istanbul escort

instagram buy followers

kaçak iddaa kaçak bahis güvenilir bahis siteleri iddaa siteleri en iyi bahis siteleri illegal bahis en iyi canlı bahis siteleri casino siteleri canlı bahis siteleri ensobet üyelik bonus veren siteler

Cevdet Işık Yazdı: Hakikat Buharlaşınca Yalan Hayat Tarzı Olur..

Allah’ın hesaba katılmadığı, hesap dışı bırakıldığı durumlar, sadece günümüz dünyasının değil, bütün insanlık tarihinin en önemli sorunudur.

Cevdet Işık Yazdı: Hakikat Buharlaşınca Yalan Hayat Tarzı Olur..
Cevdet Işık Yazdı: Hakikat Buharlaşınca Yalan Hayat Tarzı Olur.. Zehra

Ralph Keyes’in yalancılık ve aldatmayı işlediği kitabına ad olarak ‘Hakikat Sonrası Çağ’ adını vermiş. Kitabı elime alıp adını okuduğumda ilk tepki olarak, yanlış bir algı ve adlandırma ile karşı karşıya olduğumu düşündüm. Bu düşüncem kitabı okuduktan sonra, kısmen de olsa hala devam etmektedir. Zira hakikatin sonrası tabiri biraz tuhafıma giden bir tabirdi. Biz Müslümanların algı ve adlandırmasına göre hakikatin öncesi ve sonrası diye bir şey yoktu. Ezeli ve ebedi bir hakikat vardır ve o da Allah’tır.

Allah’ın hesaba katılmadığı, hesap dışı bırakıldığı durumlar, sadece günümüz dünyasının değil, bütün insanlık tarihinin en önemli sorunudur. Bu sorunun Kur’an’daki ifadesi, ‘Hak ve Batıl’ ikilemiyle dile getirilir. Hakkın gelmesiyle beraber, batılın ortadan kalkacağını da Kur’an bize haber vermektedir. Buradan bir sonuca doğru gidecek olursak şunu dememiz gerekir: Hak ve hakikatin sesi ve soluğu çıkmadığı için, batıl altın çağını yaşıyor. Hak ve hakikatin sesi, hak ve hakikate inanan insanlarla çıkacaktır. Bu böyle olmayınca hakikat, su misali buharlaşmakta, topraklarımız çoraklaşmakta ve netice olarak yalan, hayat tarzı olmaktadır. Yalanı, batılın üzerine ikame olduğu temel olarak tasvir etmek yanlış olmaz.

 Ralph Keyes’in kitabının alt başlığı ise şudur: ‘Günümüz Dünyasında Yalancılık ve Aldatma.’ Bu alt başlık kitabın içeriğini çok net olarak özetlemektedir. Günümüz dünyasını oluşturan değerlerin kaynağını ‘seküler akıl’ oluşturmaktadır. Aslında günümüz dünyasını oluşturan ‘değer’ler derken ihtiyatı elden bırakmamak gerekir. Zira hükmü altında olduğumuz dünya düzeni açısından herhangi bir değere hükmetme imkânı tanınmamaktadır. Değer olarak önümüze sürülen bütün albenili ifadeler, çıkarları kamufle eden birer yanılsamadan ibarettir. ‘Demokrasi’, ‘insan hakları’, ‘adalet’ gibi gerekçelerle milyonlarca insanın ölümüne tanıklık yapmaktayız. Biz bu durumu seküler aklın vahşeti olarak adlandırmaktayız.

Üç bölüm ve on altı başlıktan oluşan kitabın ilk bölümü ‘Dürüstlüğün Çöküşü’, ikinci bölümü ‘Yalanı Kolaylaştırmak’ ve üçüncü bölümü ise ‘Çıkarımlar ve Sonuçlar’ olarak adlandırılmış. Kitabın arka kapağında, kitapla ilgili olarak şu açıklamalara yer verilmektedir: “Oxford Sözlüğü 2016 yılında “hakikat sonrası”nı (post-truth) yılın sözcüğü seçti. Oysa sözcüğün kökeni eskilere uzanmakta. 2004 yılında Amerikalı araştırmacı-yazar Ralph Keyes bu ifadeyi kitabının kapağına taşıyarak, siyasette ve toplumda gittikçe yaygınlaşan yalanı, dürüstlüğün değer kaybedişini inceledi.”

Kitap, uzun bir zamana yayılmış bir emeğin ürünü. Genel olarak yapılması gereken, kitap okumalarının eleştirel bir akılla yapılmasıdır. Yani eleştirel bir akla sahip olarak yapılan okumalarda, en üst düzeyde yarar sağlanabilir. Aslında sürdürdüğümüz yaşamı oluşturan bütün farklı alanların (aile, iş, kültür ve sanat), eleştirel aklın refakatinde olması gerekir. Bu, bizim insan olmamızın bir gereğidir. Aksi takdirde insan, herhangi bir aklın peşinde kuyruksallayan bir mahlûka dönüşür. Keyes’in bu kitabının da, başka kitapların da sorgulayan bir mantıkla okunması gerekir.

İçeriği dikkate alındığında, okunması gereklilik derecesinde olan bir kitaptan söz etmekteyiz. Batı dünyasını, medeniyetini ve elit kesiminin içinde bulunduğu durumu görmek bakımından çok yararlı bir kitap. Sahip olduğu anlaşılır ve sade üslup ile dikkatleri toplayan güncel örneklemeler, kitabı sıkılmadan, zorlanmadan okunmasını sağlayan özelliklerdir.

Yazarın Amerikalı olması ve muhatapların da büyük bir ekseriyetle Amerikan/Batı toplumunu teşkil etmesi önemlidir. Eğer müslüman bir yazar böyle bir araştırmaya imza atsaydı, önyargıların eşliğinde bir değerlendirmeye muhatap olabilirdi.

Doğruluğun, dürüstlüğün ve hakikatin belirleyiciliğinin ortadan kalkması, bunun yerine yalan ve aldatmayla inşa edilen toplumsal hayatın yaydığı karamsarlığın kanıksanması, bir felaketin resmi olarak karşımızda durmaktadır.

İşin en vahim tarafı şudur ki, yalan ve aldatma “çağdaş yaşamın her kademesinde” normal hale gelmiştir. Utanmadan yalandan nemalanma yolunu seçmek ve yaptığı çirkinlik ortaya çıktığı zaman da sanki gayet normal bir şey yapmış gibi davranma rahatlığına sahip olma psikolojisinin, Batı toplumlarında kabul edilebilir bir durum olduğunu görmekteyiz. “Yalan söylemeye karşı tavrımız, en hafif deyimiyle, hoşgörülü hale geldi.”

Bütün bir Batı paydasında toplanan toplumların böylesine doğruluk ve dürüstlükten uzaklaşması, erdem ve hakikatin paçavraya dönüşmesi, büyük bir çöküşün resmi olmaktadır. Bu manada insanlığın sığınabileceği son liman olarak İslam kalmıştır. Fakat İslam’ın hayata taşınamaması sebebiyle, önyargı haline gelen olumsuz imajla birlikte korkunç bir canavara dönüştürülebilmiştir.

Seküler Batı toplumlarının nasıl bir değersizliğin girdabında olduklarını bu kitabı okuduktan sonra daha net bir şekilde görmek mümkündür. Kitaptan bazı cümleleri aktarmak faydalı olacaktır.

“Virginia Üniversitesi psikologu DePaulo yirmi yıldan uzun bir süre, pek çok farklı açıdan ne sıklıkla, kime, nasıl ve neden yalan söylediğimizi ölçtü. İyi bir izlenim bırakmakta ne kadar istekliysek, yalan söyleme ihtimalimizin o kadar yüksek olduğunu tespit etti. (…) Çalışmaları sonucunda DePaulo, ortalama bir Amerikalının günde en az bir kez yalan söylediği sonucuna vardı. (…) “Yalan söylemek sıradan bir olaydır,” sonucuna vardı DePaulo. “Yalan, yaşamlarımızın dokusunun bir parçası, toplumsal ve profesyonel hayatın neredeyse olmazsa olmazı olmuş durumda.”” (s.16)

“Ocar Wilde yalanın estetik ve ahlaki değerini savunuyordu. Nietzsche yalan söylemenin yalnızca toplumsal bir gereklilik değil, aynı zamanda sanatsal bir haz kaynağı olduğunu düşünüyordu. “Yalanlar olmazsa insanlık ümitsizlik ve sıkıntıdan helak olur” diye yazıyordu Anatole France.” (s.17)

“Yalan söylemek, esasen, kabahat içermeyen bir ihlale dönüştü. Gerçeği gizlerken yakalananlara “sorun değil” diyoruz. “Onun niyeti iyi.” “Ben kim oluyorum da yargılıyorum?” Ve son nokta: “Hem zaten hakikat nedir ki?”” (s.18)

“İstatistiksel olarak her zamankinden daha fazla yalan söylediğimizi saptamak zor olsa da bence asıl önemli olan şudur: Yalanlar o kadar sıradan bir biçimde söyleniyor ki, bırakın bize ne zaman yalan söylendiğini fark etmeyi, kendimiz ne zaman yalan söylediğimizi bile fark etmiyoruz.” (s.21)

“Zeki insanlar olarak, suçluluk duymadan paçayı kurtarabilmek için gerçeği örtbas etmeye gerekçeler buluyoruz. Ben buna hakikat sonrası diyorum. Hakikat sonrası bir çağda yaşıyoruz. Hakikat sonrası, etik açıdan bir alacakaranlık kuşağında yer alıyor. Yalancı olduğumuzu düşünmeden gerçeği gizlememizi sağlıyor.” (s.22)

“Modern zamanların baş yalancısı olan ve aldığı bazı yanlış kararlar dışında herhangi bir itirafta bulunmadan mezara giden Richard Nixon..” (s.23)

“Monica Lewinky, Geraldo Rivera, Oliver North, Mike Barnicle, Jayson Blair ve Joe Klein gibi ünlü yalancılar televizyon ve radyo programlarıyla, kitap anlaşmalarıyla ve köşe yazarlıklarıyla ödüllendirildi.” (s.29)

“İncil’deki en ünlü yalancı, iki kadının da kendisine ait olduğunu iddia ettiği bebeği ortadan ikiye ayıracağını söyleyen Süleyman’dır.” (s.43)

“Topluluklar doğrulukla beslenir. Topluluk üyeleri düzenli olarak birbirlerine, sözlerden ziyade eylemlerle dürüstlüğün değerini hatırlatır.” (s.54)

“Nasıl ki mantarlar en iyi karanlık bodrum katlarında yetişir, yalancılık da anonim ortamlarda serpilir.” (s.57)

“Kariyerini, aldatmayı incelemeye adayan Paul Ekman, bir kişi hakkında bir miktar bilgi sahibi olmadan bu kişinin dürüstlüğünden emin olmanın hiç de akıllıca olmadığına inanmaktadır.” (s.61)

“Yalancılık araştırmacılarına göre yalan söylemenin, özellikle kendimize ilişkin başlıca motivasyonlarından biri, “iyi bir izlenim bırakma” isteğidir.” (s.62)

“James Atlas: Amerika’da bir geçmişe sahip olmak için, bunu ancak uydurmanız gerekir.” (s.65)

(Amerika) “Ülkenin adı bile, iddia ettiğinden çok daha az seyahat gerçekleştirdiği ortaya çıkan palavracı bir tüccar olan Amerigo Vespucci’den gelir.” (s.66)

“Amerika’nın tarihine dair efsanelerin önemli bir kısmı tamamen ya da kısmen uydurmadır.” (s.68)

“İki vahşi batılının herhangi bir zaman karşı karşıya gelip birbirine silah çektiğine dair herhangi bir kayıt bile yoktur.” (s.68)

“Avusturya’da soğuk bir koca ve ilgisiz bir baba olan Albert Einstein, New York’a tek başına geldikten sonra kendini sıcakkanlı bir yardımsever olarak yeniden tanıtabildi.” (s.74)

“Geniş bir örnekleme dayanan bir araştırmaya göre Amerikalıların yüzde 90’ı düzenli olarak kendilerine dair küçük yalanlar söylediklerini beyan etmiştir. (…) Kişinin şüpheli birtakım verilerle geçmişine çekidüzen vermesi karın estetiği ve saç ektirme kadar yaygın hale gelmiştir. Motivasyon aynıdır: Gerçektekinden daha iyi olma arzusu.” (s.82-83)

“Tahminen yarım milyon Amerikalı, düzmece vasıfları sayesinde girdikleri işlerde çalışmaktadır.” (s.87)

“Bir tahmine göre 10.000 Amerikalı, düzmece tıp diplomalarına sahiptir. (…) Dünyanın en küçük yapay kalplerinden birini icat eden biyofizikçi Stephen Kovacs, hem lisans hem de yüksek lisansı için sahte diplomalar düzenlemişti.” (s.88)

“LBJ (Kennedy suikastından sonra seçilen, Birleşik Devletler’in 36. Başkanı Lyndon B.Johnson’ın kısaltması) aynı zamanda büyük bir yalancıydı.” (s.108)

“Richard Nixon’un küfürbaz, işe yaramaz babası, başkanın anlatımında sağlam bir erdem abidesi; içine kapanık, etkisiz annesi de neredeyse bir azize oluyordu. Hiçbir başarı ve ün, bu sıkıntılı adamı olduğundan daha iyi görünme takıntısından kurtaramadı. Artık Nixson’ın rutin olarak yalan söylediği açıkça kabul edilmektedir: Sadece Watergate ya da Vietnam konusunda değil, üniversitede okuduğu bölüm ve karısıyla tanışma hikâyesi hakkında da.” (s.113)

“Yalan söylemek basit değil, ustalık gerektiren bir oyundur. Doğruyu söylerken dürüstlüğün boyunduruğu altındayızdır. Yalan söylediğimizde ise eylemin kontrolü bizdedir.” (s.121)

“Yalan söyleme söz konusu olduğunda, erkekler ve kadınlar açıkça farklı gündemlere sahiptirler. Aşırı basitleştirmek gerekirse, erkekler etkilemek, kadınlar mecbur etmek için yalan söyler.” (s.129)

“Erkeklerin uzun zamandır şüphelendiği, ancak modern biyoteknoloji tarafından yalnızca kısa bir süre önce doğrulanan enteresan bir kandırma biçimi: Fransa, İngiltere ve Birleşik Devletler’deki çiftlerden alınan kan örneklerinin analizi, tüm babaların yüzde on kadar büyük bir kısmının, eşlerinin kendilerinden olduğunu söylediği fakat aslında onların olmayan bir çocuğu büyüttüklerini göstermektedir. (…) Farklı ilişki evrelerindeki çiftler üzerine yapılan bir çalışma, aldatmacanın en çok flört eden çiftler arasında yaygın olduğunu buldu.” (s.142)

“Aldatmacaya hoşgörüyle yaklaşan Sigmund Freud dahi, Dr.Wilhem Stekel’i kendi yakın çevresinden uzaklaştırmış ve ona şöyle yazmıştı:”Bir olayda en aşağılık şekilde beni aldatmıştın.”” (s.154)

“Bill Clinton, dâhilik derecesinde bir politik dalavere ustasıydı.” (s.163)

“Mesele rahatça yalan kıvırmaya geldiğinde Ronald Reagan’ın neredeyse rakibi yoktu.” (s.164)

“Yalan söyleme eğilimi sol, sağ ve merkezdeki politikacıların hepsi için geçerlidir. Bu, siyasi bir eğilimden çok bir kişilik özelliğidir.” (s.165)

“Sylvester Stallone: “Şov dünyasında başarıya ulaşmak için yalan söylemelisiniz.” (s.222)

“Dürüstlük kavramı hiçbir yerde Hollywood’da olduğundan daha esnek değildir. Orada adeta patlamaya hazır bir bomba olan hırslı ve güvensiz bir insanlar güruhu film yapma sanatıyla uğraşır.” (s.223)

“Hakikat sonrasının ortaya çıkışı ayrılmaz bir şekilde televizyonun yükselişiyle bağlantılıdır.” (s.229)

“Kitle iletişim araçları hakikat sonrasını yaymada fazlasıyla önemli bir rol oynamıştır.” (s.230)

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman Yazdı: Gün, Amerika’ya karşı bağımsızlık için direnme günüdür.
Serdar Duman Yazdı: Gün, Amerika’ya karşı bağımsızlık için direnme günüdür.
İstanbul'da onlarca ANNE uyuşturucu satıcılarına karşı sokağa döküldü: Yeter Artık..
İstanbul'da onlarca ANNE uyuşturucu satıcılarına karşı sokağa döküldü: Yeter Artık..