Cevdet Işık Yazdı: Bireysel Ve Toplumsal Değişim

Cevdet Işık Yazdı: Bireysel Ve Toplumsal Değişim

Cevdet Said, birey ve toplum bazında değişim konusunu ele aldığı kitabının adını “Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları” olarak koymuş. Kitabın ilk baskısı 1984 yılında yapılmış. Yani on yıllar önce basılmış olan bu eser, hala güncelliğinden bir şey kaybetmiş değil.

Cevdet Işık Yazdı: Bireysel Ve Toplumsal Değişim
Cevdet Işık Yazdı: Bireysel Ve Toplumsal Değişim Zehra

Değişim, insan hayatının belki de en belirgin vasfıdır. Bu yargıyı bütün bir varlık âlemi için de kullanabiliriz. Çünkü hiç değişmeden varlığını muhafaza eden, özgün yapısını koruyan canlı veya cansız bir varlık olmasa gerektir.

Zamanla her şey gerek öz ve gerekse şekil olarak değişim sürecinin değirmeninde öğütülmekten kurtulamaz. Bu sebepten olmalıdır ki, rahmetli Cahit Zarifoğlu yazdığı romana isim olarak “Bir Değirmendir Bu Dünya” ismini vermişti.

Cevdet Said, birey ve toplum bazında değişim konusunu ele aldığı kitabının adını “Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları” olarak koymuş. Kitabın ilk baskısı 1984 yılında yapılmış. Yani on yıllar önce basılmış olan bu eser, hala güncelliğinden bir şey kaybetmiş değil.

Kitabın sunuş yazısı merhum Malik bin Nebi tarafından yazılmış. Müslümanların tarihi bağlamında değişim hareketlerinin bireysel birtakım uğraşlardan ibaret olduğunu ve bu uğraşların da verimli ve yeterli olmadığını belirten Malik bin Nebi, sebep olarak bu hareketlerin ortamını bulamadığından söz eder. Malik bin Nebi, Cevdet Said’in bu çalışmasıyla ilgili görüş ve düşüncelerini dile getirir ve bu kitabın sebep olmasını istediği değişim için ümitvar olduğunu belirtir.

“Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları” kitabının üzerine oturduğu eksen Rad Suresi’nin on birinci ayetidir. Bu ayette Rabbimiz Teâlâ, bir toplumun bireylerinin kendi nefislerinde (iç dünyalarında) olanı değiştirmeden, onların durumunu değiştirmeyeceğini bildirmektedir.

Cevdet Said kitaba, insanlığın genel yasası konusunu işleyerek başlamış. Burada söz konusu Rad Suresi on birinci ayetin, tüm insanlığa uygulanabilecek bir yasa olduğunu belirtmektedir. Fakat müslümanlar açısından ele alındığı zaman, Müslümanların bu yasaya bir özelleştirme mantığıyla yaklaştığını söylemektedir.

Ayetin (Rad, 11) belirttiği değişimin iki boyutu, ele alınmış başka bir başlıktır. Bunlardan bir tanesi Allah’ın değiştirmesi, diğeri ise toplumun değişmesidir. Allah’ın oluşmasını istediği değişimin, topluma görev ve yükümlülük olarak verdiği değişim olduğu dile getirilmektedir. Bu şekilde değişimin gücü topluma verilmiş olmaktadır. Gerçekleştirilmesi gereken değişim, aslında “nefslerde” var olana ilişkin bir değişim olduğu izah edilmektedir.

Birey ve toplum vasatında işlenen değişim konusu daha sonraki bölümlerde çağdaşlara göre değişim, insanın psişik yapısı ile davranışları arasındaki ilişki bağlamında devam etmektedir. Yasa fikrinin Müslümanlarca benimsenmesi, Kur’an’da akıl ve yasalar ve nihayet, sistem ve uygulamalarla ilgili tespitlerle kitap bitirilmiş olmaktadır.

Allah’ın insanı bir özne olarak var etme şerefini korumak ve kollamak için, dikkatlerden kaçmaması gereken en önemli husus, hiç şüphesiz değişim hususudur. Değişim iradesini kaybetmek, insanlığı kaybetmekle eşdeğer bir durumdur. Bu perspektifi yeniden analiz etmek bakımından bu kitabı okumak, ufuk açıcı bir başlangıç anlamına gelecektir.

Meraklısı için kitaptan notlar:

“Hepimiz nefislerimizden taşıdığımızdan hoşnutuzdur. Oysa kavrayamıyoruz ki, bu taşıdıklarımızdan bu taşıdıklarımızdan çoğu zeval bulmasını istediğimiz olgulara kalım hakkı vermektedir. Olguların üstümüzdeki baskısını duyarız da, nefislerimizde taşıdığımız şeylerin b olguların devam ve sürekliliğine ne kadar katkıda bulunduğunu kavrayamayız.” (s.14)

“Toplum doktorlarının hastalıklar karşısındaki çaresizliği, bu hastalıkların onulmaz nitelikte olmasından değil, onların toplum sağlığının bağlı olduğu yasaları bilmemesi yüzündendir. (…) Toplumun sağlamlığını ve ilişkiler ağının sağlamlığını sınamak yine topluma ait yasaları bilen kimse için mümkündür.” (s.18)

“Kur’an’da adı geçen hastalı toplumun nefsinde oluşan hastalıktır. (…) Kur’an’ın kalp hastalığıyla kastettiği şey insana, fikirlerle münasebetinin ardından oluşan “fikri” hastalıktır. Bu hastalık kişiyi ümmet içinde toplumsal görevini yapamaz duruma getirir.” (s.19)

“ İlkönce ‘genel problem’ derken şunu kastediyoruz: Bir kere, bir yasanın yasa olabilmesi için genel olması şarttır. (…) Benim ‘genel’ terimini kullanmaktan kastım, bütün kavimlerin uyması kaçınılmaz olan genel kuralı Müslümanlara özgü olan ‘özel’ meselelerle karıştırmamak, bunları birbirinden ayırmaktır.” (s.32)

“Vehmin ya da doğru görüşü engelleyen herhangi bir şeyin aldatıcılığı insanoğlu için genel bir yasadır. Ama tüm kavimlerin duçar olabilecekleri vehmin tek türlü olması şart değildir. Aksine çeşitli vehim türlerinin olması mümkündür. Ancak şu var ki, vehim türleri çeşitli olsa da vehme ilişkin tasa tektir. Demek ki, Müslümanların problemleriyle uğraşırken bu kurala da uymamız gerekmektedir.” (s.32)

(Değişim için öngörülen şartlar:)

“1-Psikolojik (yani neftse mekân tutmuş her şeyin) değişim yasalarını bilmek kaçınılmaz derecede zorunludur.

 2-Aynı şekilde değiştirmemiz gereken şeyi bilmek zorunludur. Değiştirmemiz gereken vehimleri ve tespit etmemiz gereken gerçekleri yani.

 3-Ve psikolojik durumlarını bu değişime tabi tutacağımız kimseleri bilmek.” (s.34)

“Bilinç toplumun bünyesine yayılmalıdır. Zira toplumun düzenini sağlamak toplum bilincine düşer. Toplumsal bilinç, her bireye, onun sorumluluk alanına giren bir görev yükler.” (s.38)

“ Dünyadaki muhasebe toplumsal, ahretteki muhasebe ise bireyseldir. Zira ahrete ilişkin sorumluluk da bireyseldir.” (s.39)

“İlk önce oluşması gereken değişim, Allah’ın topluma görev ve yükümlülük olarak verdiği değişimdir.” (s.41)

“Allah’ın doğrudan oluşturduğu değişimin alanı toplumsal alandır. O’nun topluma isnad ettiği değişimin alanı ise toplumu oluşturan bireyler alanı, toplumun ‘enfüsi’ planıdır.” (s.43)

“ ‘Nefislerde olan’ terimiyle kastedilen; bilinç ya da bilinç dışı plânındaki fikirler, kavramlar ve sanılardır.” (s.46)

“İbni Haldun:’Yed-i Beyza ehlinden olanların kitabıma onaylayıcı değil, eleştirici gözle bakmaları bana hoş gelecektir. İtiraf, kınanmaktan kurtuluş demektir, dostlardan beklenense hoşça tutumdur.” (s.47)

“ ‘Onlar nefislerinde olanı değiştirmedikçe…’ Bu ayet, bir kere fikirlerin nefse yerleştirilebileceğini ifade eder. Aynı şekilde neftse yer tutmuş kavramların kaldırılıp yerine başkalarının konulabileceğini de.” (s.53)

“Fıtrat üzere doğmak demek, müslüman olarak doğmak demek değildir. Çocuk ‘bil-istidat’ Müslüman olarak doğmuştur, bunu ‘bil-fiil’ Müslümanlığa dönüştürmesi ancak nefsi arındırma ameliyesiyle olur. Çünkü çocuk, etrafı yalıtılmış bir biçimde bırakılırsa bil-fiil Müslüman olmaz. Onu Müslüman kılan şey yine de çevresinin, ana-babasının ya da onların yerine geçebilecek faktörlerin etkisidir.” (s.54)

“Değişimi kavrayabilmek için toplumun değişmesiyle, Allah’ın onu değiştirmesini bir arada ele almak zorunludur.” (s.60)

“Sonuçları yaratan Allah Teâlâ’dır. Zira insanda böyle bir güç yoktur. İnsanın harcı yalnızca konmuş yasalardan faydalanmaktır. (s.61)

“Allah edim (amel)i insana, yaratmayı zatına ait kılmaktadır.” (s.62)

(Kalbin mühürlenmesi) “Mühürlemek, Allah’ın bir eylemi olarak sapkınlık ve küfrün doğal bir sonucudur. Sapkınlık ve küfr ise insanın kendi nefsinden kaynaklanan eylemidir.” (s.65)

“Nasıl her ağacın belli bir meyvesi varsa, her fikrin davranışa dönüşen belli bir sonucu vardır. (…) İnsanın davranış ve tasarrufları fikirlerinin bir sonucudur.” (s.80)

“Hayat üzerinde düşünmek, canavarların dişleri kadar keskin bakış ister.” (s.90)

“Anne ve baba inancın kökleşmesinde önemli bir rol oynar.” (s.95)

“Ahlak (hulk) dediğimiz şey, nefsteki sabit köklü ve derinleşmiş fikirlerden kaynaklanan davranışlardan başka bir şey değildir.” (s.107)

“İman bilgi ve anlayışın meyvesidir. Ve bu yüzden mümin, bir yılan deliğine iki kere sokulmaz.” (s.122)

“Düşüncenin kendisi değişmez; değişen, onun nefse gömüldüğü derinliğin miktarıdır. (…) Düşünce nazariye ve zan aşamasından idrak, ilim aşamasına, oradan da davranış ve karakter (hulk) aşamasına geçer.” (s.107)

“Nefste olanın değişimi şarttır. Tevbe eden nefsinde olanı değiştirmiş demektir.” (s.131)

“Kur’an aklı kullanmayı, anlama ve düşünme konusunda çaba göstermeyi (içtihat) emreder. Ne var ki Müslümanlar içtihat kapılarını kendilerine kapamışlardır.” (s.151)

“İnsan belli bir olgunluk ve sinir sağlamlığına, hayat ve insan hakkındaki deneyimini ve bilgisini arttırdıkça ulaşabilir.” (s.169)

“İnsanlar yasa değildir; onlar ancak yasaya boyun eğer, onu keşfetmeye ve uygulamaya çalışır. İnsan ne kadar büyük olursa olsun, insan olmanın kendisini bağladığı sınırları aşamaz. Kaldı ki yanlışa düşmek insanın değerinden bir şey eksiltmez.” (s.182)

“İnsanlar gerçekle tanınır, gerçek, insanlara bakıp bilinmez.” (s.186)

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort