Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için Bakara Suresi 35-37 Ayetler

Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için Bakara Suresi 35-37 Ayetler
Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için Bakara Suresi 35-37 Ayetler Zehra

35- Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın,  yoksa zalimlerden olursunuz."

Havva diri hayat sahibi hay tarafından yaratılan demektir. Tevrat’a göre Hz. Havva’ya ismini Hz. Adem koydu.

Bu, Adem ve Havva'nın, halife olarak tayin edildikleri yeryüzüne gönderilmelerinden önce eğilimlerinin denenmesi için "Cennet"te bir müddet kalmışlardı. Ve cennette bir sınava tabi tutuldular. Bu sınav için bir ağaç seçilmiş ve ona yaklaşmaları bile yasaklanmıştı. Bu yasağı çiğnediklerinde, Allah katında zalimlerden sayılacakları konusunda da uyarılmışlardı. Ama onlar bu sınavı kaybettiler.

Cennet'i tekrar kazanmanın tek yolu ise, insanı her an saptırmak için fırsat kollayan düşmana karşı başarı kazanmaktı. Ağacın adı ve özelliği Kur'an'da belirtilmemiştir; çünkü ağacın özünde kötü bir özellik yoktu. O sadece imtihan amacıyla seçilmişti.

İmam Cafer-i Sadık'tan şöyle rivayet eder:

 "İmam'a, 'Âdem'in yerleştirildiği cennet, dünya bahçelerinden bir bahçe miydi, yoksa ahiretteki bahçelerden biri miydi?' diye soruldu. İmam şöyle buyurdu: Bir dünya bahçesiydi, üzerine güneş ve ay doğardı. Eğer ahiret bahçelerinden bir bahçe olsaydı, sonsuza dek oradan çıkmazdı. Yüce Allah onu söz konusu cennete yerleştirince, o ağaç hariç diğer her şeyi ona helâl kıldı. Çünkü Âdem öyle bir yaratılışa sahipti ki, varlığını ancak emir, yasak, beslenme, giyinme, barınma ve nikâh (cinsel birleşme) ile sürdürebilirdi. Bir yerden destek almadığı sürece kendisine yararlı olan şeyi zararlı olan şeyden ayırt edemezdi." "İblis, yanına gelip ona şöyle dedi: 'Eğer siz, yüce Allah'ın size yasak ettiği bu ağacın meyvesinden yerseniz, birer melek olursunuz ve sonsuza dek bu cennette kalırsınız. Eğer bu meyveden yemezseniz, Allah sizi buradan çıkaracaktır.' Sonra da kendilerine öğüt vermek istediğini bildirerek yemin etti. Nitekim yüce Allah da bu olayı şöyle haber veriyor: 'Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf melek olursunuz ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan menetti ve onlara, 'Elbette ben size öğüt verenlerdenim.' diye de yemin etti.' [A'râf, 20-21]" "Âdem onun sözünü tuttu ve eşi ile birlikte söz konusu ağacın meyvesinden yedi. Sonra da yüce Allah'ın bize haber verdiği gelişmeler oldu: 'Ayıp yerleri kendilerine göründü.' Yüce Allah'ın üzerlerine giydirdiği cennet giysileri açıldı. Ayıp yerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye çalıştılar.

36- Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik.

Yani, "Şeytan insanın düşmanı, insan da şeytanın düşmanı olacaktır." Şeytan'ın, insanı Allah'ın yolundan saptırıp felâkete sürüklemek istemesi, onun, insanın en büyük düşmanı olduğunu gösterir.

Diğer taraftan insanın insanlığı, ona, şeytanla savaşmasını söyler. Fakat ne yazık ki insan şeytanın yalanlarına o denli kapılır ki, onu dost edinmeye başlar. Fakat bu, onların karşılıklı düşmanlığının dostluğa dönüştüğü anlamına gelmez. Bu sadece insanın düşmanı tarafından kandırıldığı ve kendi önüne atılan tuzağa yakalandığı anlamına gelir.  

37- Derken Adem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. (Allah da) Bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Hz. Adem (a.s.) bu günahına pişman olup Allah'a yönelerek tövbe etmek istediğinde, Allah'tan bağışlanma dilemek için uygun kelimeler bulamadı. Allah da, pişman olduğu için ona acıdı ve ona gerekli sözleri öğretti.

Arapça tövbe kelimesi "geri dönmek" ve "yönelmek" anlamlarına gelir. İnsana uygulandığında, onun isyandan itaate döndüğü anlamına gelir. Allah'a atfedildiğinde, O'nun kuluna yönelip affettiği anlamına gelir.

Kur’an da İstiğfar ve Tövbe, ayrı ayrı gelirler. İstiğfar; Bir şeyden dolayı Allah’a dil ile özür dilemek demektir. Tövbe ise Allah’tan özrü yaptığınız hatanın cinsi ile dilemek anlamına gelir. Yani günahı madde ile mi işlediniz, Tövbeyi de madde ile yapacaksınız. Günahı şeytan yoluna para harcayarak mı işlediniz, Onun tövbesi Allah yoluna harcamaktır. Günahı şeytanın yoluna ömür ve sıhhat harcayarak mı işlediniz, Onun tövbesi Allah’ın yoluna onun tam aksi istikamette yine aynı şeyden Allah yoluna harcamaktır. Yani tövbe, bir şeyin tövbesi, kendi cinsindendir.

Onun için gözün tövbesi vardır. Gözün tövbesi; Gözün günahı batılı seyretmekse tövbesi de hakkı görmektir. Kulağın günahı batılı dinlemekse, tövbesi de Hakka yönelmektir. Kalbin günahı batıla iman batılı kabul etmekse, tövbesi de ondan yüz çevirip hakka yönelmektir. Onun için Tövbe hem fiili olabilir, hem kalbi olabilir. Bu nedenle Peygamberimiz  ‘pişmanlık tövbedir’  diye buyurur.

Çünkü pişmanlık kalbin tövbesidir. Adem’in tövbesinin en somut göstergesi yaşadığı büyük pişmanlık olmuştur.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şehadetinin 27. Yılında Bosna Şehidimiz Selami Yurdan Kudüs-Der’de anlıyor…
Şehadetinin 27. Yılında Bosna Şehidimiz Selami Yurdan Kudüs-Der’de anlıyor…
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı: