Abdullah Sevim Yazdı: Bir Başarı Hikayesi Kıssadan Hisse…

Abdullah Sevim Yazdı: Bir Başarı Hikayesi Kıssadan Hisse…

Para pula sahip olmak, zengin olmak değildi başarıyı getiren. Başarıyı getiren inanç azim ve kararlılıktı.

Abdullah Sevim Yazdı: Bir Başarı Hikayesi Kıssadan Hisse…
Abdullah Sevim Yazdı: Bir Başarı Hikayesi Kıssadan Hisse… Zehra

Kerem, vakit buldukça camiye giderdi. En çok da Süleymaniye Camiini severdi. Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olan bu cami 1557 de onuncu Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman adına yapılmıştı.

53 metre kubbe yüksekliği ve alabildiğine yüksek dört minaresi ile göz kamaştırmaktadır. Kerem Süleymaniye Camii’ne girdiği zaman farklı bir manevi lezzete ulaşırdı. Külliye niteliği taşıyan bu camide ayrıca mektep, medrese, darüşşifa,  darülhadis, İmaret bugünkü adıyla Osmanlı mutfağı ve Kız Kur’an Kursu gibi birçok yapıyı içinde bulundururdu. Kerem içerideki 138 pencereyi tek tek saymış muazzam bir aydınlığı havalandırma sistemini de fark etmişti. Ayrıca bir gün İmam Efendi İmam Ahmet Efendi Kur’an okurken en uzak köşeye kadar gitmiş hoparlörsüz bir şekilde sesin Muazzam tınısını, en uzak köşede dahi duyabilmişti.

Geniş avlusu ve 22 kubbeli şadırvanı ile namaz öncesi sonrası oturup dinlenebilecek, gönle huzur verecek bir ortamı içinde barındırıyordu. Kerem gerçekten de bir cami ancak bu kadar güzelliği bünyesinde barındırabilir diye düşündü.

Özellikle Ramazan ayında akşam ezanından sonra Camii külliyesinin içinde yer alan Osmanlı mutfağından iftar dağıtılırken, İmam Ahmet Efendi ve ekibine yardım etmeyi çok seviyordu. Burada, İstanbul’a farklı illerden gelen gençler ile tanışıp kaynaşıyor, güzel kardeşlik kalkası kuruyordu. Gerçekten de Ramazan’da İstanbul’un farklı bir tadı oluyordu.

Günler geçmiş, Ramazan Ayının bereketli günleri geride kalmıştı. Kerem’in çalışma temposu yeniden başlamıştı. Kerem babasını ve annesini erken yaşlarda trafik kazasında kaybetmişti. Çocuk Esirgeme kurumunda kalıyor, bir yandan okuluna devam ediyordu. İmam Ahmet Efendinin de yönlendirmesiyle İmam Hatip Ortaokulu’nu seçmişti. Bu sene ortaokulun son senesiydi ve lise imtihanlarına girecekti. Temeli zayıf olduğu için matematikte çok başarılı değildi.

Yetimhanede 4 kişi beraber kalıyorlardı. Oda arkadaşlarından ikisi ahlaken çok sıkıntılı tiplerdi. Sigara içiyor ders çalışmak bir yana kendilerine yakışmayacak, hal ve tutumlarda bulunuyorlardı. Kerem kendini böyle bir ortamda muhafaza etmeye çalışıyordu. İstediği başarıyı zorluk ve imtihanlarla dolu hayatında bir türlü yakalayamıyordu. “İnsana çalıştığının karşılığı vardır” ayeti gereği ise mücadelesini bırakmıyordu. Okulunu çok seviyor, lakin bazı zaman karşılaştığı şeyler onu yüzmüyor da değildi. Sınıfına girmiş, yerine oturmuştu. Yan sıra arkadaşlarından Atakan babasının aldığı yeni tableti arkadaşlarına gösteriyor ve haykırarak şöyle diyordu:

- İşte bakın, deneme sınavında birinci olduğum için, babamın aldığı hediye.

Kerem göz ucuyla bir yandan bakıyor bir yandan yüreğinde fırtınalar kopuyordu. Onun derdi hediye değildi. Babasızlık ve özellikle annesizlik çok zordu. Gözleri doldu, başını usulca eğdi. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Kendini çok yalnız hissediyordu. Sınıftan dışarıya çıktı. Durumu fark eden İsmail arkasından gitti. Kerem lavaboya girmiş, elini yüzünü yıkıyordu. Bir yandan da aralıklarla aynaya bakıp, kendi kendine konuşuyordu:

-Allah’ım biliyorum sen benim tek sahibimsin. Her şey yok olsa da, sen hep yanımda olacaksın.  Ama bana kızma olur mu? Bu yaşta anne ve babamın olmayışı, o kadar zor geliyor ki! Sen bana güç ver. Bana yardımcılar gönder olur mu? Diyordu.

İsmail hızlıca içeri gelerek, Kerem’in koluna girdi. Kerem başını kaldırdı. Birbirlerine kardeşçesine sarıldılar. İsmail kırk yıllık dost edasıyla sardı arkadaşını, Bırakmamacısına.

Elbette insan zorluklarla imtihanlarla karşılaşırdı. Hayatta  bir dostun, bir kardeşin yeri çok başkaydı. Derdinin paylaşılması güç veriyor, kısa zamanda toparlanmasını sağlıyordu insanın.

İsmail işte böyle bir dosttu. Kerem’in bütün zor zamanlarda yanındaydı. Evlerine davet eder, yetimhaneye, ziyaretine gitmeyi ihmal etmezdi. Bazen babasının kendi için verdiği harçlığı almak istemese de paylaşırdı. Onu öylece mahsun bırakmazdı.  İşte Resul düsturu, İslam düsturu bunu gerektirdi.

Beraberce sınıfa geçip yerlerini oturdular. Kerem sıkıntılı zamanlarını kendine güce dönüştürecek olgunlukta idi. Kendi kendine daha çok çalışacağına dair söz verdi. Bir dahaki deneme tam bir ay sonra idi. Son denemede sekizinci olmuştu. Zor olsa da birinci olacağına inancı tamdı.

Konu listesini eline aldı eksiklerini gözden geçirdi. Teneffüste dahi ders çalışmaya karar verdi. Günler birbirini kovalıyordu. Atakan sınıfta yanında oturan Kerem’e küçümsercesine bir bakış attı. Ona göre zengin bir babanın oğlu olmak, her şeyi kazandıran bir olgu idi.

Sınıfça deneme yorumları yaparlarken, bir hafta sonraki deneme için Atakan:

- Fazlaca düşünmeyin arkadaşlar, elbette yine birinci ben olacağım. Kimse konuşmaya cesaret edemiyordu lakin alışılmışın dışında bir şey olmuştu. İlk defa Kerem:

- Allah izin verirse bu defa birinci ben olacağım demişti. Devamla:

- Önemli olan birincilik elbette değil. Önemli olan tevazu, azim ve kararlılık…

Atakan ve yakın arkadaşları sınıfta kahkahalar atıyorlardı. İsmail Kerem’i aşağılamalarına kayıtsız kalmadı. Atakan’ın iki yakasından tuttu. Tam vuracağı esna da elini Kerem tutmuş ve geri çekmişti.

- Bunu yaparsak yanlışa yanlışla karşılık vermiş oluruz. Halbuki Rabbimiz kötülüğü iyilikle savın demiştir İsmail. Arkadaşı İsmail’i bu sözlerle ikna etmiş, olası bir sıkıntının da önüne geçmişti.

 Listeler asılmıştı deneme sonuçlarına herkes heyecanla bakıyordu. Kendi sırasında bakan bir de merakla birincinin kim olduğuna bakıyordu. Deneme birincisi Kerem olmuştu. Bunu öğrenen İsmail sınıfa koştu. Kerem teneffüs arası yine ders çalışıyordu.

-Canım arkadaşım Kerem, Ayağa kalkar mısın? Kerem:

-Hayırdır İsmail, buyur değerli arkadaşım, dedi. Ve ayağa kalktı. İsmail iyice sardı ve kulağına:

-Deneme birincisi sen olmuşsun, diye fısıldadı. Kerem de onun heyecanına ortak oldu. Çok mutluydu, ama tevazusunu korudu. Atakan Sınavda dördüncü olabilmişti. Sınıfa girerken Kerem’e yan yan bakarak, yerine geçmişti.

Ders yapıldığı sırada okul müdürü içeri girdi. Sınavda birinci olan Kerem’i sordu. Törenle kendisine hediye verileceğini belirtti. Okul çıkışı tören yapıldı. Kürsüye çağrılan Kerem’e tablet hediye edilmişti. Atakan bütün olanları düşününce pişman olmuştu. Keremin yanına gidip elini sıktı ve:

- Tebrik ederim Kerem. Ben senden çok şey öğrendim. Bundan sonra daha dikkatli olacağıma emin olabilirsin, dedi. Kerem ise teşekkür etti Atakan’a, güzelce ayrıldılar.

Para  pula sahip olmak, zengin olmak değildi başarıyı getiren. Başarıyı getiren inanç azim ve kararlılıktı. Kerem bunu göstermişti.

Yıl sonu LGS Sınavı yerleştirmeleri açıklandığında da Kerem İstanbul Fen Lisesi'ni kazanıyordu.

Dostlar işte bir başarı hikayesi… Her türlü imkansızlığa yahut imkana rağmen önemli olanın inanç, azim ve kararlılık olduğunu. Çalışmanın ve sorumluluk sahibi olmanın evladlarımız için ne kadar mühim bir erdem olduğunu, neslimize haykırmalıyız.

Rabbim nesillerimizi sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirmeyi nasip etsin.

Haftaya görüşebilmek ümidiyle, Allah’ a emanet olunuz.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Fehim Taştekin yazdı: Direniş ekseni tetikte, ABD İran’ı vurursa, Hamas ve Hizbullah da İsrail’i vurur!
Fehim Taştekin yazdı: Direniş ekseni tetikte, ABD İran’ı vurursa, Hamas ve Hizbullah da İsrail’i vurur!
Akif Emre merhum yazmıştı: Ramazan'da Paradigmaya kafa tutan simitçi
Akif Emre merhum yazmıştı: Ramazan'da Paradigmaya kafa tutan simitçi
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye