Zeki Savaş yazdı: Devir kötüye gittiğinde iyiliğe yönelen 'Yalnız Direnişçiler'..

Garibin bir anlamı da yalnızlıktır. Bu yüzden yalnız kalan insana garip denir. Gurbette olana da garip denmesinin nedeni yalnız kalmasındandır. Bu anlama binaen ‘yalnız direnişçiler’ demeyi tercih ettim. Kaynak: Yalnız Direnişçiler - Zeki Savaş

 Zeki Savaş yazdı: Devir kötüye gittiğinde iyiliğe yönelen 'Yalnız Direnişçiler'..
 Zeki Savaş yazdı: Devir kötüye gittiğinde iyiliğe yönelen 'Yalnız Direnişçiler'.. Zehra

Halil b. Ahad’tan rivayet edilen bir hadiste aktarıldığı üzere Peygamber (sav), bir gün dışarı çıkar ve bir grupla karşılaşır. Onlara selam verir ve şöyle der: “İslam garip geldi ve birgün yine garip olacaktır. Ne mutlu direnen gariplere!” Ashab sorar: ‘Ey Allah’ın Resulü! Direnen garipler kimlerdir?” Peygamber cevap verir: “Devir kötüye gittiğinde iyiliğe yönelenlerdir.”

Garibin bir anlamı da yalnızlıktır. Bu yüzden yalnız kalan insana garip denir. Gurbette olana da garip denmesinin nedeni yalnız kalmasındandır. Bu anlama binaen ‘yalnız direnişçiler’ demeyi tercih ettim.

‘Devir kötüye gittiğinde’ deniyor hadiste. Hayat dinamik ve seyyaldır. Kozmik düzenin kendisi de daim bir hareket halindedir. Evrende statik ve donuk olan hiç bir şey yoktur. Kainatın hareketine paralel olarak nehir gibi akışkanlık içinde olan beşer hayatı da sürekli değiştiğinden, değişimi tecrübe edecek kadar yaşayanlar hep bu değişime dikkat çekerler.

Beşer hayatı değerlerin muhafazası bakımından bazen olumlu bazen olumsuz yönde değişir. İmkanlar açısından da benzer durumlar yaşanır. İmkan ve değerlerin birlikte arttığı, birlikte azıldığı, birinin artıp ötekisinin eksildiği dönemler de olur.

Yaşı kırkı geçmiş olanlar bakımından idark etmekte olduğumuz dönem, büyük ölçüde imkanların arttığı lakin değerlerin erezyona uğradığı bir zaman dilimi olarak nitelendirilmektedir büyük ölçüde. Değerler zaviyesinden toplumdaki negatif değişim, ikili ve çoklu sohbetlerde yakın ‘maziy’e özlem, ‘an’dan şikayet babından sıklıkla dile getirilen bir konudur. Aynı yakınmaları, çok sayıda yazarın yazılarında da görmekteyiz.

Bu tür sitem ve yakınmalarda bulunanları dinlediğimde ve yazılarını okuduğumda şöyle bir gözlemim oldu: Değerler açısından toplumsal değişimin negatif yönde olduğundan yakınan herkes, zımnen veya sarahaten kendisinin değişmediğini, değişenin toplum olduğunu ifade ediyor; farkında olarak veya olmayarak. Oysaki toplum dediğimiz, bireylerden oluşur. Ben, sen, o, biz, siz, onlar değişmediyse kim değişti? Çünkü bu altı zamir de toplumun değiştiğini söylüyor ve kendini/kendilerini bu değişimin dışında tutuyor, herkes topu taca atıyor.

Olan şu: Hepimiz değiştik, değişiyoruz ama kimse kendindeki değişimi görmüyor, sadece diğerlerinde görüyor. Yaşlanan iki kişinin birbirine yaşlandığını söyleyip kendi yaşlılıklarını görmemesi gibi. Değiştiğini itiraf edenler de var ama bu itiraf sadece dilde kalıyor, pratiğinde ‘asla’ dönüş emarelerine rastlanmıyor. Bu tür bir itiraf, hiç bir etkisi olmayan laf u güzaf sayılır.

Peki ne yapacağız? Sızlanıp duracak mıyız? Kendimiz değişmişken toplumun değiştiğinden mi yakınacağız? Eğer değişmediysek değişenlere gücümüz yetmiyor deyip kendimizi çer-çöp gibi hayat nehrinin akıntısanı mı bırakacağız?

Yazının girişindeki hadiste bu soruların cevabını gördüğüm için bu hadisi aktardım. Toplumu bir kenara bırakalım, kendimize bakalım. Erezyona uğradığını düşündüğümüz konularda ben nasıl davranıyorum? Şikayetçi olduğum toplum gibi mi yoksa olması gereken gibi mi? Negatif değişimin yaşandığı, yaşanmakta olduğu konuların listesini çıkaralım her birimiz tek tek. Sonra bu listeye bakıp kendi duruşumuzu inceleyelim.

