizyonun sesini daha da yükdeltmişti. Annesi ise televizyonunun sesinin geldiği oturma odasına gitmek için mutfaktan çıktı. Fakat bir iki adım atamadan yere yığıldı. Hanife Hanım, kalp krizi geçiriyordu. Ara holde bağırmasına rağmen sesini duyan yoktu. Küçük oğlu tam gün okuduğu için okulda, eşi Mehmet Bey de çalışmak için bir aydır şehir dışında ve bugün evine dönmek üzereydi. Evde sesini duyacak bir kişi vardı o da sorumsuz oğlu Necmi idi. O da annesinin sesini duymamak için televizyon sesini iyice açmıştı. Necmi mırıldanarak:

-Aman, yine annem kesin bir iş için çağırıyor, diyordu.

Bir nesil bir evlat ancak böylesine kaybolabilirdi. Analarının babalarının dizinin dibinde haya ile tetikte bekleyen nesillerden, bu hale gelinmişti. Ne zor bir yer olmuştu dünya ve hiç bu kadar alçalmamıştı insanlık.

Kötü olan insan değil, davranışlarıydı. Bazıları bu kötü halleri kolay kolay atamıyordu üzerinden. İşte Necmi de bu çağın esirlerinden biriydi.  Uzunca televizyon izledikten sonra yerinden doğruldu, yavaşça ayakları üşümesin diye giydiği terlikleri tekrar ayağına geçirdi. Kapıya doğru yöneldi, kapı ağlarcasına matem dolu cızırtısı ile açıldı ara hole. Bir anda irkildi.  Yerde yatan, kendisini bu yaşa getiren eli öpülesi annesiydi.

-Anne diye haykırdı. En kötü evlat için bile, anne sıcaklığı bambaşka bir anlam taşırdı ve annesinin varlığı farklı bir güç verirdi insana. Haykırıyordu Necmi; üzgün, matem dolu  ve tüm tüyleri diken diken eden sesiyle.

-Annem, annem… Diye haykırıyordu.

Güzel anacığının başı, dizleri üzerindeydi. Cansız öylece yatıyordu. Değil kendi ölmek, zerresi yok olmak hükmünde idi Necmi’nin.  Bazen ölmek kurtuluştu, bu hali yaşamaktan. Bir iş korkusuyla açtığı televizyon sesi hayatının en büyük hatası olmuştu. Gözleri kan ağlıyordu. Annesinin nabzı atmıyordu. Ayağa kalktı, kafasını bir sağa bir sola vuruyordu. Komşular sese koşmuş olanı biteni anlamaya çalışıyorlardı. Kapıyı vuruyorlardı, ama sesler gelmesine rağmen açan yoktu. Mehmet Bey komşuları görünce koştu. Kapının açılmadığı sesler geldiği söylenince kapıyı kırarak içeri girmek zorunda kaldı. Biricik eşi yerde yatıyor. Oğlu Necmi’nin ise yüzü kanlar içindeydi. Necmi:

-Baba ne olur vur öldür beni. Ben nasıl bir evladım böyle. Anam! Canım Anam! Belki seslendi de benim gibi bir arsız kulak tıkadı.

Baba yüreği eşine yanıyordu, ama evladı hata yapsa da o da kıymetlisiydi.

-Dur oğlum anneni bir kaldıralım. Necmi:

-Öldü baba anam öldü. Ben bu acıyla nasıl yaşarım.

Ambulans gelmiş lakin yapacak bir şey kalmamıştı. Bir anne, bir evladın sorumsuzluğu yüzünden ölmüş. Bir hane daha annesiz, meleksiz kalmıştı. Acılı baba günlerce bir başına defin işlemlerini gerçekleştirmiş. Yuvasına sahip çıkmaya çalışmıştı. Bir yanda nerde olduğunu bilmediği oğlunun acısıyla yaşar hale gelmişti.

Necmi artık sokaklarda kalmaya başlamış, babası ise tüm aramalarına rağmen bir türlü oğlunu bulamamıştı. Eşi ve oğlundan boşalan sinesini küçük oğlu Osman ile doldurmaya çalışmış, hayata tutunmaya gayret ediyordu. Kanadı kırık bir kuş gibi ızdırap dolu ve üzgündü. Pencereden dışarıyı seyrederken acıyla:

-Oğlum annesinin emaneti neredesin, diyordu.

