Kemal Öztürk: Aydın Ünal’ın dost uyarılarına tahammül edemiyorsak, tehlike çanları çalıyor demektir

“Aydın tam olarak yapıcı eleştiri yapan, üslubunda hassas ve içeride duran biriydi. Ancak onun yapıcı, nazik eleştirileri bile tahammülsüzlük yaratmış ve baskı görmesine neden oldu”

Kemal Öztürk: Aydın Ünal’ın dost uyarılarına tahammül edemiyorsak, tehlike çanları çalıyor demektir
Kemal Öztürk: Aydın Ünal’ın dost uyarılarına tahammül edemiyorsak, tehlike çanları çalıyor demektir Zehra

Kemal Öztürk  Yeni Şafak'ta "Eleştiri ahlakı ve özeleştiriye tahammül" başlıklı bir yazı yazdı... 

Yeni Şafak’ta yazmayı bıraktığını duyuran eski Ak Parti milletvekili ve yazar Aydın Ünal’a destek veren Öztürk, “Aydın tam olarak yapıcı eleştiri yapan, üslubunda hassas ve içeride duran biriydi. Ancak onun yapıcı, nazik eleştirileri bile tahammülsüzlük yaratmış ve baskı görmesine neden oldu” diye yazdı.

İşte o yazı: 

Seksenli yıllarda bizim camiada aldığımız eğitimin en başında, “tebliğ metodu” dediğimiz bir ders gelirdi. ‘İnsanlara bir konuyu en iyi nasıl anlatmalıyız?’ bunun metotlarını öğreniyorduk.

Sonradan iletişim fakültesinde okuduğumda bunun batı dünyasında “iletişim yöntemleri” başlığı altında anlatıldığını gördüm.

Tebliğ metodu konusunun iki önemli ve vazgeçilmez başlığı vardı.

1. ‘Emr-i bil maruf, nehyi anil münker’

2. Eğri kılıçlar

Her ikisinin ana teması, bir Müslümanın, başka bir Müslüman kardeşinde gördüğü hataları ve yanlışları düzeltmeyi amaçlayan eleştiri yöntemi ve ahlakı üzerineydi. Yani özeleştiri. Bizim çok önem verdiğimiz bir konuydu ve hayatımızda uygulardık.

İYİLİĞİ EMRET, KÖTÜLÜĞÜ YASAKLA

Dindar camiada biraz olsun kitap okuyan herkesin duyduğu bir ayettir:

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Ali İmran 104)

Bunun ne kadar önemli bir konu olduğunu zaman içinde daha iyi anladık. Yanlış yapan, hatalı davranan arkadaşlarımızı bir kenara çeker, bu ayeti hatırlatır, sonra da yapıcı bir şekilde hatalarını anlatırdık. Çok faydası olurdu.

Eğri kılıçlar metaforu da şudur:

Hz. Ömer camide hutbe verirken, şöyle demiştir: “Ey cemaat, ben hata edersem, eğilirsem ne yaparsınız?”

Camide bulunan bir sahabe ayağa kalkar, “seni bu eğri kılıçlarımızla düzeltiriz” der. Bunun üzerine de Hz. Ömer şöyle dua eder: “Allah’ım, sana hamdolsun. Ömer eğrildiği zaman, bu cemaat içinde onu düzeltecek kişiler var.”

Eğri kılıç metaforu, bu hikaye üzerine doğmuştur. Temel felsefesi ise, Müslümanların devlet başkanı da olsa, halife de olsa, yanlış yaptığında onu düzeltecek bir mekanizmaya ve yönteme sahip olmasıdır.

ÖZELEŞTİRİ, BİR İYİLEŞTİRME VE DENETİM MEKANİZMASIDIR

İyiliği emretmek, kötülüğü engellemek ve eğri kılıç olma yöntemleri, İslam’ın kendi içinde bir denetim, kontrol ve iyileştirme mekanizması anlamına geliyor. Bir özeleştiri mekanizması yani.

Dışarıdan bir müdahaleye gerek duymadan, Müslümanların kendi içinde iyiliği emredip, kötülüğü engelleyecek bir sistem ve ekip bulunmasını emreden Allah, bu ekibi de ‘kurtuluşa erenler’ olarak müjdeliyor üstelik.

Bugün bizim camianın en çok tartıştığı ve üzerinde durduğu konu, eleştiri meselesidir. Gördüğümüz bir yanlışı söylemek, özeleştiri yapmak ve bunun düzeltilmesi için eğri kılıç olmaya çalışmak sanırım eskisi kadar kolay değil.

AYDIN ÜNAL NEDEN VEDA ETTİ?

Uzun yıllar Ankara’da beraber çalıştığım ve Yeni Şafak’ta birlikte köşe yazarı olduğumuz değerli dostum Aydın Ünal’ın veda yazısı, bu zorluğu anlatan en iyi örneklerden biri olarak tarihe kaydoldu.

Aydın tam olarak yapıcı eleştiri yapan, üslubunda hassas ve içeride duran biriydi. Ancak onun yapıcı, nazik eleştirileri bile tahammülsüzlük yaratmış ve baskı görmesine neden olmuş ki, yazı hayatına ara vermek ve “kaçmak” zorunda kaldı:

“Kaçışımız düşmandan değil, ‘dost’ görünenden kaçıştır. Kaçışımız korkudan değil, pervasızlıktan; tehditten değil, aldırmazlıktan, gözü dönmüşlükten, hırstan kaçıştır. Kaçışımız, masumane kaygılarla dostça uyarılarımızı sınırsız iştihalarının ve kifayetsiz ihtiraslarının önünde mania olarak görenlerin iftiralarından, ithamlarından kaçıştır. Kaçışımız Rahmet-i Rahman’adır.” (21 Ocak 2019 Yeni Şafak)

TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR

Aydın Ünal gibi, bizlerin gençlik yıllarından beri yaptığı şey, iyiliği teşvik etmek, kötülüğü önlemek ve eğri kılıç olmaya çalışmaktır. Bu bizim din anlayışımızın parçasıdır aynı zamanda. Bu anlayışa göre eleştiri ahlakı, yapıcı olmaktır.

Gazetemizin tüm okuyucuları Aydın Ünal’ın yapıcı eleştiri yaptığına şahittir. Ancak buna bile tahammül edemeyen, ‘gözü dönmüş, kifayetsizlerin’ varlığından şikayet ederek kalemini kırdı Aydın.

Eğer bu camia Aydın Ünal gibi, ömrünün en verimli çağlarını AK Parti’ye, devlete ve ülkesine hizmet etmekle geçirmiş bir kişinin dost uyarılarına tahammül edemeyecek duruma gelmişse, tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Aklımızı başımıza alıp düşünmeliyiz.

Bu arada Yeni Şafak ailesini, Aydın’ın da dediği gibi, takdirle anmak gerekir. Gerçekten yapıcı eleştiri ve özgürce fikirlerimizi yazmak konusunda, şu anda birçok gazeteciye nasip olmayacak bir zemin oluşturdular. Takdire şayan bir durumdur. İyi ki varlar.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mustafa İslamoğlu: İslamcılık benim için ömrümün en büyük hayal kırıklığıdır ve kendimi de sorumlu hissediyorum.
Mustafa İslamoğlu: İslamcılık benim için ömrümün en büyük hayal kırıklığıdır ve kendimi de sorumlu hissediyorum.
Mücahit Gültekin: Asıl tehlike geleneksel yapılardan değil, liberal kapitalist değerlerden geliyor
Mücahit Gültekin: Asıl tehlike geleneksel yapılardan değil, liberal kapitalist değerlerden geliyor