Örneğin akrabalık ilişkilerinin bittiğinden mi yakınıyoruz? Soralım kendimize: Ben, “kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabanın haklarına riayetsizlikten sakının” (Nisa:1) ayetininin gereğini yerine getiriyor muyum? Akrabayı sormak, akrabanın üzerimizdeki hakkıdır; akrabayı sormamak da onun hakkına riayetsizliktir. Akrabalarım beni aramasa da ben onları arada bir soruyor muyum? Bir sıkıntıları olduğunda yanlarında olabiliyor muyum? Elimden gelen katkıyı veriyor muyum? Yoksa ben bir iki aradığımda karşılık vermediklerinde ilişkileri kesiyor muyum? Her birimiz kendimize soralım ve değişip değişmediğimizi görelim. Değişmiş isek, toplum değişmişse, devir bozulmuşsa, ben doğrusunu yapayım, ben iyiliğe yöneleyim. Zor iş tabi. Çünkü o zaman yalnız direnişçi olurum. Yanlışa direnir ve yalnız kalırım. Peygamberin ne mutlu dediği insanlardan olmak kolay değil. Günah çıkarmak babından iki laf etmekle bu işler olmuyor. Direniş, hem de tek başına direniş gerekiyor. Seni aramadıkları halde senin belli peryodlarla sürekli araman sorman. Yapabiliyor muyuz? Yapamıyorsak biz de olumsuz yönde değişmişiz demektir. O zaman toplum değişti dememizin de bir anlamı yok.

İmkanlar insanları esir aldı diye yakınıyoruz. Kendimize dönüp bakalım. Ben de esirlerden miyim değil miyim? Esir isem, esirin esiri kınaması tesirsizdir. Ben mi imkanı yönetiyorum yoksa imkan mı beni diye sorguya çekelim kendimizi; başkasını değil. Çoğunluğu imkan yönetiyorsa, ben imkanı yönetmeye başladığımda yalnız kalırım, garip kalırım. Bu garipliğe, bu yalnızlığa katlanabilyor muyum? Yalnız başıma iyiliğe yönelmeye, iyilikte direnmeye devam edebilyorsam, direnişçi yalnızlardan olurum. Değilse, yakındıklarımla ayniyim ve yakındıklarımla haşrolurum.

Samimyete dayalı ilişkilerin azaldığından, çıkara dayalı ilişkilerin arttığından mı yakınıyoruz? Toplumu değil, kendimizi sorguya alalım. Ben bu işin neresindeyim? İnsan kendi kalbinin derinliklerini bilir. Benim ilişkilerimde çıkarın yeri nedir? Çoğunluk çıkarcı iken benim yürekten, derundan samimi olmam, çoğunluk tarafından saf, geri kalmış, kullanılabilir şeklinde görülebilir. Buna katlanabiliyor muyum? Çıkarcıların içinde yürekten samimiyetimi koruyabiliyor muyum? Ekseriyetin çıkarı için ilişki kurduğu bir dünyada çıkarsız ilişki kurma yalnızlığına ve garipliğine katlanabiliyor muyum? Çokluğun içinde tekliği taşıyabiliyor muyum? Katlanabiliyor ve taşıyabiliyorsam, yalnız direnişçilerdenim demektir. Aksi halde hem şikayetçi hem şikayet edilen olma çelişkisini taşırım kendi varlığımda.

Liste uzatılabilir. Çözüm, toplumu düzeltemkten önce kendimi düzeltmekten geçiyor. Topluma dönük projeler değil, kendime dönük projelere ihtiyacım var önce ve öncelikle.

Peygamber (sav) çözümü sunuyor: Direnişçi yalnızlardan olmak. Ekseriyetin iyiliği terk ettiği bir dönemde, devrin fesada sürüklendiği bir zamanda, herşeyin gösteriye, gösterişe ve şova dönüştüğü, içinin ve içeriğinin boşaltıldığı bir dünyada ben, sen, o, biz, siz, onlar iyiliğe yönelir ve iyilikte direnirsek, toplum düzelir; düzelmezse de umulur ki, iyiliğe yönelmemiz, Mevla katında kabul görür ve işin sonunda hesabımız asan olur. Her kimin hesabı asan olursa, o kazananlardan olur. Kur’an’ın ifadesiyle büyük zafer, muazzam zafer ve apaçık zafer odur.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile
Esenyurt’ta Vahdet Rüzgarı Esti..
Esenyurt’ta Vahdet Rüzgarı Esti..