Necmi sokaklara alışmıştı. Eski harabe bir binada iki genç ile beraber kalıyorlardı. Onlardan biri:

-Haydi gel sende çekiver. Acılarını unutturuyor. Korkma senden para da istemiyorum, diyordu.

Gençlerin zihinleri törpülenmiş ve insanlık kaybediyordu. Bir bir şeytana teslim yürekler, yok ediliyordu. Necmi elini uzattı, içinden bir ses:

-İç hadi iç, diyordu. Bir fırt iki fırt derken günlerce içmeye başlamış, uyuşturucunun müptelası olmuştu. Halbuki bir defadan ne olur ki, diyerek başlanıyordu tüm kötü alışkanlıklar. Necmi yavaş yavaş daha da kayboluyordu.

Haftalar sonra duvara yaslanmıştı, lakin sanki uçuyordu. Göğe bakarak:

-Annem canım annem neredesin? Meğer sen ne kadar da önemliymişsin benim için. Gözlerini özledim annem, neden beni bırakıp gittin? Gül yüzlüm gelsen, tekrar elimden tutup “Ben geldim haydi kalk evimize gidelim desen olmaz mı?” Diyordu ve öylece uyuya kalmıştı.

Sabah uyanınca ellerinde demir prangaları, kelepçeyi fark etti. Kalk, haydi kalk diye tok bir ses ile uyanmıştı.

Yanındakiler birkaç kapkaç olayına karışmış, uyuşturucu da alıp sattıkları için, polis kaldıkları yere baskın yapmıştı. Necmi:

-Ben suçsuzum dese de, günah ve hatalarının bedelini ödüyordu. Ayağa kalkacak mecali yoktu. Uyuşturucudan bacakları titriyordu. Uyuşturucu onu eritmişti. Gencecik dolgun delikanlı, yıkılacak ve yaşlı bir ruha sahip gibiydi.

Polis Merkezi’nde göz ucuyla aşağılana aşağılana, demir parmaklıklara kadar getirilmişti. Yaşı yirmi üçe dayanmış, evinden ayrılalı beş yıl olmuştu. İçeri girer girmez sakallı mülayim 30 yaşlarında genç bir adam diğerlerinden farklı bir bakışla:

-Hoş geldiniz, demişti kendisine.

Necmi’nin ise hoş bulduk diyebilecek bir takati bile yoktu. Bu genç adam:

-Ben Tarık buyur şurayı kullanabilirsin, diyerek yer gösterdi.

Yatağa uzanır uzanmaz, uykuya daldı. Sabah uyandığında titriyordu. Çıldıracak gibiydi, uyuşturucu krizi tutmuştu. Tarık durumu fark etti, oradakilerden de yardım istedi. Ellerini ayaklarını yatağa bağladılar. Necmi:

-Bırakın bırakın beni diye haykırıyordu. Tarık:

 -Biraz sabret, senin iyiliğin için bunu yapmak zorundayız kardeşim, diyordu. 

Ranza yerinden sökülecek gibi sallanıyordu, bu hali bir kaç gün sürdü. Necmi sakinleşmiş ve yanında Tarık bir kitap okuyordu, sesi de çok yanık ve çok güzeldi. Necmi içinden:

-Kur’an bu, ne kadar da güzel okuyor. Yüreği çölde vaha misali yeşermeye başladı. Etkilendikçe etkileniyordu. Ne de güzel Allah’ım, diyordu.  Necmi dayanamadı:  

-Tekrar okur musun ağabey? Tarık:

-Elbette kardeşim, devamla Kur’an kalplerimize şifadır nur’un kurtuluşun kaynağıdır, diyordu.

Necmi ilmek ilmek dokunuyordu. Kalbinin kir pası temizleniyor, Gönlü ferahlıyordu. Kur’an bitince Necmi bu kadar güzel okumayı nereden öğrendin ağabey?  Belki güleceksin ama bana da öğretir misin? Tarık:

-Elbette güzel kardeşim, neden güleyim? İnsan hata yapabilir. Hem Rabbimizin buyruğu: Eğer hata yapmayan bir toplum olsaydınız, sizi helak eder yerinize hata yapan ama tövbe eden kullar yaratırdım, değil miydi?

Günler aylar geçmiş beraber cemaatle namaza başlamışlardı. Zor olsa da Necmi de Tarık gibi hafız olmuştu. Mayıs ayındaki Mahkumlar Arası Hafızlık Yarışması düzenlenmiş, Necmi burada birinci olmuştu.

Babası o gün haberlerde oğlunun ismini duymuştu. Oğlum Necmi diyerek ağlıyordu yüreği yanık baba.  Anında hapishanenin yolunu tuttu.

Necmi hapishanede sevilen bir genç haline gelmiş, Tarık gibi o da takdir ediliyordu hapishane müdürü hapishane yönetimi ile toplantıdan sonra Necmi ve Tarık ile ilgili tahliye kararı için ilgili mercilere başvuru yapmışlardı.  Mehmet Bey hapishane güvenliğinden, müdürü görmek istediğini iletmiş, Müdür de Necmi’nin babası olduğunu öğrenince hemen gelmelerini söylemişti. Mehmet bey oğlu Osman ile birlikte müdür odasının yolunu tuttu selamlayıp kısa bir konuşmadan sonra, Hapishane Müdürü:

-Demek altı yıl oldu, dile kolay sizin bu ızdırabınızı dindirecek bir müjde vereyim. Başvurumuz sonuçlandı Necmi bugün sizinle beraber eve gelebilir. Mehmet Bey ve küçük oğlu Osman’ın mutluluktan gözleri doldu.

Müdür gardiyan başından Necmi ve Tarık’ı çağırmasını söyledi. Necmi:

-Neden çağrılıyoruz, Acaba hafızlık yarışması için, hediye takdimi mi var ağabey. Tarık: 

-Olabilir Necmi. Bu söz üzerine Necmi:

-Biz Allah için okuduk, bu dünyadaki bir hediyeyi Cennete değişecek değiliz değil mi ağabey?

Tarık bu cevaptan çok hoşlanmıştı:

-Elbette Can, elbette, dedi.

Müdüriyet kısmına gelmişlerdi, çatık kaşlı gardiyan başıyla müdür odasını işaret ederek:

-Haydi geçin bakalım, dedi.

Necmi kapıyı hafifçe vurdu gir denilince Tarık’ın gözüne bakarak birlikte içeri girdiler. Necmi kapı açılır açılmaz oturan babasını gördü. Mehmet Bey ayağa fırladı, baba yüreği evladına altı yıl hasret kalmıştı. Necmi koşarak bir daha bırakmamacısına sarıldı babacığına.

Mehmet Bey oğlunun nurlu yüzü ve sakalına bakakaldı. Ayrıca mis gibi kokuyordu oğlu, sardıkça sardı evladını. O vurdumduymaz gençten eser kalmamıştı. Sarıldıkça huzur buldular, hayatları anlamını tekrar kazanmıştı.

Hapishane müdürü ile helalleştikten sonra Necmi babası ve küçük kardeşiyle Evleri’nin yolunu tutmuştu. Günleri çok güzel geçmişti lakin Necmi eve girdiğinde, annesinin öldüğü anlar aklına tekrar gelmişti hüzünlendi, gözleri doldu çocuk gibi ağlıyordu. Elini kalbinin üzerine vura vura o hataları nasıl yaptın diye dövündü. Yorgun düşmüştü bedeni bu düşüncelerle. Biricik peygamberinin yaptığı duaları yaparak yatağına uzandı. Sağ yanına dönerek uyumaya başladı. Bir süre sonra, rüyasında annesini gördü. Annesi Hanife Hanım yeşil ve güzel bir manzaranın içerisinde çok güzel bir sofra hazırlamış, biricik oğlu Necmiyi çağırıyordu.

-Oğlum gel senin yerin işte burası, ben yaşadığımız her şeyi unuttum çünkü sen benim canımdan bir parçasın haydi koş gel birbirimize kavuşalım oğulcuğum. Affettim seni, gel beraber bir şeyler yiyelim diyordu. Ve böylece rüyası sürüp gitmişti. Sabah olduğunda Necmi uyanmış rüyasını düşünüyordu. Annesini bu şekilde görmesi kalbindeki yükü biraz olsun hafifletmişti. Kalkıp sabah namazını kılarak Rabbine tekrar ellerini açtı geçmişteki hatalarından dolayı tövbe etti.

İşte Dostlar bazı hatalar can yakar. Hatayı hafife almamak, kurtuluşa vesile olabilir, Bizi belalardan koruyabilir. Ayrıca hata, insan hayatında olabilir. Bazı işler şer gibi görünebilir. Lakin Allah hayır murat etmişse zindanlar bile huzura açılan kapılar olabilir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı