Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir Külliyede Kanaat Önderleri Toplantısına Katıldı...

Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında düzenlenen Doğu-Güneydoğu Anadolu kanaat önderleri toplantısına katıldı.

Anadolu Platformu Başkanı Turgay  Aldemir Külliyede Kanaat Önderleri Toplantısına Katıldı...
Anadolu Platformu Başkanı Turgay  Aldemir Külliyede Kanaat Önderleri Toplantısına Katıldı... Zehra

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Şubat 2019 Çarşamba günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden kanaat önderleri ile bir araya geldi. Toplantıya Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir de katılarak bir konuşma gerçekleştirdi.

28 Şubat darbe girişiminin yıldönümü olduğunu hatırlatarak sözlerine başlayan Aldemir, “Bizler camia olarak 28 Şubat sürecini fiilen yaşamış bir yapıyız. Evlerimizin kütüphaneleri, hanımlarımızın eğitim durumu ve bilinci, yaşadığımız topluma dair ortaya koyduğumuz sosyal sorumluluklardan dolayı olasılık mahkûmu olduk. Onlarca yıl mahkumiyetler, onlarca yıl yargılamalar yaşadık. Fikrin, düşüncenin, bu topraklara dair yapılan çalışmaların gelecekte neye dönüşeceğini, evimizdeki kütüphanelerin neye tekabül ettiğini yorumlayarak bu bilgi ve bilinç halimizi mahkûm etmeye çalıştılar. Bugün bu masanın etrafında oturanlar olarak nerden geldiğimizi, nereye ait olduğumuzu ve nereye ulaşmak istediğimizi iyi bilirsek buradan önemli sıçramalar yapabiliriz. Biz buradayız ama ‘Bin yıl sürecek’ diyenler yerle yeksan oldular. Eğer burada bulunanlar olarak bizler bu sürecin bize yüklediği insani, ahlaki ve İslami sorumluluklarımızı yerine getirmezsek Allah’ın buyruğu odur ki; sorumluluklarını yerine getirmeyen toplumu ortadan kaldırır ve yerine yeni bir halk getirir’’ dedi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan sorunların ve Suriye meselesinin değerlendirildiği toplantıda Aldemir, “Türkiye’nin zor süreçlerinde birikmiş sorunlara dair aldığınız inisiyatifler toplumda büyük heyecan ve umut uyandırdı. Bu inisiyatiflerin bir kısmını yürüten sahadaki aktörler sürecin hassasiyetini taşıyamadı. Çözüm süreci Türkiye’nin önemli bir sorununa dair kıymetli bir inisiyatifti. Yine işi yönetenler süreci bölge halkı ile değil de daha ziyade terör örgütü ile müzakere ile yürütmeyi tercih etti’’ şeklinde konuştu.

Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aldemir şunları dile getirdi:

“Bu inisiyatifler bugün de kıymetli ama inisiyatiflerin sahaya taşınma yöntemini yeniden düşünmemiz gerekir. Terörle mücadelede ölü sayısı vermek sahayı ve bölge insanlarını incitiyor. Güvenliği sağlamış olabiliriz ancak güven ve huzurun istikrarı noktasında yeterli çözüm olmuyor. Kötülükle mücadele ederken kötüleşmemek hem bireylerin hem de toplumların en büyük imtihanıdır. Asıl marifet; canavarla mücadele ederken insanın kendisini bir canavar haline getirmemesidir. ‘Kötülüğü iyilikle sav’ ilkesi her türlü güç mücadelesinin merkezinde yer alması gereken siyasi ve ahlaki bir prensiptir. Düşmanla mücadele sürecinde kötülüğün sıradanlaşması insanların ve toplumların kendilerine yapabilecekleri en büyük zulümdür.

Açılım politikası istismar edildi. Şu anda terörü bitirme politikası iyi gidiyor. Ancak bu terörle mücadelenin içinden geçerken barışı planlamamız gerekir. Merhum Aliya der ki; ‘İki çocuğunuz varsa birini savaşa, diğerini barışa hazırlayın. Eğer savaşın içinde barışı planlamazsanız, meydanda kazandığınızı masada kaybedersiniz.’ Tıpkı Ashab-ı Suffe’de olduğu gibi bir hazırlık sürecine ihtiyacımız var.

Terör, bölgede kirletmediği alan bırakmadı. Son süreçte terörün bu gücü kırılırken, Devlet olarak ‘Kerim Devlet’ görüntüsüne geçmemiz gerekir. Bizim tasavvurumuzda devlet babadır, anadır, candır.

Sorunlarımızı ötelediğimiz zaman bu sorunları istismar etmeye hazır bekleyen emperyalist odaklar her an mevcuttur. İhmallerimiz bu dış güçlere imkân oluşturmaktadır.

Bölgede terör örgütünün tam da gardının düştüğü bir dönemde ‘Kerim Devlet’i konuşmalıyız. Bölgede devleti temsil eden aktörlerin seçimi kadar, onların bölge halkıyla, kanaat önderleriyle, sivil toplumuyla bir bütünlük içerisinde hareket etmesi de o kadar önemlidir. Devlet, bölgede her zamankinden daha güçlü. Böyle bir süreçte, bölge halkını emperyalistlere pazarlayan terör örgütü yöneticilerini hedef almak neden gecikiyor? Neden bölgenin gençleri bu geciken süreçlerde nedenini bile bilmediği çatışmanın, terör örgütlerinin kurbanı oluyor? Bunların oralara gitmesinde devlet olarak, millet olarak, sivil toplum olarak bizim ihmalimiz yok mudur? Büyük devlet adamı Hz. Ömer’in dediği gibi ‘Fırat’ın kenarında bir kuzuyu kurt kapsa korkarım ki, kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur’ bilinci ile terörün kirlettiği bütün alanları yeniden ihya etmek için bölgedeki bütün dinamiklerle birlikte seferber olunmalıdır.

Daha fazla kültürel, fikri adımlar atılmalı. Kanaat önderleri ile daha nitelikli irtibatlar kurulmalı. Bu bölgede kısa vadedeki çözümler karşılık bulmuyor. Çünkü sorunun kendisi kronik bir sorun. Bölgedeki bir kısım insanları yanımıza çekemiyorsak da düşman olmalarını önlememiz gerekir.

Sorunlarımızı ele alırken, bir tarafın hassasiyetlerini gözetirken, diğer tarafın haysiyetini incitmemeliyiz. Bu çocuklar niçin dağa çıkıyor? Orada bulup da bizde bulamadıkları nedir? Bunlara dair üniversitelerimiz harekete geçmeli. Fikir ve düşünce insanlarımız kafa yormalı. Tüm yük devlete bırakılmamalı. Devlet ortamı ve iklimi sağlar. Sağlanan bu gücün, oluşan iklimin içini bizler doldurmalıyız.

Kürt kökenli vatandaşların dile getirdiği ya da onlar adına dile getirilen talep ve beklentilerin terör örgütlerinin talepleriyle bir görülmesi önemli bir sorun. Bu durum, haklı taleplerin dile getirilmesini engellediği gibi taleplerini dile getiren insanların suçlu muamelesi görmesine neden olmaktadır. Masum ve insani talepler, örgütün taleplerinden farklı olduğu gibi, sosyal düzen ve kamu otoritesi açısından bir risk oluşturmamaktadır.

Bölge halkının HDP’ye verdiği desteğin temel sebebi, kronikleşen sorunların çözümü için bir araç bulma ihtiyacına dayanmaktadır. Bir anlamda bölge halkı, HDP’yi, bölgede yaşanan sorunların acil çözüm bekleyen bir aşamaya vardığını, siyasi otoriteye inandırmak üzere bir araç olarak görmektedir. HDP’nin alacağı oy oranı ile sorunların fark edilmesi ve çözüm bulunması arasında doğrudan ilgi kurulmaktadır. Devlet, sorunları fark ettiğini gösterdikçe ve somut adımlar attıkça, sorundan beslenen kesimlerin “aracı” rolleri zayıflayacak, ideolojik bir merkez olmaktan çıkacaktır.

Bölgede terör siyasetine verilen destek arızi, birlikte yaşama inancına verilen destek daimidir. Devlet, Kürtlerin birlikte yaşama iradesini sahici görmeli, kronik korkulardan sıyrılmalıdır.

Terör örgütüne yönelik operasyonlarla eş zamanlı olarak demokratikleşme, hak ve özgürlükler gibi konularda kuşatıcı tedbirler alınmalıdır. İnsan hakları ihlalleri tespit edilmelidir. Somut delillere dayanmadan hiç kimse terörle ilişkilendirilmemeli, suçlu muamelesi görmemeli ve tutuklanmamalıdır.

Devlet, hukukun ‘suçun şahsiliği ilkesini’ bölgede hayata geçirmelidir.

HDP’nin belediyeleri aldığı il ve ilçelerde oluşturduğu ‘Kültür Merkezleri’ Kürt halkının toplumsal, dini ve tarihi şuurunu bozmak için misyonlandırıldı. Özellikle gençlere seküler, pozitivist, sosyalist, pragmatist, materyalist bir ahlak ve kültür aşılayan Kültür Merkezleri yerine devletin müstakil il ve bölge politikaları geliştirmesi gerekir.

Çözüm süreciyle başlayan ancak şu anda atıl halde tutulan Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri, Kürtçe seçmeli dersler ve Kürt dili enstitüleri aktif hale getirilmeli, bu alanda istihdam alanları oluşturulmalıdır.

Anadilde eğitim konusu üzerinde çalışılmalı ve bu alanda mutedil bir yol bulunmalıdır.

Bölgenin en temel sorunu işsizliktir. Bu sorun, diğer bütün sorunları derinleştirmektedir. İşsizlik nedeniyle bölge yoğun bir şekilde göç vermeye devam etmektedir. Gençlerin tarım, hayvancılık ve sanayide çalışmasını temin edecek nitelikli bir eğitimden geçmesi gerekir.

Milli bir tarım politikasının olmaması, binlerce dönüm arazinin çiftçilerin geleneksel yöntemleriyle işletilmesi veya metruk bırakılması önemli bir problem kaynağıdır. Ekonomik geliri olan tütün ve pancar gibi ürünlerde kotanın kaldırılması, alternatif ürünlerin teşvik edilmesi gerekir.

Bölgenin sorunlarının çözümünde toplumsal ve kültürel bir karşılığı olan sivil toplum kuruluşları muhatap alınmalı ve desteklenmelidir.”

Bölgeye yapılan atamaların önemine dikkat çeken Aldemir, “Atamalar bölgenin dokusuna ve kültürüne uygun seçilmelidir. Bölgeye gelen yöneticilerin bölgedeki STK ve kanaat önderleri ile birlikte hareket etmesi sağlanmalıdır.

Eğitim 2023 vizyonunda öngörülen öğretmen profilinin inançlı, memleket ve millet şuuruna sahip insanlardan seçilmesi ve bu isimlerin de örneğin Raşit Küçük, Hayrettin Karaman gibi saygın hocaların gözetiminden geçirilmesi sağlanmalıdır.

Bugüne kadar Kürt halkının çatışma ve şiddetten uzak durmasındaki en büyük etken sahip olduğu dini şuur ve kardeşlik bilincidir. Bölgesel karakteri belirleyen dini yapının korunması, yerel ve sivil çabaların desteklenmesi gerekir. Bunun için Sivil Toplum Kuruluşları, medreseler, kanaat önderleri muhatap alınmalıdır. Bunun için camilerde cazip kütüphaneler oluşturulmalı, Kur’an- Kerim ve Arapça kursları bütün yıla yayılmalı, kadim değerlerin eğitimi verilmeli, gençlik buluşmaları tertip edilmelidir.

Bölgeye gelen bakanların karakol, emniyet, valilik, korucu ve aşiret yetkilileri ile sıkça görüştüğü doğrudur. Ancak bölgenin ileri gelenleri ve kanaat önderlerine yeterince vakit ayrılmıyor. Yapılan operasyonlar halka daha iyi anlatılmalı. Cumhur ittifakının nedenleri bölge insanlarına  iyi anlatılmalı. Bölge halkının ittifaka itirazı, AK Parti’nin sahadaki ortağına dönüşüyor görüntüsü vermesidir.

Kürt halkının devleti ile sorunu yoktur. Bölge insanını emperyalistlerin taşeronluğunu yapan Kandil ile Erbil arasındaki cendereden kurtarmalıyız. Bunun yolu; bin yıllık kardeşliğimiz ve attığınız cesur adımların neticelendirilmesinden geçmektedir.

Silahla silah, fikirle fikir, kültürle kültür, sanatla sanat mücadele etmelidir” dedi.

Süreç içerisinde herkesin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Aldemir, “Coğrafyamızda dengeler her an değişiyor. Bu değişkenler içerisinde değişmeyen bu coğrafyanın bin yıldır bir arada yaşayan Türk, Kürt, Arap ve gayr-ı Müslimlerinin birlikteliğidir. Bizim için atalarımızın dediği gibi ‘bir düşman çok, bin dost azdır.’’  Bu konuda atılacak adımlarda yanınızdayız. Bizler bu çabalar için de dünyevi hiçbir beklenti peşinde değiliz. Sahada elimiz, ayağımız, gözümüz var.

Sorunların daha ziyade kriminal bir lensle ele alınması ve yer yer kullanılan dil tepki topluyor, uyuyanı da uyandırıyor. Sadece İstanbul’da, Selahattin Demirtaş’a %10 oy çıkması herkesin kendini gözden geçirmesi için yeterli bir nedendir. Demirtaş’ı çok sevdikleri için oy vermediler, nüfuzumuz, sayımız belli olsun diye oy verdiler.

TRT Kürdi ve TRT Arapça’nın bölgede aldığı inisiyatif çok önemli ancak yeni programlarla kültür, sanat, edebiyat, spor, teknoloji alanlarını zenginleştirmeliyiz” şeklinde konuştu.

Suriye meselesinin önemine de dikkat çeken Aldemir, “Öte yandan Suriye ile alakalı mevzu artık bizim dış politika konumuz olmaktan çıkmış, önemli meselelerimizden biri olmuştur. Suriyelileri aldığınız inisiyatiflerle Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekât bölgelerine taşımayı hedefliyorsunuz. Bunun gerçekleşmesi için Suriyelilerin burada devleti, milleti ve sivil toplumuyla topyekün bir siyasi proje olarak çalışılması gerekir. Daha ziyade güvenlik unsurlarının yürüttüğü çalışmalar sahada yeterli karşılık bulmuyor” dedi.

Suriye alanında yürütülen çalışmalarımız hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Aldemir şunları dile getirdi: “Suriyelilerin nitelikli insanlarının himaye edilmesi, gençlerinin örgütlenmesi, kadınlarının bilinçlendirilmesi, medya alanındaki çalışmaların desteklenmesi, güvenli bölgelerin bir eğitim üssüne dönüştürülmesi alanlardaki çalışmaları kısmen yapıyoruz. Güvenli bölgelerde 20’yi aşkın okulun tadilatını gerçekleştirdik. 50’yi aşkın düşünce kitabını Arapça’ya tercüme ederek ücretsiz Suriyelilere dağıttık. Suriye’nin rejim karşıtı ılımlı bütün kesimleri ile sürekli olarak irtibatlar kuruyor, görüşmeler yapıyoruz. İşrak gazetesini üç dilde çıkarıyor, yurtiçi ve yurtdışında dağıtıyoruz. Radyolarımız sürekli olarak yayın yapıyorlar. Şu anda gönül kazanma zamanı. Kazandığımız gönüllerde şarkılarımızla, türkülerimizle, fikirlerimizle yer tutma zamanı.’’

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ramazan Deveci Bilinç-Der’de Vahyin Işığında Namaz ve Müslüman’ı Anlatıyor…
Ramazan Deveci Bilinç-Der’de Vahyin Işığında Namaz ve Müslüman’ı Anlatıyor…
KONDA raporu: Son 10 yılda kendini ‘dindar muhafazakar’ olarak nitelendiren gençlerin oranı yarıya düştü..
KONDA raporu: Son 10 yılda kendini ‘dindar muhafazakar’ olarak nitelendiren gençlerin oranı yarıya düştü..