Cihan Aktaş Yazdı: Şeriati, Aşık Olarak Evlendiği Eşinde Hatice Duruşu Ve Fedakarlığı Aradı...

Ali Şeriati, 1957’de Meşhed’te, aynı lisede öğretmenlik yaparken tanışıp âşık olduğu Puran’ı İslami kurallara titizlikle riayet eden ailesine kabul ettirmek için bir mücadele verdi. Sol görüşlü bir aileye mensup olan Puran, devrimden önce veya devrimden sonra olsun, hiçbir zaman başörtüsünü İslami kesimlerin kullandığı şekliyle benimsemedi.

Cihan Aktaş Yazdı: Şeriati, Aşık Olarak Evlendiği Eşinde Hatice Duruşu Ve Fedakarlığı Aradı...
Cihan Aktaş Yazdı: Şeriati, Aşık Olarak Evlendiği Eşinde Hatice Duruşu Ve Fedakarlığı Aradı... Zehra

Puran Şeriati vefat etti geçen hafta. Allah rahmet etsin; dokunaklı bir hayat, hüzün uyandıran bir ölüm. Puran Şeriati Rezevi, Ali Şeriati’nin, kısa sürse de yoğun geçen fikir ve mücadele hayatının en yakın şahidi ve destekçisi. Şeriati’nin Yalnızlık Sözleri dahil birçok eserinin satır aralarında eşine yönelik temenniler, sitemler, dualar, teşekkürler hissedilir.

2008’de Tahran’daki evini ziyaretimin izlenimlerini “Şeriati’nin Puran’ı” başlığıyla yazmıştım. Bir ev düşünün ki kırk yıl önce vefat eden eş orada hiç yaşamadığı halde bütün eve nüfuz etsin varlığıyla…

Ali Şeriati, 1957’de Meşhed’te, aynı lisede öğretmenlik yaparken tanışıp âşık olduğu Puran’ı İslami kurallara titizlikle riayet eden ailesine kabul ettirmek için bir mücadele verdi. Sol görüşlü bir aileye mensup olan Puran, devrimden önce veya devrimden sonra olsun, hiçbir zaman başörtüsünü İslami kesimlerin kullandığı şekliyle benimsemedi.

Şeriati ise, yirmi yıl süren evlilik hayatları boyunca bir Hatice duruşu ve fedakarlığı aradı eşinde. İhtiyaç duyduğu ölçüde bir destek bulamamış olmalı ki ömrünün son yıllarında, Yalnızlık Sözleri’ni yazdığı dönemde Solanj isimli hayali bir sevgiliye seslenmeye başladı. Solanj bir dönemde doktora öğrencisi olarak bulunduğu Fransa’da ikâmet ediyordu; hayali bir yanı olan sevgili bir söyleşinin uzayıp gidebilmesi için olabildiğince uzak bahçelerde bulunmalı. Şeriati bir tür ev hapsinde sanki hayatı kısıtlanmış, kafeste yaralı bir aslan gibi yaşıyordu dört duvar arasında. Rejimin baskısı ve tutucu mollaların aleyhindeki propagandalara rağmen konuşmayı sürdürmenin yollarını arıyordu, işsizdi ve ailenin sorumluluğu kendiliğinden Puran’ın omuzlarına yüklenmişti. İşi başından aşkın kadın ise artık şiirlerin, teorilerin, konferansların düşündürdüğünden çok somut hayatın sorularıyla çıkıyordu eşinin karşısına. Nasıl geçineceklerdi, çocuklarının tahsil hayatı hangi şartlarda sürecekti…

Sürgüne götüren zor yıllarda Şeriati bir gün evde oğlu İhsan’la sohbet ederken eşi Puran da iş dönüşü telaşı içinde evde koşuşturmaktaydı. Bir ara ayıklanmak üzere bir sele dolusu fasulye koydu baba-oğlun önlerine. Boş duruncaya kadar bir işe yarasınlar!
Yüce düşünceleri ustalıkla canlandıran kelime ve cümleler karşısında fasulyeler somut hayatın ertelenemez taleplerini öne sürüyordu. Dört çocukları vardı çiftin, mutfakta bir tencerenin kaynaması gerekiyordu.

