Ahmet Taşgetiren yazdı: Erdoğan, Ayasofya ve beka

İlk sözler laik kesimlerin ‘Şu kadar cami var, yenisine ne gerek var, Ayasofya açılsın ne demek!’ söylemi ile paralelleştirilebilir. İkinci sözler de “Her şeye gücümüz yeter”i bırakıp, zaaf izlenimi verildiği tarzında okunabilir.

Ahmet Taşgetiren yazdı: Erdoğan, Ayasofya ve beka
Ahmet Taşgetiren yazdı: Erdoğan, Ayasofya ve beka Zehra

Ahmet Taşgetiren Karar gazetesinde yayımlanan yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya ile ilgili sözlerini değerlendirdi.

Taşgetiren yazısında “Ayasofya konusunda yapılan muhasebenin çok daha kapsamlısını yapıp, “Beka meselesi”ni o muhasebenin içine oturtup ona göre geleceğe yürümeliyiz. Varlığı korumak da, kaybedilenleri kazanmak da çok hassas bir muhasebeye bağlıdır.” Dedi.

İşte o yazı:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya ile ilgili değerlendirmelerini nasıl okumalıyız?

Önce bir meydanda “Ayasofya açılsın” diye seslenen vatandaşa şöyle cevap verdi: “Sultanahmet’i bir doldurun ondan sonra ona bakarız. Bak, şimdi Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık. Dört, beş tane Ayasofya eder, o kadar büyük. 60 bin kişiyi alabilecek kapasitede. Mesele o değil, bu işin bir siyasi boyutu var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah. Biz ne zaman, neyin, nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız. Adımı nasıl atacağımızı, bunun siyaset dilini de çok iyi biliriz.”

* * *

Sonra bir televizyon yayınında çoğunluğu gençlerden oluşan toplulukta gelen bir soruyu cevaplandırırken şunları söyledi:

“Ayasofya açılsın diyorlar. Be kardeşim. Bir şey söylerken duygusallıkla, afedersin bu alçağın, bu teröristin sözlerine karşı böyle bir talepte bulunmanın bir anlamı yok.

Bu oyunlara gelmeyelim. Bunlar da bir tahriktir. Bu tahrik unsurlarını bozalım diye özellikle bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım.

Zaman zaman da aslında bunu söylüyorum. Başka düşüncelerim de var ama bunlar konuşulmaz. Bunlar yapılır.

Mesela orada bir sergi düzenlendi. Kur’an tilaveti de yaptık. Belli bir bölümünde şu anda namaz da kılınıyor. Bunları aşmak bizim için sorun değil. Aşarız. Ama getirisi götürüsü nedir? Bunu da burada açıklamam doğru olmaz.

Bunun bir götürüsü var. Bizim için faturası çok daha ağırdır. Unutmayalım, şu anda dünyanın çok çeşitli ülkelerinde bizim binlerce camimiz var. Acaba bunu söyleyenler, o camilerin başına ne gelir diye düşünüyor mu? Bir sürü kundaklama hareketleri yapılıyor.

Bunları düşünmeden, hesabını yapmadan söylüyorlar. Kusura bakmasınlar, bunlar dünyayı tanımıyorlar. Muhataplarını bilmiyorlar. Onun için ben bir siyasi lider olarak, bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim.

İslam dünyasının şu anda yükünü çekiyoruz. Nerede ne oluyor, ne olabilir? Bunların hepsini düşünmek zorundayız. Onun için hassas olacağız, dikkatli olacağız, bu tezgaha gelmeyeceğiz.”

* * * 

Cumhurbaşkanının bu konuşmasında özellikle dikkat çekmek istediğim kısımların altını çizmek istedim, sonra baktım, neredeyse kelime kelime tümünün altını çizmek gerekiyor. Onun için okuyucularımın bu sözleri bir kere daha alıcı gözle okumalarını dilerim.

Biraz siyasi polemik arayışında olunsa ilk sözler laik kesimlerin ‘Şu kadar cami var, yenisine ne gerek var, Ayasofya açılsın ne demek!’ söylemi ile paralelleştirilebilir. İkinci sözler de “Her şeye gücümüz yeter”i bırakıp, zaaf izlenimi verildiği tarzında okunabilir.

Oysa kanaatimce bunların, medyaya yansıyan iklimden çok öte, derinlerde yaşayan “stratejik muhasebe”yi yansıttığını düşünmek daha doğrudur.

Cumhurbaşkanı’nın Washington Post gazetesine yazdığı yazıda da Batı dünyasına yönelik bir iletişim arayışı bulunuyor. O yazı “Osmanlı’yı Avrupa milletler ailesinin bir parçası ve Türkiye’yi de onun varisi” olarak niteliyor, Türkiye’nin NATO, Avrupa Birliği bağlantılarına vurgu yapıyor ve sonra da “Tüm Batılı liderleri Yeni Zelanda Başbakanı Sayın Jacinda Ardern’in cesareti, liderliği ve samimiyetinden ders alarak kendi ülkesindeki Müslümanları kucaklama” çağrısı ile bitiyor.

Derinden akan bir hesaplaşma var mı var, Hristiyan dünyada Yeni Zelanda’daki katilin duygularını paylaşan çevreler var mı var, ama oralarda Jacinda Ardern gibi sizin acılarınızı yürekten paylaşanlar da var.

Tabii ki, memleketin çakıl taşını vermeyeceksiniz, tabii ki Ayasofya damarlarında cami ruhunu taşıyacak, ama belki gençliğinden bu yana milyonlarca kez “Ayasofya açılsın” sloganları atan, İslam’ın geleceği adına en radikal söylemlerin sahibi ve bu yönüyle İslam dünyasının derununda karşılık bulan Recep Tayyip Erdoğan “Bunları düşünmeden, hesabını yapmadan söylüyorlar. Kusura bakmasınlar, bunlar dünyayı tanımıyorlar. Muhataplarını bilmiyorlar. Onun için ben bir siyasi lider olarak, bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim” diyor.

Şunu söylemek isterim: Ayasofya konusunda yapılan muhasebenin çok daha kapsamlısını yapıp, “Beka meselesi”ni o muhasebenin içine oturtup ona göre geleceğe yürümeliyiz. Varlığı korumak da, kaybedilenleri kazanmak da çok hassas bir muhasebeye bağlıdır. Erdoğan’ın Ayasofya ile ilgili sözlerinin satır arası şu değil midir? “Korkak değiliz, aklımızı kullanıyoruz.”

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile