Cevdet IŞIK Yazdı: Mitik Bir Canavarı Besleyen Mitler

Kitaba on mit adını vermesine bakmamak gerekir. İsrail ile ilgili değil on mit, yüzlerce mit mevcuttur. Hatta İsrail terör devletinin kendisi bile bir mittir. İsrail terör devleti, Ralph Keyes’in Hakikat Sonrası Çağ kitabında ele alınan yalan ve aldatmayı, uluslar arası güçlerin verdiği destek ve devlet bütün imkânlarını kullanarak yapmaktadır.

Cevdet IŞIK Yazdı: Mitik Bir Canavarı Besleyen Mitler
Cevdet IŞIK Yazdı: Mitik Bir Canavarı Besleyen Mitler Zehra

Ilan Pappe’nin “İsrail Hakkında On Mit” kitabını okuyunca aklıma yukarıdaki başlık geldi. Daha önce Yahudilerin Hz. İbrahim’den bu yana dünya ve para ile olan ilişkisini anlatan Jacques Attalı’nın kitabı “Yahudiler Dünya ve Para”yı okurken, ister istemez duygusal tarafımın da harekete geçtiğini hatırlıyorum. Vicdanı ölmemiş olan herkesin yapılan haksızlıklar karşısında duygularının harekete geçmesi normal ve beklenen bir durumdur. Söz konusu kitapta anlatıldığı üzere dünyadaki Yahudilerin kendi inançları doğrultusunda yaşama imkânının kalmadığı zamanlarda, bulundukları toplumların inanç ve kültürlerine uyum sağlama yeteneklerini devreye sokarak, gerçek inanç ve düşüncelerini gizlemeleri dikkat çekiciydi. Bunu keyiflerinden yapmıyorlardı. Bu durum önlerinde duran tek seçenekti.

Hatırladığım kadarıyla dikkate değer bir yetenekleri de ticaretteki ve dolayısıyla tefecilikteki üstün yetenekleriyle paraya hükmetmeleriydi. Avrupa’da Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi’yle yaşanan toplumsal değişikliklerden sonra da hep bütün kötülüklerin kaynağı olarak Yahudiler görüldü. Yahudiler en büyük felaketleri İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya gibi zamanın kuvvetli devletlerinde yaşadılar. İspanya, İtalya ve Amerika’yı da unutmadan, bütün dünya sathında sürdürülen trajik bir varoluş macerasıdır Yahudilerin yaşadıkları. Bunun ne kadarının hakikat ve ne kadarının yalan olduğunu bilmiyoruz.

Mit sözcüğüne birkaç cümle ile değinmekte yarar vardır. İçerik bakımından uzaydan ilahiyata ve felsefeden tarihe kadar oldukça geniş bir kullanım sahası vardır. Mitik olanda gerçekten hayale kadar birçok doğru ve yanlışın varlığı imkân dâhilindedir. Ali Şeriati her mitin kapsamında gerçeklikten kırıntıların varlığından söz eder. O yüzden mitlerin varlığını olumlayarak, her mitten öğreneceğimiz birtakım şeylerin olduğunu söyler. Bütün destanların birer mit(efsane) olduğunu hatırlayalım. Ilan Pappe’nin kitabında geçen mit tabirinden anlaşılması gerekenin, Ali Şeriati’nin söz ettiği manada bir değerlendirme değildir. Pappe mit derken, aslında yalandan söz etmektedir.

“İsrail Hakkında On Mit” kitabının arka kapağında, Ilan Pappe’nin sürgünde yaşadığını, İsrail devletinin politikalarına karşı çıkan, İsrail’in en cesur ve ilkeli tarihçisi olduğu yazılmaktadır. Kitaba on mit adını vermesine bakmamak gerekir. İsrail ile ilgili değil on mit, yüzlerce mit mevcuttur. Hatta İsrail terör devletinin kendisi bile bir mittir. İsrail terör devleti, Ralph Keyes’in Hakikat Sonrası Çağ kitabında ele alınan yalan ve aldatmayı, uluslar arası güçlerin verdiği destek ve devlet bütün imkânlarını kullanarak yapmaktadır.

İsrail Hakkında On Mit kitabını okuduktan sonra şu kanaat bende oluştu: Müslümanım diyen şu kadar insan ve devlet yöneticisi, siyasetçi, düşünür, sanatçı, entelektüel… Ilan Pappe kadar hakikatleri söyleme cesaretini gösteremediler. Gerçekten ölmemiş bir vicdana ve cesarete sahip bir kişiliktir Ilan Pappe. Umarım bu türden namuslu yüreklerin sesi ve sayısı gittikçe artar.

İsrail ile ilgili mitlere dayalı fikirlerin kabul görülmesi veya en azından Ilan Pappe yürekliliğinde eleştiri almaması oldukça dikkat çekici bir durumdur. Bu hususta dünyadaki durumu iki blok şeklinde ele almak gerekir. Bir blokta dünyaya vaziyet eden Batılı güçler yer alırken, diğer blokta ise varlıklarıyla yoklukları arasında bir fark olmayan müslüman etiketli toplumlar ile mazlum ve mağdur halklar yer almaktadır.

Batılıları da tahakküm sahibi liberal sömürgeci elit sınıf ile bu sınıfın sevk ve idaresinde olan geniş toplumsal yapılar olarak ele alabiliriz. Hükmeden yönetici elit azınlıklar, ellerindeki iletişim, bilişim ve etkileşim imkânlarıyla toplumsal yapıları hem zihni bakımdan hem de toplumsal yaşayış bakımından istedikleri kıvamda tutabilmektedirler. Toplumsal yapıyı oluşturan bireylerin parçalanmış, atomize olmuş “değerli” hayatlarına bir zarar dokunmadığı müddetçe dünyada olup bitenlerin vahameti onları pek de ilgilendirmemektedir.

“İslam dünyası toplumlarına” baktığımız zaman, İslam’ın etiket olmaktan başka bir varlık göstermediği bir garabetle karşılaşmaktayız. Modern-seküler hedeflere kilitlenmiş, hakikatle ilgisi olmayan bir “mistifikasyon”la kilise dindarlığını yaşayan genel bir manzara hüküm sürmektedir. Bu genel manzarada görülen bir takım olumlu kıpırdanmalar da mezhepsel, meşrepsel baskınlar yemekte ve etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Mitlerin oluşturduğu yanılsamalardan kurtulmak için, öncelikle müslüman olarak İslam’ın hakikatlerini bilinç düzeyine çıkarmak gerekir. Bu amaçla hiçbir kimsenin kendisini mutlak hakikat yerine koymaması icap eder. Tartışmamamız gereken hakikatlerimiz bellidir: İman hakikatleri. Bunun dışındakiler ile ilgili ise Kur’an’ın ifadelendirmesi ile tedebbür, tezekkür, teemmül, taakkul ve tefekkür ederek emek sarf etmek farz konumunda bir gerekliliktir. Türkiye özelinde görüldüğü üzere, yapılan siyasi manipülasyonların sularına kapılarak boşu boşuna zaman ve enerji israfından da sakınmak gerekir.

Ilan Pappe’nin söz konusu kitabı, insanların vicdanlarının ölmediğini gösteren bir kitaptır. Okumayanlara, alıp okumalarını tavsiye ediyorum. Kitaptan yapacağım bazı alıntılarla yazıyı nihayete erdirmek istiyorum.

(Filistin için) “Akademisyenler arasında, ülkeye “Palestina” adını verenlerin Romalılar olduğuna dair yaygın bir oydaşma vardır.” (s.19)

(Yaşanan dönemler) “1517’de ülkeyi işgalleriyle başlayan Osmanlı dönemidir. Osmanlılar orada 400 yıl kaldı ve mirasları, birçok açıdan günümüzde hala hissedilir.” (s.20)

“Siyonizm, bir Yahudi projesi haline gelmesinden önce sömürgeci bir Hıristiyan projesiydi.” (s.30)

“Kudüs’teki ilk Britanya konsolosluğu 1838’de açıldı. Konsolosluğa verilen talimatlar, onları korumaya söz vererek ve bazı vakalarda onları Hıristiyan yapmaya kalkışarak, Yahudilerin Filistin’e gelmesini gayrı resmi olarak teşvik etmeyi kapsıyordu.” S.35)

“Siyonizm, Avrupa’daki Yahudilerin sorunlarının Filistin’in sömürgeleştirilmesi ve orada bir Yahudi devletinin kurulmasıyla çözülebileceğini ileri süren bir hareketti. (…) Siyonizm entelektüel ve kültürel egzersizden siyasi bir projeye Theodor Herzl’in görüşleri aracılığıyla dönüştü; özellikle Rusya’da 1870’lerin sonu ve 1880’lerin başındaki iğrenç Yahudi karşıtı baskı dalgasına ve (kötü şöhretli Dreyfus davasının Fransız ve Alman toplumunda Semitizm karşıtlığının ne kadar derine kök saldığını açığa çıkardığı) Batı Avrupa’da Yahudi düşmanı milliyetçiliğin yükselişine bir yanıttı.” (s.37)

(Balfour Deklarasyonu) “Deklarasyon üzerine bugüne kadar yürütülen tüm araştırmaların nihai sonucu, Britanya’daki çeşitli karar alıcıların Filistin’de bir Yahudi vatanı fikrini Britanya’nın bölgedeki stratejik çıkarlarıyla uyumlu gördüğüdür.” (s.40)

“Siyonizmin tarihinin ilk aşaması Theodor Herzl’in eserleri ve eylemleriyle doruğa ulaştı.” (s.44) “Herzl dönemin siyasetini kavradı ve Filistin’de modern bir Yahudi devletini inşa etmeye yardım etmenin Avrupa’nın çıkarına olduğu fikrini özetleyen ütopyacı öyküler, siyasi broşürler ve gazete makaleleri yazdı. (…) (Herzl’in en büyük başarısı) 1897’de, ilk Siyonist konferansın Basel’de toplandığı yıl Rusya’da da bir sosyalist Yahudi örgütü doğdu: Bund” (s.48) “Birçok Siyonist lider için Eski Ahit’teki Filistin ülkesine atıf, Siyonizmin özü değil, amaçları için sadece bir araçtı.” (s.52)

“Siyonizm, iki Amerika’yı, Güney Afrika’yı, Avustralya’yı ve Yeni Zelanda’yı sömürgeleştiren Avrupalıların hareketlerine benzer, yerleşimci bir sömürgeci hareketti.” (s.65)

“Yok, etme mantığına izin veren bir başka mantığın olduğunu ekleyebilirim: insanlıktan çıkarma mantığı. Kendiniz Avrupa zulmünün bir kurbanı olarak, aynısını ya da daha kötüsünü aynı türden insanlara yapmaya istekli olmadan önce, ilk önce, yerli bir ulusu ya da toplumu topyekûn insanlıktan çıkarmanız gerekir.

Bu ikiz mantığın bir sonucu olarak Amerikalardaki tüm uluslar ya da uygarlıklar, yerleşimci sömürgeci hareket tarafından yeryüzünden silindi. Kuzeydeki ve güneydeki yerli Amerikalılar, katledildi, zorla Hıristiyanlaştırıldı ve son olarak yerleşim bölgelerine (reservations) hapsedildi. Benzer bir kader Avusturalya’daki Aborjinleri ve biraz daha azı yeni Zelanda’daki Maorileri bekliyordu. Güney Afrika’da bu tür bir süreç yerel halka apartheid sisteminin dayatılmasıyla son bulurken daha karmaşık bir sistem yaklaşık bir yüzyıl boyunca Cezayirlilere dayatıldı.” (s.66-67)

“İsrail’in resmi taktiği yıllarca değişmedi: ‘Filistinliler kendi liderleri ve Arap dünyasının liderleri onlara, Arap orduları saldırıp Yahudileri kovmadan önce Filistin’i terk etmelerini, sonradan geri dönebileceklerini söyledikleri için mülteci haline geldiler.’ Ama bu tür bir çağrı olmadı –bu İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından icat edilmiş bir mittir.”(s.79)

“Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında, Milletler Cemiyeti Ortadoğu’daki tüm ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımıştı. 1947’deki Filistinlileri dışlama kararı (Kürt ulusunu dışlama kararına benzer şekilde) bölgede süregiden çatışmanın ana nedenlerinden biri olan ölümcül bir hataydı.” (s.85)

“Etnik temizlik, karma bir etnik bölgeyi saf bir etnik bölgeye dönüştürme amacıyla, bir etnik grup tarafından bir başka etnik grubu kovma anlamına gelen herhangi bir eylemdir.” (s.90)

“Demokratik bir İsrail’in 1967’de sıkıntıya girdiği ama yine de bir demokrasi olmayı sürdürdüğü miti bazı önde gelen Filistinli ve Filistin’i destekleyen akademisyenler tarafından bile savunulmuştur, ancak bunun hiçbir tarihsel temeli yoktur.” (s.115)

“İlk olarak –Uluslar arası Af Örgütü raporunun ‘yasadışı cinayetler’ olarak adlandırdığı- suikastlar: 1967’den bu yana yaklaşık 15000 Filistinli İsrail tarafından ‘yasadışı bir biçimde’ öldürüldü. Bunların 2000 tanesi çocuktu. ‘Aydınlanmacı işgal’in bir başka özelliği yargılanmaksızın hapsedilmedir. Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki her beş Filistinliden biri bu tür bir deneyim yaşadı.” (s.127)

“Oslo sürecinin adil ve eşit bir barış arayışı olmadığını, yenilgiye uğratılmış, sömürgeleştirilmiş bir halk tarafından kabul edilen bir ödün olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sonuç olarak Filistinliler kendi çıkarlarına karşıt olan ve bizatihi kendi varoluşlarını tehlikeye atan çözümler aramaya zorlanmıştır.” (s.135)

“Hamas başlangıcından günümüze kadar, batı’ya, İsrail’e, Filistin Otoritesi’ne (FO) ve Mısır’a karşı var olma mücadelesi verdi.” (s.148))

“Fetih, 1950’lerin ve 1960’ların Üçüncü Dünya kurtuluş ideolojilerinden esinlenmiş güçlü sol kanat unsurlar taşıyan seküler bir ulusal harekettir ve hala özünde, Filistin’de herkes için demokratik ve seküler bir devletin kurulması düşüncesine bağlıdır.” (s.148)

“Hamas’ın Oslo Antlaşması’nı kabul etmekteki isteksizliği, İsrail’i tanımayı reddetmesi ve silahlı mücadeleye adanmışlığı, burada inceleyeceğim ilk mitin arka planını oluşturur. Hamas hem medyada hem de yasama organında bir terörist örgüt olarak damgalandı. Ben onun bir kurtuluş hareketi ve bu açıdan da meşru bir hareket olduğunu ileri süreceğim.” (s.149)

“1948 ve 1982 yılları arasında Filistinliler, Nazilerle yapılan karşılaştırmalarla şeytanileştirildi.” (s.151)

“2009’da Operation Cast Lead’in (Dökme Kurşun harekatı adı verilen, Gazze’ye yönelik hava harekatı-ç.n.) başlangıcından sonra, İsrail siyasasını aşamalı olarak artan bir soykırım olarak adlandırmayı yeğledim. (…) Bu, İsrail ordusunun 2006’dan bu yana Gazze Şeridi’nden yapmakta olduğu şeyi tanımlamanın tek uygun yoludur.” (s.171)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ayşe Böhürler Yazdı: “İstanbul Sözleşmesi’’ üzerinden yürüyen kampanyaları anlamakta zorlanıyorum.
Ayşe Böhürler Yazdı: “İstanbul Sözleşmesi’’ üzerinden yürüyen kampanyaları anlamakta zorlanıyorum.
Yıldız Ramazanoğlu Yazdı: Hz. Fatıma'nın Günümüze Düşen Işığı...
Yıldız Ramazanoğlu Yazdı: Hz. Fatıma'nın Günümüze Düşen Işığı...