Güçten düşürülmüş kelime ve terkiplere şimdiki zamanın zaviyesinde yeni ifadeler kazandıran söz ustası, ailesine düşkün olmasına düşkündü, yine de fasulye ayıklamaya yanaşmadı. Canı çalı fasulyesi çeken onu istediği gibi çiğnerdi, o asla ayıklama işini üstlenmeyecekti! Fasulye ayıklama konumu, kelimelerin büyüsüyle genişleyen salonlardan uzaklaşmaya zorlanışın ilanı olacaktı sanki. Fasulye ayıklaması, fasulye kırması yönündeki talepleri yüzünden de Puran onu gerektiği gibi anlamayan eşe dönüşmekteydi bir kez daha. Öyleyse kime okuyabilirdi metinlerini, mutfak seslerini duyurmayan hayal kadınlarından başka? Ve nasıl bir maske geçirirse geçirsin o kadınların çehresine, hangisi ne kadar uzağına gidebilirdi, Allah’ın, adeta eksikliklerini telafi için kendine bağışladığını düşündüğü Puran’dan…

Türkiye’de İslami duyarlığa sahip gençlerin ellerinde Mona Roza şiiriyle dolandığı yıllarda uzak bahçelerde gezinen rüya kadınının bazen trenle çıkıp geleceği tutarmış. Aynı yıllarda Şeriati’nin Solanj’ının ‘Rosas” ismiyle göründüğü oluyor metinlerinde. Rosas aynı zamanda elleri iş yapmaktan morarmayan, rüya âlemlerinde gezinir gibi bir hayat sürdüren ve daima kuğu endamlı kadınların ortak adı. İran’da Hüma, Hindistan’da Suma adı verilen büyüleyici çiçek, Şeriati’nin dilinde “sufinin çiçeği” olarak “Rosas” adıyla yeni bir kimlik kazanıyordu. (Bütün bu hayali sevgililerin yanı sıra yine hayali bir düşünür olarak metinlerinde bahsi sık geçen Chandel, Savak baskısı nedeniyle doğrudan konuşamayan ideologun sözlerini aracılıklarıyla ilettiği “suç ortakları”ydı).

Şeriati’ye göre aşk iki insan arasındaki yakınlık ve mesafe arasında gidip gelen çalkantılı bir tecrübeyken, sevgi huzurlu, daimi ve ebediydi. Güvenilir, sorumluluk sahibi, vazifesini müdrik ve rüya kadını olmaya vakit bulamayan Puran hep orada var olacak, ama o cümlelerine can akıtmak için bazen Solanj, bazen de Rosas olarak andığı hayali sevgilinin sunacağı ilhamla Allah’a yakınlaşmasını sağlayan ruhsal dengesini aramaya devam edecektir.

Puran Hanım, “yardımcı” bulduğu bir rolü üstüne almak istemese de erken yaşta vefat etmiş karizmatik eşinin misyonu çerçevesinde sürdürdü geriye kalan hayatını. Niye Solanj kişiliğine bürünemediğini, merhum eşini kollayıp gözettiğini hissettiren bir dille anlattı, “Eşim Ali Şeriati” isimli kitabında. Rüya kadını olmasına izin vermeyecek zor bir hayatı vardı, çalışması gerekiyordu; beri taraftan, bu da bir paradoks, esasında rüya kadını gibi konuşmadığı, davranmadığı için hayranlığını kazanmıştı Ali Şeriati’nin. Her konuda aynı düşünmeseler de toplumcu duyarlıkları konuşacakları çok şey olduğunu göstermişti, ilk karşılaşmalarından itibaren. Puran Hanım her ne kadar Şeriati’nin ideolojisine mesafeli olduğunu belirtse de onun ölümünden sonra kendisine yüklenen temsili üstüne aldı, Şeriati’nin onda gördüğü yüzlerden hiç olmazsa biri hatırına. Cenazesinin Hüseyniye-i İrşad’a getirilmesi sırasında ortaya çıkan engelleyici muameleyi Şeriati çiftinin büyük kızı Susen Şeriati bu temsilin oluşturduğu endişelere bağlıyordu.

Ali Şeriati, Hüseyniye-i İrşad’taki çalışmalarını eşi Puran Şeriati Rezevi’nin desteğiyle gerçekleştirebilmişti. Buna rağmen Puran Hanım’ın cenazesinin Hüseyniye-i İrşad’tan kaldırılmasını engelleme tavrı, devrimde neyin eksik kaldığının izahı açısından kurcalanmaya değer.

Gerçekhayat

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür