Amina Siljak Jesenkovic yazdı: Allah’tan korkmayan din görevlilerini uzaklaştırın..

Ne zaman ve nasıl başladı bu mütedeyyinler arasındaki kötülükler? Çocukluğumda, hatta gençliğimde bir kâide olarak, inançlı insanın kötülüklerden uzak olduğunu öğretmişlerdi.

Amina Siljak Jesenkovic  yazdı: Allah’tan korkmayan din görevlilerini uzaklaştırın..
Amina Siljak Jesenkovic  yazdı: Allah’tan korkmayan din görevlilerini uzaklaştırın.. Zehra

Sıradan bir mütedeyyinin değil, ömür boyunca kilise ile evlenen, din kurallarını kendi cemaatine öğretenlerin en iğrenç cinsel istismarı uyguladıklarını ilk duyduğunda insan inanmak istemiyor. Lakin bu ne ilk ne de son. Bu hâl pek çok kilisede sıradan olarak bile görülüyor.

 

Hâdiseler dava konusu oluncaya kadar, Katolik Kilisesi gibi kendi içinde düzenli, hiyerarşisi bilinen bir sistemin, olup bitenlerden tamamıyla habersiz olması mümkün müydü?

 

Mızrak çuvala sığmaz olunca Vatikan, rahiplerinin, papazlarının, hatta üst düzey kilise yöneticilerinin yaptıkları zulümleri itiraf etmiş, bunların hakkında açıkça konuşmuş, yargılanmış olanları görevden uzaklaştırmış.

 

Hani bu cinsel istismar mağdurları başlarından geçenleri ebeveynlerine, doktorlarına, yan taraftaki kilisenin papazına anlatmamışlar mıydı? Çocuğa bir şey olduğunu fark eden doktor veya öğretmenin bu son hâdisenin peşinden gitmemesi mümkün müydü? Yoksa, mağdur çocuk yaşadıklarını anlattığında, çevresinden bir teselli ve adalet bulacağına: “Sus, ötekiler duymasın, yaptı ise bizim papaz, bizim kilise rahibi yaptı” sözlerini mi duymuştu? Daha sonra, kademe kademe giderken etrafta: “Bu bizim kilisenin ayıbı, günahı, ötekiler duymasın diye saklayalım” sözleri mi yankılanmıştı?

 

Bütün kitaplara, fıtrata, akl-ı selime aykırı bir davranış, bir zülüm bizim cepheden biri tarafından yapılmışsa, örtbas etmemiz, saklamamız, yargılamamamız gerekiyormuş gibi bir algı var. Ötekiler, düşmanlar sevinmesin diye. “Bizim cephe” bu sefer mütedeyyin cephesi. Karşımızda din karşıtları var. Onlara “öteki” diyoruz. Kendi cephemizdeki ayıpları, günahları, zulümleri var gücümüzle saklamaya çalışıyoruz. Aramızdaki günahkarları uyaracağımız, zalimleri cezalandıracağımız, çevremizde temizlik yapacağımız zaman artık uğraşmaya gücümüz kalmıyor. Bu arada itikadlarımız, inandığımızı iddia ettiğimiz kitaplar, emir ve yasaklar, ahlak, ihsan gibi önemli bulduğumuz her şeyi gözardı ediyoruz.

 

Ne zaman ve nasıl başladı bu mütedeyyinler arasındaki kötülükler? Çocukluğumda, hatta gençliğimde bir kâide olarak, inançlı insanın kötülüklerden uzak olduğunu öğretmişlerdi. İster Müslüman olsun, ister kitap ehli olsun, inançlı insan kötülük yapmaz, Allah korkusu var diye. Şuurunda her an Allah’ın her şeyi bildiği ve gördüğü vasfı vardır. Ticarette kandırmaz, iftira atmaz, yalan söylemez, işini bildiği en iyi şekilde yapar, sözüne sadık, şefkatli, cömert, adil olmalı… Her türlü dünya kanunundan kaçabilirse bile, Allah’ın varlığına emin, dünyada yaptığı her iş için cevap vereceğini bilir.

 

Din görevlilerinden bahsetmiyorum, günahlara meyilli, inançlı olmaya gayret eden, cehaletten kurtulup dini hakkında bilgi edinmeye çabalayan, benim gibi sıradan bir insandan söz ediyorum. Din görevlileri ise apayrı, onlar ömürlerini dini öğrenip uygulamaya, başkalarına öğretmeye adamışlar. Öyle inanıyordum ben. Ve gerçekten etrafımdaki mütedeyyinler birer ahlak örnekleriydi. Her bir mütedeyyinin iyi bir insan, iyi bir ahlak sahibi olduğuna, kimsenin hakkına el koymayacağına, kimseye kötülük yapmayacağına inanıyordum. Mütedeyyinlerin önünde, onlara yol gösteren din görevlileri vardı. Saf olduğumu söylerseniz, haklısınız.

 

Daha sonra Haçlı Seferlerini okudum. Tanrı adına yapılan zulümleri. Sapmalarının, sapıtmalarının nedenini de anladım. Onlar dindaşları olmayanlara karşı savaşmış, savaşlarını kutsamış. Daha sonra İsrail uğruna Filistinli Müslüman ve Hristiyanlar üzerine yapılan zulümlere şahit olduk. Zulmü yönlendiren, zalimleri zulme teşvik eden yine din görevlileriydi. Bunlar da ötekilere karşı savaşmıştı.

 

Her ne kadar bu zulümler ağır olsa da, her ne kadar mütedeyyinlere yakışmıyorsa da, her ne kadar kutsal kitaplara, ahlaka, insanlığa ve fıtrata aykırı olsa da, yine de bu zulümlerin mağdurları zalimlerin öteki olarak bildikleri insanlardı. Ancak, bu kendi cemaatlerinin, dindaşlarının çocuklarına, emanet olarak verilenlere yapılan zulümler buz dağının tepesi oluyor.

 

Kendi arasında bu zalim ve sapıkları bulup yargılayan, kusur ve zulümlerini saklamadan açıkça eleştiren, din ve insanlık kurallarına aykırı davranışlarda bulunan din görevlilerini görevden uzaklaştıran topluluklar, sadece kendi namusunu değil, mensup oldukları dinin adını da temizler. Yoksa, buz dağının tepesinden var hızıyla yuvarlanırız. Küresel köy olarak.

 

Dikkatsiz olursak, bir daha böyle birilerine çocuklarımızı emanet edersek, o zaman frene basacak “Baba” direksiyon başında olacak mı?

 

 GERÇEK HAYAT

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile