Bülent Acun Yazdı: Gençlerimiz diyor ki; benim gördüğüm dindarlık buysa ben dindar değilim

‘´Deizm de meizm de huzur mutluluk yok arkadaşlar! olsaydı benim o arkadaşım mutlu olurdu. Baksanıza o bile iyi bir dindar olduğu eski yıllarını özlüyor.´´

Bülent Acun Yazdı: Gençlerimiz diyor ki; benim gördüğüm dindarlık buysa ben dindar değilim
Bülent Acun Yazdı: Gençlerimiz diyor ki; benim gördüğüm dindarlık buysa ben dindar değilim Zehra

Türkiye´nin çeşitli il ve bölgelerinden İstanbul´un çeşitli yerlerinden gelen kadim dostlar yine bir cumartesi öğlesinde muayyen yer ve zamanda mutat olduğu üzere bir aradalar.

Gelenek bozulmuyor, dostlar bir taraftan birbirleriyle hal hatır ederken, diğer taraftan da hamarat ellerle yoğrulan çiğ köftenin şekilden şekile kıvamdan kıvama gelişine şahit oluyorlar.

Sanki çiğ köftenin kıvamıyla sohbetin kıvamı birbirini takip ediyor.

Çiğ köfte şöyle iyice yoğrulup, yemeye hazır hale geldikçe, sohbette bir çay gibi demlenip, dinlenmeye hazır hale geliyor.

Önce afiyetle çiğ köfteler yeniyor. Hemen akabinde hayattaki acı tatlı birlikteliğine ya da acıyla tatlının birbirlerinin mütemmim cüzü oluşuna esaslı bir atıf yapar gibi, hakiki bir antep baklavası ağızları tatlandırıyor.

Üzerine içilen tavşan kanı çayların ardından dost meclisinin gündeminin besmelesi çekiliyor.

Başkan ağır adımlarla gelip, vakarla yerine oturuyor.

O alabildiğine tok ses tonuyla sohbet gündemin kapısını aralıyor.

-Arkadaşlar, iki gündem maddemiz var, oylarınıza sunuyorum, diyor.

Haftanın gündemi deizm ve ateizm olarak 9´a 8 kabul ediliyor.

Başkan;

-Arkadaşlar! gündemimizle ilgili konuşmaya geçmeden önce size bir yazı okuyacağım deyip, mevzilendiği yeni mahallesinden terk ettiği eski mahallesine efelenmek  için  bir anket şirketinin yakınlarda yapıp, yayınladığı ‘´Türkiye´de Dindarlık´´anketini niyetine şahane bir bahane yapıp, ilgili sonucu bu İslam´ın krizidir´´şeklinde yorumlayan malum bir yazarın yazısını okuyor.

Konda tarafından her 10 yılda bir yapılan anketin 2018 yılı sonuçlarında Türkiye´de Dindarlığın düşüp, deizm ve ateizmin yükselmesini fırsat bilerek, bunu İslam´ın krizi olarak yorumlayan yazara hep bir ağızdan yükselen tepki şu;

‘´Bu olsa olsa İslam´ı hakkıyla anlayıp, yaşayamayan müslümanların krizi olabilir,bu durum kesinlikle İslam´ın krizi değildir, olamaz.´´

Başkanın mezkur yazıyı okumasının ardından serbest kürsü kuruluyor ve şimdi söz konuyla ilgili söyleyecek sözü olanlarda.

İlk sözü içini dışından gizlemeyen hak bildiği her şeyi çekinmeden söyleyen  ve müslümanların meseleleri üzerine esaslı bir şekilde kafa yoran bir öğretmen alıyor ve şöyle diyor:

-Arkadaşlar deizm ve ateizmin yükselmesiyle ilgili biz gençleri suçluyoruz, fakat emin olun suç onlarda değil, suç onları iyi yetiştiremeyen onlara güzel örnek olamayan biz büyüklerde. Biz iyi olursak onlarda  iyi olacaktır, biz düzelirsek onlarda düzelecektir.

Daha sonra sözü  İlahiyat fakültesi öğretim üyesi olan bir sosyolog alıyor ve konuyu adeta tek cümleyle özetliyor.

Deizm ile ilgili benim okumalarımın sonucu şu diyor ve ekliyor;

-Gençlerimiz diyor ki; benim gördüğüm dindarlık buysa ben dindar değilim .Benim gördüğüm müslümanlık buysa bu işte bir yanlışlık var.

Sohbetin tam burasında meclisin ev sahibi hikaye kitabının ismiyle müsemma bir şekilde feveran ediyor:

-Arkadaşlar! Türkiye´de dindarlığın neden düştüğü, deizm ve ateizmin neden yükseldiği ile ilgili birçok şey söylenebilir. Benim  bir önerim var .

Gelin sorunları konuşmak yerine konuyla ilgili çözümler ortaya koyalım.

Söz sırası özelde Akif genel de edebiyatımıza yıllarını vermiş bir edebiyatçı da.

O da şöyle diyor:

-Ben Almanya´da 3 tane düğüne katıldım.

 Özellikle bu düğünlerden bir tanesi çok dikkatimi çekti.İnsanlar düğüne geldiler, hiç ses çıkarmadan vaaz dinleyip, dua edip gittiler.

Size soruyorum bizim düğünümüz böyle mi olmalı?

Gençlerimize meşru ölçüler içinde eğlenecekleri bir ortam sağlayamazsak onları nasıl tutarız?

Söz sırası kendisine gelen bir köşe yazarı çözüm kurumsallaşmakta gençliğimizi geleceğimize sahih dindarlıkla emin adımlarla taşıyacak köklü kurumlara ihtiyacımız var.

Dinimizi dindarlığımızı, kültürümüzü, medeniyetimizi ancak köklü kurumlar oluşturarak, gelecek nesillere aktarabiliriz gençliğimizi ancak böyle koruyabiliriz.

Meclis-i Beyan´ın baklava ağalığını bu vakte kadar hiç kimseye kaptırmayan, her söz alışında duygulanan ve duygulandıran şair ruhlu bir dost deizmin cazibesine kapılan hayatının ilk yıllarında canının her istediğini nefsinin her arzu ettiğini keyfince yapan dışarıya mutluluktan havalara uçtuğu görüntüsü veren, sonra parayı ve şöhreti bulunca karısını boşayıp ailesini dağıtan  ve daha sonra kendisini arayıp, ‘´Biliyor musun abicim ben sizinle geçen o yıllarımı çok özlüyorum´´diyen bir akademisyenin hikayesini anlatıyor ve özetle şöyle diyor:

‘´Deizm de meizm de huzur mutluluk yok arkadaşlar! olsaydı benim o arkadaşım mutlu olurdu. Baksanıza o bile iyi bir dindar olduğu eski yıllarını özlüyor.´´

Deizm ve Ateizm gündemli sohbet bütün sıcaklığıyla sürüyor.

Söz sırası dikkatli bir okur ,iyi bir kur´an araştırmacısı olan bir dostta.

O deizmin yayılışını ateizmin yükselişini dini kaynaklardaki yetersizlik ve eksiklikte görüyor.

Kur´an-ı Kerim ve hadisi şerifleri insanlara sunarken son derece titiz olmalıyız diyor.

Şimdi söz sırası bu satırların yazarında...

O da şöyle diyor:

-Gündemimizde deizm ve ateizm gibi tehlikelerin olmaması için 15 Temmuz hain darbesi sonucu epey yıpratılan cemaat ,cemiyet ve kanaat önderlerinin  kaybettikleri itibarı yeniden kazanmaları icap ediyor.

15 Temmuz´da bu millete darbe yapan örgüt bir cemaat değil, bir terör örgütüydü.

Onların elebaşlarını imam olarak nitelendirdikleri gibi bizim medyamızın da 

bu nitelendirmeyi sürdürmeleri kutsal imamlık vazifesine açık bir hakarettir.

Bizim bildiğimiz imam, Allah´ın evinde insanlara namaz kıldıran onlara Allah´ın dinini ve peygamberini öğreten insanlardan başkası değildir.

Dini sembol ,kurum ve kavramların yıpratılmasını önleyemezsek, böyle meseleleri daha çok konuşuruz.

Söz sırası kendisine gelen  başka bir dostta; yaptığı şu tespit ile konuya bambaşka bir pencere açtı.

-Arkadaşlar! telaşa gerek yok, endişeye mahal yok, sünnetullah böyledir, kıyamete kadar biz ne yaparsak yapalım Müslüman da olacak münafıkta olacak, kafirde olacak, deistte olacak ateistte olacak...

Her zaman olduğu gibi son sözü sözünü odaktan gözünü budaktan sakınmayan dostlar meclisinin ulu çınarı söyledi:

-Arkadaşlar ahali sağlam, ahalinin sağlam olan bu itikadı bozulmasın yeter. Ben bugünkü mümin olarak o eski mümini arıyorum.

Benim dini tasavvurum annemin anlattığı, o haram lokma hikayeleriyle şekillendi.

Güncel olaylara çok fazla zaman ve enerji harcıyoruz. Hepimiz işimizi hakkıyla yapsak, ortada ne deizm kalır ne de ateizm...

Meclis-i Beyan´da millete kurulan bu serbest kürsüyü milletin yayıncı bir vekili de kemal-i dikkat ve ciddiyetle takip etti. O mecliste su dolu bir bardağın üzerindeki bir gül yaprağı gibi duruyordu adeta.

Adeta kendini bir kenara saklıyordu, belli ki gayesi konuşmacıların  konuşmalarını daha rahat bir şekilde yapmalarını temin etmekti.

Bu elli kadar güzide insanın mütevazi bir mekanda bir araya gelişlerini bendeniz meclis olarak nitelendiriyorum onların öyle bir  nitelendirmesin olmadığını peşinen ifade edeyim.

Milyonlarca insanın birbirinin farkında bile olmadan yaşadıkları her biri sadece yalnızlığı büyüten modern zaman kent yaşamında böyle sıcak dost meclislerine ne kadar da ihtiyaç var...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İslam devrimin 40. Yıldönümü İstanbul’da Bir Sempozyum İle Anıldı..
İslam devrimin 40. Yıldönümü İstanbul’da Bir Sempozyum İle Anıldı..
Fatma Gültekin Yazdı: Abbas Musavi Ve Bir Şehid Aile
Fatma Gültekin Yazdı: Abbas Musavi Ve Bir Şehid Aile