Cevdet Said Yazdı: Emaneti Yüklenen İnsan

“İşin gerçeği Biz emaneti (iradeyi ve ahlaki sorumluluk duygusunu) göklere, yere ve dağlara sunduk ve onlar emaneti yüklenmekten kaçındılar, ondan dolayı tedirgin oldular; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.”

Cevdet Said Yazdı: Emaneti Yüklenen İnsan
Cevdet Said Yazdı: Emaneti Yüklenen İnsan Zehra

Bu makalemde sizlere Allah’ın kitabından bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Zira; “Yine de (kulak veren herkese) hatırlatmaya devam et: çünkü bu hatırlatmalar inananlar için yararlı olur.” (Zariyat 51:55) buyuran bu kitapta bizden önceki nesillerin başına gelenler, bizden sonra geleceklerin haberleri ve elan yaşayan insanlar olarak kendi aramızdaki muamelelerin hükümleri yer almaktadır.

“İşin gerçeği Biz emaneti (iradeyi ve ahlaki sorumluluk duygusunu) göklere, yere ve dağlara sunduk ve onlar emaneti yüklenmekten kaçındılar, ondan dolayı tedirgin oldular; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.” (Ahzâb 33:72).

Bu ayette Allah, insan hayatında son derece önemli bir yer tutan bir husustan bahsetmektedir: Emanet. Allah Teala bu pek kıymetli ve pahalı metaı göklere, yeryüzüne ve dağlara sundu. Ama onlar, değerinden ve ağırlığından ürkerek, hakkıyla taşıyamamaktan korkarak bu emaneti yüklenmekten kaçındı. Peki kimdir bu emaneti üstlenen? “İnsan”. Müslüman, mü’min, Hıristiyan, Budist vs. değil. Bilakis hiçbir ayırım ya da vurgu olmaksızın ‘insan’.

İşte bu insan… En güzel yaratanın en parlak yaratışının tezahürü olan “farklı yaratık”. Allah’ın ruhundan üflediği varlık. Yeniliklere yatkın, icatlar yapabilen ama çukurların en dibine düşüp hayvanlardan daha düşük bir düzeye inebilen, çok zalim ve çok cahil birine dönüşebilen insan… Beşeriyet tarihi boyunca insanın bu iki yeteneği arasında gidip geldiğini görüyoruz: İnsan fücur ve takva arasında, kirlenme ve arınma arasında mütemadiyen gidip gelmektedir. Ya en güzel kıvama ermek ya da sefaletin dibini görmek için çırpınıp durmaktadır.

Evet, insana iki farklı açıdan bakabiliriz: Kendisine bahşedilen kudretlerden geri adım attığında (onları kötüye kullandığında) pek zalim ve pek cahil birine dönüşebildiği gibi meleklerin secdesini hak edecek kadar en güzel kıvama da ulaşabilmektedir. Peki ne vakit zalim ve cahil olur insan? Emaneti hakkıyla taşımayınca ya da emaneti kötüye kullanıp onu heba ettiğinde…

İşte bu sebeple Allah Rasulü aleyhissalâtu ve’s-selam şöyle demiştir: “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekleyin.” Keza o şöyle demiştir: “Emaneti olmayanın imanı yoktur.”

Bu son derece pahalı enfes metaı Allah göklere ve dağlara sunmuş ama onlar bunu yüklenmekten kaçınmışlar. Güneş doğma vaktini şaşırıp asla geç kalmaz. Ay, hareket evrelerinde yanılmaz. Gece gündüzü vaktinden evvel kaplayamaz, her biri kendi yörüngesinde yüzüp gitmektedir (Yasin 36:40).

Bir ineği bir bahçeye salıp da ona “ama şu ağaçtan yemeyeceksin” diyemezsiniz! Yiyince de ineğe niye böyle yaptığını soramazsınız. Onu sorguya çekemezsiniz. Aksine biz onu bahçeye salan ya da onu kontrolsüz bırakıp bahçeye dalmasına sebebiyet veren insanı sorguya çekeriz.

İnsanın emrine ve istifadesine sunulan bu varlıkların kendileri için belirlenen programdan bir milim sapmaları söz konusu değildir. Görevlerinde bir saniye bile gecikmezler… Oysa “emanet” koruyabileceğiniz ya da yitirebileceğiniz bir şeydir.

Allah Rasulü’nün “Elçi” olmadan önce “emin (güvenilir, dürüst)” biri olduğunu iyi belleyiniz. Bunu Rasulullah’ın (sas) siretinden ezberlemediniz mi zaten? Din konusunda Kureyş ile aralarında düşmanlık olmasına rağmen, Kureyşliler Muhammed’e ve arkadaşlarına güveniyorlardı, onlardan bir kötülük ya da ihanet gelmesinden korkmuyorlardı.

Ashabına bir taraftan güvenilir olmayı öbür taraftan emanete hakkıyla sahip çıkmayı şart koşana Allah Rasulü (sas) şöyle diyordu:

“Vallahi iman etmiş olmaz… Vallahi iman etmiş olmaz… Vallahi iman etmiş olmaz…” (Arkadaşları) dediler ki: Hayal kırıklığına ve hüsrana uğramayı hak eden bu insanlar kimlerdir ey Allah’ın Elçisi?

Cevaben dedi ki: Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimselerdir.”

(Hadiste geçen) “bewâiq” kelimesi; şerler, çirkeflikler, eziyet, kötülük ve komşuluk hukukunu yok saymak demektir.

Komşunuz size güvenmiyorsa ve şerrinizden emin değilse, imanınız yok demektir…

Aynı başlık altında konuyu incelemeye devam edeceğiz, inşâllah.

 Arapçadan tercüme eden: Fethi Güngör - Diriliş Postası

hertaraf.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye’de Cevdet Said’in ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ Kitabı Okundu…
Türkiye’de Cevdet Said’in ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ Kitabı Okundu…
Dr. Şehit Fethi ŞAKAKİ Yazdı: Sünnilik ve Şialık yapay bir kavgadır
Dr. Şehit Fethi ŞAKAKİ Yazdı: Sünnilik ve Şialık yapay bir kavgadır