Türkiye’de Haccac Ali’nin ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabı okundu, okunuyor…

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Tavsiye ettiği kitaplar okunarak Mütalaası yapılan Entelektüel Bilinç İşçiliği etkinliğinde Mayıs ayında Haccac Ali ‘nin ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabı okundu okunuyor...

Türkiye’de Haccac Ali’nin ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabı okundu, okunuyor…
Türkiye’de Haccac Ali’nin ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabı okundu, okunuyor… Zehra

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Tavsiye ettiği kitaplar okunarak Mütalaası yapılan Entelektüel Bilinç İşçiliği etkinliğinde Mayıs  ayında Haccac Ali ‘nin Mahya Yayınlarında yayımlanan  ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabı okundu okunuyor...

Türkiye'nin farklı illerinde genellikle her ayın ilk pazarı yapılan etkinlik İstanbul’da 16. Mayıs 2019 Perşembe günü yapıldı. 

İstanbul Entelektüel Bilinç İşçiliği Mütalaa grubu Süleymaniye Camisinin bahçesinde bir araya gelerek, Haccac Ali’nin ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabının Mütalaasını gerçekleştirdi.

İstanbul Entelektüel Bilinç İşçiliği Mütalaa grubu Mütalaa sonrasında birlikte iftar yaptı.

Kitap Mütalaasında ‘Seküler Aklın Haritası’ kitabından çıkarılan notlar şöyle:

Kavramsal Haritalama ve Metaforun Gücü

Postmodernitenin en tanımlayıcı özelliği, klasik sosyalizm, Hıristiyanlığın kefaret anlayışı, Aydınlanmacı ilerleme, Hegelci tin ve romantik birlik de dahil olmak üzere ”meta anlatıların itibar kaybı"dır.[7]

Bir başka deyişle modernite, seküler meta anlatıların, özellikle de Aydınlanma ilerlemeciliğinin övülmesi olarak tanımlanabilir. S.20

Messiri, sermayenin tek bir değerin –değişim değerinin egemenliği için bütün kültürel özgünlüklere ve bütün otantiklik biçimlerine meydan okuduğu konusunda Jameson ile aynı fikirdedir. S.24

Bauman’ın kavramsal haritalaması, katı modernite ve akışkan modernite gibi iki temel mecaz üstüne kurulmuştur. Oldukça şaşırtıcı bir şekilde, Messiri'nin kavramsal haritalamasının merkezinde de hemen hemen aynı mecazlar vardır: Rasyonel katı materyalizm ile akışkan ve rasyonel olmayan materyalizm. S.33 …

Klasik ikili kapitalist/sosyalist sınıflandırmasının ötesinde kapitalist ve komünist sistemleri tek ve aynı kategoriye yerleştirirler. Bauman'a göre kapitalizm ile komünizmi birleştiren şey, her ikisinin de modernitenin vaatlerine ve beklentilerine, özel olarak da üretimin yoğunlaşmasına, süper endüstriyelleşmeye, rasyonel yönetime ve doğayı kontrol edip Aklın Krallığı’nı ve yeryüzü cennetini kurma ihtiyacına vurgu yapılmasıdır. S.36

Bauman, Fransız Aydınlanma düşünürlerinin (les philosophes) ulus devletin evrensel tutkularına hizmet eden bir dünya görüşü yaratmada oynadığı rolü açığa çıkarmak üzere metaforik eleştirisine başlangıç noktası olarak Aydınlanmayı alır. Aydınlanma Bauman tarafından, kültür ve iktidar arasındaki yani modern aydınlarla modern yöneticiler arasındaki bir koalisyon olarak sunulur ve bu modern aydınlar ve yöneticilerden metaforik olarak, ütopya ve mükemmellik arayışında olan bahçıvanlar ve yasa koyucular olarak söz edilir. Bauman’a göre Avrupa Yahudileri, modernite bahçesini ve mükemmellik idealini tehdit eden devletsiz yabancılar ve otlar olarak tasavvur edilmiştir. Modernitenin görevi, "halkın korunmasından yani otların aşırı büyümesinin engellemesinden müteşekkildir". S.56-57

