Küresel güçlerin Venezüella'ya vali atar gibi cumhurbaşkanı ataması, kabul edilemez bir durum'

Sputnik'e konuşan TBMM Türkiye-Venezüella Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, Venezüella'da yaşanan durumun 15 Temmuz Darbe Girişimi'yle benzerliği olduğuna dikkat çekti.

Küresel güçlerin Venezüella'ya vali atar gibi cumhurbaşkanı ataması, kabul edilemez bir durum'
Küresel güçlerin Venezüella'ya vali atar gibi cumhurbaşkanı ataması, kabul edilemez bir durum' Zehra

Venezüella'da gerginlik artmaya devam ediyor. Ülke genelinde toplu gösteriler yapılıyor. Venezüella şehirlerinin sokaklarına hem Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro'nun hem de ABD destekli muhalefet lideri Juan Guaido'nun destekçileri çıktı. Bugün, her iki taraf için de eylemlerin yapılması bakımından özel bir anlam taşıyor. Bugün, muhalefet açısından AB'nin seçim çağrısını içeren ültimatom süresinin sona erdiği günken, bugünün Chavizm destekçileri için önemi, bundan tam 20 yıl önce Hugo Chavez'in, Venezüella Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasından kaynaklanıyor.

Guaido, Venezüella ordusunu, af yasası dahil her türlü yöntemi deneyerek tarafına çekmek için uğraşıyor. Ancak, Bolivar Cumhuriyeti'nin Silahlı Kuvvetleri, Başkan Maduro'ya sadık kalmaya devam ediyor. Muhalefet temsilcileri, Maduro yönetimi ile müzakere masasına oturmak istemiyor. Onlar ayrıca, Meksika ve Uruguay hükümetlerinin 7 Şubat'ta Montevideo'da Venezüella'daki durumu çözmek için uluslararası bir konferans düzenlenmesi önerisini de reddettiler.

Esas olarak muhalefet, Venezüella'nın meşru hükümeti ile hiçbir diyalog kurmadan iktidarın hemen Guaido'ya verilmesini isteyen Amerika Birleşik Devletleri'ne güvenmekte. İki gün önce ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Maduro ve danışmanlarına, muhalefet tarafından kontrol edilen parlamentonun hazırlamış olduğu af yasasından yararlanıp ülkeyi bir an önce terk etmelerini ve "hayatlarının geri kalan kısmını bir deniz kenarında mutlu mesut geçirmelerini" tavsiye etti.

Peki bundan sonra Venezüella'da olaylar nasıl gelişir? Muhalefet, ABD ve AB'nin planlarını uygulayabilir mi?

 

TBMM Türkiye-Venezuela Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, konuyla ilgili Sputnik'in sorularını yanıtladı.

Venezüella'da şu anda yaşanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Batılı ülkeler Venezüella'da ne yapmaya çalışıyorlar?

— Venezüella'da sayın Maduro, seçilmiş bir başkan, yani oranın halkı tarafından demokratik yollarla iş başına getirilmiş bir başkan. Küresel güçlerin demokrasi dışı yollarla onu göndermeye çalışması, tamamen uluslararası hukukun ihlalidir. Çünkü küresel gücün oraya vali, büyükelçi atar gibi "ben buraya başkan atıyorum" demesi, yıllardır demokrasi mücadelesini veren ülkeler açısından kabul edilemez bir durum. Batı bu konuda bir tezatlık içinde. Mesela, Avrupa Birliği üyesi bir ülke tarafından Venezüella'ya müdahaleyi eleştiren bir açıklama yapıldı. Yani Batılı ülkeler kendi aralarında bir çelişki içinde.

Yine bazı Latin Amerika ülkeleri küresel gücün hamlelerine destek olurken kendi içinde çelişkilidir. Demokratik yollarla gelen ve % 68 oy almış bir başkanın görevinin devam etmesi gerekir. Seçimle gelen seçimle gider. Sağ olsun Rusya, Çin, İran, Küba, Meksika ve ülkemiz Türkiye olarak Maduro'nun yanındayız. Biz demokrasiden yanayız. Seçim gelir, seçimle halk gereğini yapar. Ona bir şey denmez, ama seçim dışı müdahalelere biz hep karşıyız. Geçmişte bizim ülkemizde de çok ciddi müdahaleler oldu, askeri darbeler oldu. 15 Temmuz'da da Türkiye bir darbe girişimine maruz kaldı…

Yaklaşık 1.5 ay önce biz Venezüella'daydık. Sayın Cumhurbaşkanımız ile Arjantin'de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi'nden sonra Paraguay ve Venezüella ziyaretini yaptık. Orada da Maduro'ya, devlet başkanı ziyaretiyle ikili ilişkiler noktasında çalışmalarına destek verildi. Biz, Türk milleti olarak, demokratik yollarla gelmiş sayın Maduro'nun yanındayız.

Bazı uzmanlar, şu anda Venezüella'da yaşanan olaylar ile 2,5 yıl önce Türkiye'de yaşanan darbe girişimi arasında bir paralellik görüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Gerçekten benzerlikler var mı? Varsa, hangi konularda?

— Bizim mazimizde 1960'ta, 1971'de, 1980'de, 1997'de darbeler ve en son da 15 Temmuz 2016'da darbe girişimi oldu. Son darbe girişimi, dış ve küresel güçlerin ülkemizde yapmış olduğu bir operasyondu. 15 Temmuz, ordumuz içinde bulunan hainlerin dış güçlerin desteğiyle ülkemizde siyasi iktidarı ele geçirme projesiydi. Ama aziz Türk milleti buna geçit vermedi. Şimdi bu minvalde Venezüella'da da bu şekilde alternatif birileri tayin ederek mevcut seçilmiş sayın Maduro'yu indirmeye kalkmaktalar. Orada da halkın % 68 oyunu almış bir başkan var, seçimler de yeni yapılmış. Gerçek görevinin başında. "Ben istemiyorum, sevmiyorum, ben bunu atıyorum" şeklinde bir yol yok. Böyle bir yöntem olamaz. Herkes mevcut kuralları bilecek. Kimse "dünyayı ben yönetirim", "dünyayı ben dizayn ederim" şeklinde bir dünya kabadayılığına bürünmesin.

Peki Türkiye, Venezüella'daki olaylarla ilgili BM nezdinde gerekli çalışmalarda bulunacak mı?

Tabii ki. Biliyorsunuz ABD, konuyu BM'ye taşıdı. Orada biz, yani Rusya, Çin, İran ve Türkiye olarak biz, gerek Maduro'nun yanında olduğumuzu gerek uluslararası mücadelenin yapılacağı noktasında gerekli mesajlar verdik. Avrupa Birliği, seçimin ilanı için bir süre verdi. Bu hiç kuşkusuz demokrasi dışı bir tavırdır. O zaman biz de Avrupa'daki bir "x" ülkesine şöyle diyelim: "Kardeşim biz seni tanımıyoruz, sen bize terssin, işte sana bir haftalık süre, seçime git!". Ya böyle bir şey yok. Her ülkenin egemenlik hakkı vardır, uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkı, hukuku vardır. Buna riayet edilir, buna saygı gösterilir.

Şimdi Batı'nın tek yanlı olarak Venezüella'ya karşı yaptırımlar uygulamaya başladığını görüyoruz. Bu tür yaptırımları Batı, daha önce Türkiye'ye karşı da uygulamaya çalıştı. Uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler sistemi açısından bu tür adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kesinlikle uluslararası hukuka aykırı bir durum. Bunların uluslararası hukuku tanıdığı yok. Bunlar kendilerine göre hukuk tanıyorlar. Uluslararası mevzuata, uluslararası anlaşmalara tamamen aykırı davranıyorlar. Neticede belli bir gücün etkisiyle "biz dünyayı dizayn ediyoruz" diyorlar, ama artık o dönemler bitti. Herkes, kendi ülkesinin egemenliğini koruyarak ve birbirinin iç işlerine karışmadan ülkelerini yönetecek. Çünkü hiçbir ülkeyi küçümseyemeyiz. Her ülkenin kendi halkı var, kendi seçilmiş hükümeti var ve bunlara saygı duymamız gerekiyor. Neticede demokrasinin altın kuralı da "halk egemenliği"dir, "halkın iradesi"dir. Kim halkın desteğiyle gelmişse başımız üzerinde yeri vardır. Halk getirir, halk götürür. O yüzden dışarıdan müdahaleler bir yere kadar yapılsa da belli bir saatten sonra tutmuyor. Artık bütün ülkeler buna karşı bir direnç oluşturuyor. Bizim Türkiye'de bir atasözümüz var: "Her horoz kendi çöplüğünde öter" diye. Her devlet kendi egemenlik alanında sözünü, hukukunu geçirir. Uluslararası hukukun temel kuralları vardır, uluslararası anlaşmalar vardır. Bunlara tabii ki saygı duyulacaktır. Burada asıl olan, milletlerin, halkların egemenlik noktasındaki haklarının korunmasıdır.

sputnik

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile