Mustafa Yıldız: İnsan hakları meselesi çok masum bir mesele değil.

Despotizmin hakim olduğu ülkelerde Müslümanlara demokrasi eleştirisi yaptırıyorlar.

Mustafa Yıldız: İnsan hakları meselesi çok masum bir mesele değil.
Mustafa Yıldız: İnsan hakları meselesi çok masum bir mesele değil. Zehra

İnsan Ve Hikmet Vakfı “Hikmet Söyleşileri” programları kapsamında 26 Mart 2019 Salı günü “Müslüman Dünyada Bağımsızlık ve İnsan Hakları Sorunları” konu başlığında konuşmacı olarak Yazar-Aktivist Mustafa YILDIZ’ı konuk etti.

İlgi ile dinlenen programda Mustafa Yıldız’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar:

İnsan hakları meselesi son dönemde bir hayli gündemde olan bir konudur. Bu aslında tabii bir durumdur. Çünkü modern dönemde özellikle son yüzyılda insan hakları ile ilgili çok büyük ihlaller oluyor.

Küresel savaşlarda ciddi katliamlar yaşanıyor. Kurulan ulus devletler insan haklarında ciddi ihlaller yapıyorlar. Dolayısıyla bu aynı zamanda bir duyarlılığa da yol açıyor. Bu vesileyle dünyada pek çok insan hakları örgütleri kuruluyor.

Ancak olayın başka bir tarafı var. Bu aslında batılı küresel sistemin şu an dünyadaki devletlere ve toplumlara müdahale edeceği bir araç olarak ta kullanılıyor. Yani insan hakları meselesi çok masum bir mesele de değil.

Küresel güçler insan hakları konusunu diğer ülkelere müdahale aracı olarak ta kullanabiliyorlar. Bu aslında yaptıkları zulme meşruiyet kazandırma, bu toplumları insan haklarını savunanların kendileri olduğuna ikna etmeye dönük bir çabanın ürünüdür.

Uluslararası sözleşmelere bakıldığında bunun çok açık tezahürlerini görebiliyoruz. Birleşmiş milletler insan hakları beyannamesi bile başlı başına tamamen batı tandanslı devletlerin belirlediği kişiler tarafından kaleme alınmış metinler.

Bu beyanname hazırlanırken, ne İslam dünyasının fikri soruldu ne de Afrika veya Latin Amerika’nın fikri soruldu. Bu şekilde metni hazırladılar ve diğer toplumlara, medeniyet havzalarına bunu dayattılar.

Dolayısıyla insan hakları meselesi ideolojik bir meseledir. Göründüğü kadar masum değildir. İnsan hakları felsefesinin arka planı bize şunu söyler: Doğu toplumlarında insan hakları diye bir şey yoktu bunu biz icat ettik. Bu bizim kültürümüze aittir. Her kavram kendi ortaya çıktığı havzanın rahminde şekillenir.

Mevcut insan hakları sistemi de batıda ortaya çıktığı için çerçevesi batı tarafından çizildi. Biz şu an bu çerçevenin içini ayet ve hadislerle doldurarak kendi adımıza meşrulaştırmaya çalışmakla meşgulüz. Siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda batı karşısında yenildiğimiz için kendi temellerimizi oluşturacak gücü ve iradeyi kendimizde bulamadık.

Müslümanların kahir ekseriyetinin başvurduğu yöntem savunmacı refleksle hareket etmektir. Bundan vazgeçmek zorundayız. Bir diğer anlayış ise reddedici yaklaşımdır. Bunlar daha ziyade batının tersine çevirerek olumsuzladığı kavramsal modeli İslam adına sahiplenen İslami gruplar. Bunlar radikal gruplar ya da diktatör rejimle yönetilen devletler.

Kendine İslami referans bularak meşruiyet sağlayan bu rejimler güya batının insan hakları anlayışına karşı çıkıyor gibi görünerek kendi otoriter yönetimlerini meşrulaştıran bir dil geliştiriyorlar. Bunun tipik misali demokrasi eleştirisidir. Bu eleştiri bize Orta Doğu’dan gelmiştir. Biz şu soruyu hiç sormadık: Demokrasi eleştirisi yapan bu Orta Doğu ülkelerinin temel sorunu niye otoriter rejim karşıtlığı değil de demokrasi karşıtlığı oluyor?

Bazı ilim adamları, aydınlar niye bu ülkelerde demokrasi karşıtlığı yapma gereği duydular? Bunların bilinçli bir yönlendirmenin sonucu olduğunu söyleyebilirim.

Despotizmin hakim olduğu ülkelerde Müslümanlara demokrasi eleştirisi yaptırıyorlar. Bizi bu tür şeylerle yönlendiriyorlar. Batı bir şeyi yaparken kendi kültürel kodlarına göre idealize ediyor. Bir de bunun şeytanlaştırıldığı bir model ortaya koyuyor. Yani örnek olarak; bize diyor ki ya beni tercih edersin ya da terör örgütleriyle uğraşırsın. Batı gerçekten Müslümanların insan haklarını korumayı gaye edinse Mısır’daki darbeye itiraz ederdi.

Bugün İslam Dünyasında insan hakları konusunda böyle bir açmaz var. Yani ya yenilmişlik kompleksinden gelen; bu zaten bizde vardı diyen savunmacı bir refleks. Diğeri de dışlayan, reddeden anlayış. Reddederken yerine ikame edilen şey ise despotizme mahkum ediyor. Kadim dönemde insan hakları ihlalleri bu kadar yoktu. Sebebi devlet bu kadar topluma nüfuz edemiyordu.

Modern devlet ise insanları kitlesel olarak yok edebilecek silah gücüne sahip. Hatta o kadar ki kimin kaç çocuk yapacağına, hangi mesleği seçeceğine kadar her şeye müdahale eden bir devlet yapısı ile karşı karşıyayız. Yani modern insan sandığı kadar özgür değil.

Afrika son yüzyıldır açlık ve kıtlık yaşıyor. Daha önce hiç yaşamadı. Bunun sebebi Afrika’nın sömürgeciler tarafından bu hale mahkum edilmesidir. Batının düşünürleri bile Afrika toplumlarına her türlü zulmü reva görebiliyorlar.

Mesela en halkçı, özgürlükçü görünen Marx İngiltere’nin Hint işgalini haklı görebiliyor. Engels Fransa’nın Cezayir işgalini destekliyor. Mesela Fransa Çad’da Fransızca eğitimi dayatınca ordaki Müslümanlar itiraz ediyor. Fransızlar 400 tane alimi görüşme bahanesiyle çağırdıkları Habeşe’de bir hangara doldurup katlediyorlar. Bu şekilde direnişi kırıyorlar. Bugün Afrika’da Fransız sömürgesi devletlerin dili Fransızcadır.

Osmanlı o kadar yıl hüküm sürdüğü topraklarda hiçbir milletin dilini değiştirmesini dayatmamıştır. İnsan hakları konuşulacaksa bunlar en temel ihlaller. Bu gibi örnekler çok. Birileri bir taraftan batının ne kadar insancıl olduğuna, insan haklarını düşündüğüne, ne kadar kadın haklarını düşündüğüne bizi ikna etmeye çalışıyor. Batı dünya kadınlar günü kutluyor. Ama Afrika’da bir kadın sırtında 10 km mesafeden içme suyu taşıyor. Bu batıda hiç gündem olmuyor.

İnsan hakları meselesi artık küresel anlamda çok ciddi bir meseledir. Medyada anlatıldığı gibi birkaç örnek üzerinden gösterilecek kadar basit bir mesele değil. Öyle ihlaller yaşanıyor ki bunları gündemlerine bile almıyorlar. Bizim son yüzyıldaki yenilgimiz psikolojik ve kültüreldir.

Biz yenilgimizin faturasını kendi kadim değerlerimize kestik. Bize dediler ki sizin değerleriniz çok matah olsaydı yenilmezdiniz ve bizi buna ikna ettiler.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı
İran İslam Devrimi Rehberi Seyyid Ali Hamanei'den 2019 Yılı Hacc Mesajı