 Radikal Aydınlanma

Yahudi-Hıristiyan geleneklerinin aksine rasyonel Aydınlanma, Mesih'in ikinci gelişini ve "cennet bahçesi”ni beklemeksizin bir mükemmellik durumuna ulaşmanın mümkünlüğünü öngörüyordu. Bu anlamda Aydınlanma, rasyonalizm ve hümanizm idealleriyle ve insanın, kurtuluşun ve insani ilerlemenin temel araçları olarak bilime ve akla güçlü bir şekilde inanmak yoluyla, mutluluğa ve yeryüzü cennetine erişebileceği yönündeki iyimser inançla ilişkilidir. S.73

Bauman’ın yaptığı adlandırmayla belirsizliğe karşı savaş, modern hayatın, politikanın ve zihnin en tanımlayıcı Özelliğidir. Belirsizliğin üstesinden gelme çabası, "ilerleme yönünde saplantılı [materyalist] bir hareket" veya ”bir ibre ile [materyalist] hareket olarak görülen ilerlemeyi" yoğunlaştırma çabasıyla neredeyse eş anlamlı hâle gelir. Bu metaforlar arasında ortak olan şey, ilerlemeyi belirsizliğe ve onun bütün negatif çağrışımlarına karşı doğrusal bir ”durdurulamaz hareket" olarak gören ve ”tam açıklığın tarihin sonu [ve yeryüzü cennetinin kurulması] anlamına geldiğini” düşünen Batılı nosyondur. S.75

Bauman’a göre “modern kültür bir bahçe kültürüdür. Kendisini, bir ideal yaşam tasarımı ve beşeri koşulların mükemmel bir şekilde düzenlenmesi olarak tanımlar. S.75-76

Bauman, hakim seküler Batılı ve Arap inançlarının aksine, Aydınlanma projesinin bilgeliğin ve özgürlüğün ışığını yayma yönünde soylu bir düş olmadığı şeklinde, ilham verici bir fikri ortaya çıkarır. Bu proje daha ziyade, devletin tutkularını desteklemeyi ve ”eylemi disipline edecek bir sosyal mekanizma” yaratmayı amaçlamıştır. Kültür kelimesinin kendisi, ”toplumsal üretimin hem tasarlanmış hem de merkezi düzeyde çalıştırılan yeni mekanizması için ana metafor" hâline gelmiştir. Bu yüzden, Aydınlanma bir ışık, özgürlük, aydınlatıcı akıl ve özgürlük metaforu olarak görülmez. Bauman tarafından haritalanan hâliyle Aydınlanma, ”araçsal ve terörist aklı" ve ”entelektüellerin ırkçılığını” ifşa eder. s.82

Messiri'nin argümanı, modernitenin gelişiyle birlikte doğa fikrine, ilahi bir paradigmanın mükemmelleştirilmesini yansıtan estetik bir biçim olarak değil, ilerleme ideolojisi olarak kucak açıldığı şeklindeki inancına dayanır. Bu, modern Batı düşüncesinin yahut onun ”katı r …aşkınlık çabasının içkinliğe, özgürlük tutkusunun ise biyolojik ve fiziksel determinizme dönüşmüş olması, belki de şaşırtıcı değildi. Kısacası insanlar, benzersiz beşeri bireyler olarak değil, doğanın çocukları olarak tasvir ediliyordu. S.91-92

Bauman gibi Messiri de, katı safhasında sekülarizmi karakterize eden şeyin, insan merkezli dünya ile doğa merkezli dünya arasındaki mücadele olduğunu savunur. Sekülarizmin akışkan safhasında ise mücadele, doğa merkezli dünyanın lehine sonuçlanır. S.97

Messiri’ye göre katı modernite, Hıristiyan ve Hıristiyan olmayan değer sistemlerini sekülerleştiriyor ve iki paradigma arasındaki çetin mücadele tarafından karakterize oluyordu, dolayısıyla da hümanist seküler mutlaklara (tarihin hareketi, iktidar isteği, halkın iradesi, halkın ruhu, organik halk yahut volk, beyaz adamın yükü, medenileştirici misyon ve mutlak devlet) ve materyalist seküler mutlaklara (tarihsel determinizm, etnik determinizm, arz-talep yasası, piyasa/fabrika, çıkar veya haz, doğa yasaları, etnisite, sınıf ve ekonomik çıkarlar) hayat veriyordu. Bu sebeple Tanrı'nın yerini, ”logos”, "toplum" ve “proletarya" da dahil olmak üzere farklı seküler mutlaklar aldı. Ahiret, diriliş ve kıyamet günü gibi metafizik nosyonların yerini ise, ”tarihin hükmü", ”tarihin sonu”, "teknokratik ütopya” ve ”yeryüzü cenneti” gibi seküler nosyonlar aldı. Seküler modernitenin akışkan safhasında, özne ve nesne arasındaki mücadelenin son bulması nedeniyle, aşkınlık fikri tamamen sökülüp atılır. Özne nesnenin içinde, nesne ise öznenin içinde çözünür. Messiri'ye göre nedenselliğin yerini süreksizlik, şans ve belirsizlik alır. İnsanın ve doğanın merkeziliği, ebedi varoluş lehine son bulur; bütün merkezler yapısökümüne uğrar. Bu yeni durum, mükemmel çoğulculuğun bir işareti gibi görülebilir, fakat gerçekte göreceliliğin hakimiyetini ve hakikat, iyilik, hak ve güzellik gibi nosyonların ortadan kalkmasını vurgulayan bir atomlara parçalanma sürecidir. Bu, (ister insan merkezli ister doğa merkezli olsun) ”katı tekçilik”ten, sınır veya engel tanımayan ”kapsamlı akışkan tekçiliğe" doğru bir dönüşümdür. Messiri'ye göre, insan merkezli dünya ile doğa merkezli dünya arasındaki mücadelenin bir sonucu olarak aşkınlık ihtimali, ”akışkan ve kapsamlı içkinlik çağında" marjinalize olur ve hatta ortadan kalkar. S.97-98

Messiri, modernitenin mekanist ve organizmacı olmak üzere iki ana paradigma veya metafor arasında salındığını savunur. Bunlardan ilki dünyayı bir dış gücün hareket verdiği bir makine olarak sunarken, ikincisi ise büyümesi bir iç güç tarafından yönlendirilen yaşayan bir organizma olarak dünyayı betimler. Ancak her ikisi de, insanın aşkınlık potansiyelini dışarıda bırakır ve madde/doğa dünyasını yüceltir. Modern Batı medeniyetindeki ”hakim paradigma”, bu iki ana metafor arasında salınır. S.100

İlerleme metaforu, seküler modernitenin işleyişini, onun amaçlarını ve sonuçlarını haritalandırmada temel bir araçtır. Eric Voegelin'e göre bu metafor, Hıristiyanlık'taki mükemmellik fikrinin değiştirilmesinde önemli rol oynamıştır; artık bu fikir, çarmıh yolcusunun ilerlemesi nosyonuyla yakından ilişkili olan, sadece kutsanarak ölmenin getirdiği bir onurla ulaşılabilecek doğaüstü bir dünya olarak algılanamaz. İlerleme metaforu ve ütopik yansımaları Batılı söylemde değer kazanmıştır: Immanuel Kant (insanlığın bitmeyen ilerlemesi); Nicolas de Condorcet (tarihin bitmeyen ilerlemesi ve aydınların yönetmesiyle ivmelenmesi); Thomas More (ütopya nosyonu); Auguste Comte (pozitivist aydınların geçici yönetimi altında nihai sanayi toplumu durumu); ve Karl Marx (komünist insanın yükselmesi yoluyla sınıfsız özgürlük aleminin oluşturduğu nihai durum nosyonu) gibi. S.104

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?