Abdurrahman Arslan Yazdı: Nasıl bir aile modeli arıyoruz...

Abdurrahman Arslan Yazdı: Nasıl bir aile modeli arıyoruz...

Yaşadığımız şehrin içinde, kendi mahremiyetini sürdürdüğü evin konumunu sorgulamayan; Müslüman tipiyle karşı karşıyayız Eğer huzurevlerinde ölmek istemiyorsak; eğer güvenliğimizi kredi kartlarından, banka cüzdanlarından evvel bir cemaat olarak ailede arayacaksak, bunun nasıl bir aile modeli olduğu hususunda düşünmemiz gerekiyor.

Abdurrahman Arslan Yazdı:  Nasıl bir aile modeli arıyoruz...
Abdurrahman Arslan Yazdı:  Nasıl bir aile modeli arıyoruz... Zehra

Yazar Abdurrahman Arslan'ın Umran dergisinde  kaleme aldığı yazısının Altıncı ve Son  bölümünü yayınlıyoruz 

Aile Toplum ve Dayanışma Ağları Kapsamında Bir Değerlendirme

Yeni Bir Sosyal Dünya İçin

Abdurrahman Arslan: Yaşadığımız şehrin içinde, kendi mahremiyetini sürdürdüğü evin konumunu ve mimarisini sorgulamayan; her bulduğu mekânın içine girmeyi bir marifet sayarak kendi ilişkilerini, mahremiyetini ve ailesini ona göre şekillendiren bir Müslüman tipiyle bugün karşı karşıyayız. Müslümanların eline geçirdiği, özellikle yerel bazdaki iktidarın imkânlarıyla İslâm’ı yaşama ve yaşatmaya savaş açmış bir belediyecilik, bir yapılandırma ve “kentsel dönüşüm” denilen gayri insani ve gayri İslâmi bir anlayışla kentleri yeniden şekillendirmekte, bunu yaparken bütün sosyal dayanışma ağlarını ve ilişkileri ortadan kaldırmaktadır. İnsanların sosyal dünyalarını, mahremiyetlerini, aidiyetlerini yıkarak evsizleri ev sahibi yaptığını iddia etmektedir.

6. Bölüm

***

İnsanların beraberliği nasıl ki bir ilişki biçimini zaruret haline getiriyorsa, aileden bahsettiğimizde “ev”i de onunla birlikte düşünmek mecburiyeti var. Aile nasıl ki sadece bir insan topluluğu değilse, ev de duvarlardan oluşmuş, bu insan topluluğunun içinde bulunduğu bir mekân sayılamaz. Her şeyden evvel aileyi güvenlik sağlayan bir “cemaat”; evi de bu cemaatin özel alanı olmaktan çok, mahremiyetin dünyası olarak görmemiz gerekiyor.

Bugün ailenin yukarıda da söz konusu ettiğimiz gibi çeşitli sebeplerden dolayı artık güvenlik ve mahremiyet sağlama ve bunlara ilişkin kültürünü yaşayarak üretme hususunda iç dünyası giderek fakirleşmekte ve İslâm’ın değerlerini ve sözünü ettiğimiz kültürü yeni kuşaklara aktarmada başarısız kalmaktadır. Evler yeni hayat tarzının öngördüğü eşyalarla dolarken itaat, mahremiyet, edep, muttakilik, görgü ve sünnet kapı dışarı olmaktadır.

Müslümanların hayat tarzında ciddi bir kırılma söz konusudur. Bu durumda biz güvenliğimizi nerede arayacağız; banka cüzdanlarında mı, kreşlerde mi, yoksa huzur evlerinde mi?

Sormamız gereken soru kanımca şu olmalıdırGüvenlik üreten bir aile ve güvenli bir toplum nasıl mümkündür?

Şahsi muhayyilemdeki güvenlikli Müslüman aile; çocuklarını kreşlere, yaşlılarını huzurevlerine, eli iş tutan kadın ve erkeklerini de endüstrinin üretim dünyasına, bürokratik işlere gönderen bir aile değildir. Ne böyle bir aile ne de böyle bir toplum sağlıklı bir Müslüman toplum olabilir; zaten bugün de sağlıksız olduğunun açık semptomlarını artık görmekteyiz. Bu, modern toplum ve onun aile modelidir. Bu aile modeli, tecrübesini edindiğimiz gibi güvenlik değil haz ve kendi başına buyruk insanlar üretmektedir.

Eğer huzurevlerinde ölmek istemiyorsak; eğer güvenliğimizi kredi kartlarından, banka cüzdanlarından evvel bir cemaat olarak ailede arayacaksak, bunun nasıl bir aile modeli olduğu hususunda düşünmemiz gerekiyor. Tabii ki bunu önce de söz konusu ettiğimiz gibi kendi yetimine kimsesiz demeyen müşrik Mekke’yi hatırlayarak düşünmemiz gerekiyor. Kendi verili yapısının tabii neticesi olarak bu kadın ve erkeğin en başta “eve dönüşü”nü gerekli hale getiriyor. Kadının ev kadını, erkeğin de ev erkeği olması bu nedenle zaruret halini almıştır. Çocukları da sadece çocuk olarak değil bir anne ve bir baba adayı olarak görmek ve eğitmek gerekiyor.

Bunları söylerken şahsen Hz. Adem ve Havva’dan miras “geleneksel” dediğimiz, yani her şeye rağmen bizi sağlıklı bir şekilde yaşatıp büyüten ve ruhsal sağlımızla bugünlere getiren aile modelimizin restore edilebileceğine, yeniden neşvü nema bulacak hale getirebileceğimize inanıyorum. Zira ailenin şartlara göre değişen herhangi bir alternatifi olmadığı için, bugünün şartlarına uygun bir aile modeli de aramaktan vazgeçmeliyiz.

Değişmesi gereken aileyi kuran kadın ve erkeğin kendisidir. Biz Müslümanlar bugün modernliğin sağladığı “avantajlarla” kültürel ve geleneksel geçmişimizin korunması arasında bocalamaktayız. Aile yapımız hızlı bir değişimden geçmekte ve yeni bir form kazanmaktadır. Ne var ki bu, bizim kendi değer ve şartlarımızın yaşanmışlığının doğurduğu bir değişim ve onun meydana getirdiği bir şekillenme değil.

Biz düzenleme ve kullanma anlamında kendilerine ait zamanın ve mekanın ellerinden alındığı insanlarız. Bu nedenle aile yapımız ve bu yapı içindeki ilişkilerimiz kendimiz tarafından seçilmiş olmaktan ziyade, hariçten elde edinilmiş bir modeldir. Biz bu modele göre aile anlayışımızı anne-baba-çocuk-yaşlı ilişkilerimizi düzenliyoruz ve ailemiz de tabii olarak buna göre şekilleniyor. Yaşadığımız şehrin içinde, kendi mahremiyetini sürdürdüğü evin konumunu ve mimarisini sorgulamayan; her bulduğu mekânın içine girmeyi bir marifet sayarak kendi ilişkilerini, mahremiyetini ve ailesini ona göre şekillendiren bir Müslüman tipiyle bugün karşı karşıyayız.

Bu Müslüman eline geçirdiği, özellikle yerel bazdaki iktidarın imkânlarıyla İslâm’ı yaşama ve yaşatmaya savaş açmış bir belediyecilik, bir yapılandırma ve “kentsel dönüşüm” denilen gayri insani ve gayri İslâmi bir anlayışla kentleri yeniden şekillendirmekte, bunu yaparken bütün sosyal dayanışma ağlarını ve ilişkileri ortadan kaldırmaktadır. İnsanların sosyal dünyalarını, mahremiyetlerini, aidiyetlerini yıkarak evsizleri ev sahibi yaptığını iddia etmektedir.

Dolayısıyla kadın ve erkek ilişkilerini bu yeni mekâna, zamana ve kültüre göre düzenlemeye çalışan, bu düzenlemeyi yaparken de hayata dair iddialarından tek tek vazgeçen bu tipi sorgulamaktan kaçınan Müslümanların gösterdiği suskunluğa katlanmak hoşgörüyü fazlasıyla aşmakta; açıkçası hadiste buyrulduğu gibi insanı haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan konumuna düşürmektedir.

SON..

 

Yazı Dizisinin ilk 1-2-3-4 ve 5.  bölümleri için aşağıdaki linkleri tıklayabilirsiniz:

1. Bölüm

http://www.hertaraf.com/haber-abdurrahman-arslan-modern-bati-dusuncesi-koken-itibariyle-karsitliklar-uzerine-kuruludur-2280

2. Bölüm

http://www.hertaraf.com/haber-abdurrahman-arslan-aile-kendisi-hakkinda-cok-sey-soylenecek-hususiyete-sahip-bir-sosyal-dunyadir-2325

3. Bölüm

http://www.hertaraf.com/haber-bugun-sadece-modernlesme-ve-kentlesme-sureclerinden-gecmiyoruz-bunlarin-yaninda-bir-de-iletisim-devrimi-yasiyoruz-abdurrahman-arslan-2353

4. Bölüm

http://www.hertaraf.com/haber-abdurrahman-arslan-cagdas-toplumlarda-akrabalik-baglarini-insanlar-bir-yuk-olarak-gormektedirler--2378

5. Bölüm

http://www.hertaraf.com/haber-abdurrahman-arslan-kapitalizm-islam-in-helal-rizik-anlayisina-feminizm-de-kadinin-cinsiyet-bagimli-evdeki-rolune-meydan-okuyor--2394

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort