Musa Güneş Yazdı: Kadın-Erkek Herkese Örnek; Kur'ân Müfessiri Bir Kadın: İsfahanlı Banu Emin

İsfahanlı Banu Emin olarak bilinen İslam âleminin ilk ve belki de tek diyebileceğimiz müfessir kadını. Seyyide Nusret Begum 1895-1983 yıllarında yaşadı.

 Musa Güneş Yazdı: Kadın-Erkek Herkese Örnek; Kur'ân Müfessiri Bir Kadın: İsfahanlı Banu Emin
 Musa Güneş Yazdı: Kadın-Erkek Herkese Örnek; Kur'ân Müfessiri Bir Kadın: İsfahanlı Banu Emin Zehra

Seyyide Nusret Banu Emin Hanım ile Allame Tabatabaî'nin Görüşmesi:

İsfahanlı Banu Emin olarak bilinen İslam âleminin ilk ve belki de tek diyebileceğimiz müfessir kadını. Seyyide Nusret Begum 1895-1983 yıllarında yaşadı.

İsfahanlı Banu Emin hakkında Üstad Murtaza Mutahharî şöyle diyor:

"Ona bir soru sordum. Cevap vermeye başladığında, anladım ki gerçekten benim onun karşısında kendimi toparlamam, çekidüzen vermem gerekir."

İslamî ilimler, tefsir ve irfan alanlarında birçok eseri bulunan, aynı zamanda içtihat mertebesine de ulaşan ve "Mahzenu'l-İrfan Der Tefsiri-i Kur'ân" adlı tefsir kitabını yazan Banu Emin ile büyük İslam filozofu ve Kur'ân müfessiri Allame Tabatabaî (1904-1981) arasında geçen bir görüşmeyi aktarmamın faydalı olacağını umuyorum.

Kur'ân ilimleri alanında kendisi de üstad olan ve defalarca Banu Emin ile görüşen Abdulvahhab Talekanî şöyle nakleder:

Bir gün, el-Mizan tefsirinin yazarı Allame Tabatabaî, eşiyle birlikte İsfahan'a gelmiş ve İsfahan'ın büyük hatiplerinden biri olan Şeyh Rıza Natık'ın evine misafir olmuştu.

Bir ara Allame, Banu Emin ile görüşme arzusunda olduğunu söyledi, bunun üzerine biz de bir görüşme günü ayarladık...

Karar günü geldiğinde Allame ile birlikte biz de o müçtehide hanımın ziyaretine gittik. Eve girdiğimizde, Banu Emin tam bir tesettür içinde kendine has bir vakar ve metanetle bizi karşıladı.

Dakikalar birbiri ardınca geçiyor, ne Allame'den bir ses çıkıyordu, ne de Banu Emin'den. Odada tam bir sessizlik hâkimdi.

Derken Şeyh Rıza Natık bana döndü ve "Bari siz bir soru sorun da sessizlik dağılsın, biz de bu iki değerli âlimin huzurundan istifade etmiş olalım." dedi.

Bunun üzerine ben Allame Tabatabaî'ye dönerek bir soru yönelttim:
Kur'ân'da geçen "muhlas kullar (Allah'ın kendisi için seçtiği)" kimlerdir? Ve Allah bunları neden başkalarından müstesna tutmuş, Şeytan bile onlara yaklaşamayacağını söylemiştir?

Allame şöyle buyurdu:
– Muhlas kullar, yaptıkları amellerine göre hesaba çekilmezler. Dolayısıyla onların hesabı başkalarından nitelik olarak çok farklıdır. Bu yüzden de Şeytan onların karşısında çaresizdir...

Dedim:
– Peki, bu makama nasıl ulaşılır? Bir kimse ne yapsa muhlas olur?

Buyurdu:
– Her zaman Allah'ı yâd edin, O'nu anın. Kendisi de şöyle buyurmuş: "Beni anın ki, ben de sizi anayım." (Bakara, 152)

Dedim:
– O'nu anmak için en güzel zikir hangisidir?

Bu sırada, Allame Tabatabî ve Banu Emin'in birbirlerine baktığını gördüm, ardından birlikte şu cevabı verdiler:
– "Lâ ilâhe illellah", zikirlerin en güzelidir.

Ardından, Şuarâ Suresi 89. ayette geçen Kalb-i Selimi (sağlam ve temiz kalbi) sordum. Burada Allame, sözü Banu Emin'e bırakıp görüşünü bilmek istercesine sustu.

Durumu fark eden Banu Emin şöyle buyurdu:
Kalb-i Selim, içinde Allah'tan başkasının olmadığı kalptir. Ve muhlas kullar da bu Kalb-i Selime sahiptirler.

Sordum:
– Perdelerin ortadan kalkmasının bizim için de imkânı var mı? Perde arkasındaki hakikatlerin müşahede ve keşfi bize de nasip olur mu?

Banu Emin buyurdu ki:
– Evet, kesinlikle. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki (tartışırken kanıt gösterebilsin) ve yakin edenlerden (kesin inananlardan) olsun." (En'âm, 76)

Bu görüşme tam iki saat sürdü, sonunda Banu Emin her birimize, kendi eseri olan "en-Nefehatu'r-Rahmaniyye" adlı eserini hediye etti.

Daha sonraları Banu Emin'in notları arasında Allame ile geçen bir hatırasını şöyle anlattığı görülür:

– Bir gün "el-Mizan" tefsirinin sahibi Üstad Allame Tabatabî İsfahan'a gelmiş ve benimle de görüşüme için bize teşrif etmişti. Bu büyük ve bilgili insan onca yüce ilmî mertebesine rağmen bu hakire, "Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile yaklaşan müstesna." ayetinin ne demek olduğunu sordu.

Yani üstad olan o, talebe olan bana kalb-i selimin ne anlama geldiğini soruyor! Oysa kalb-i selim ile Allah'a yaklaşan, onun ta kendisiydi.

Değerlerimizin kadirlerini bilelim, her açıdan kadın-erkek herkese örnek olan, özelikle müçtehide Banu Emin Begum gibi şahsiyetlerimizi, hayatlarını okuyarak tanıyalım. İnşallah burada, bu yüce şahsiyetin biyografisi hakkında bilgi vermek nasip olur...

15 yaşında evlenmesine rağmen yüce ilmî derecelere ulaşan Banu Emin bakın kendisini nasıl tanıtıyor:

– Dindar ve her iki taraftan gerçek saadet olan bir ailede dünyaya geldim. Hayatımın başından itibaren kalbimi, tanımadığım fakat nefsimin/ruhumun idrak ettiği bir varlığa, Allah Teâlâ'ya adadım... Ta ki, Yüce Rabbim benim gözlerimi tevhit ışığı ile aydınlattı ve kalbime ilahî aydınlığın kapılarını açtı...

Ruhları şad olsun...

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
KONDA raporu: Son 10 yılda kendini ‘dindar muhafazakar’ olarak nitelendiren gençlerin oranı yarıya düştü..
KONDA raporu: Son 10 yılda kendini ‘dindar muhafazakar’ olarak nitelendiren gençlerin oranı yarıya düştü..
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Entelektüel Bir Direniş Gerçekleştirmek Zorundayız...
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Entelektüel Bir Direniş Gerçekleştirmek Zorundayız...