Burhan Kavuncu Yazdı: Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü duyurmak ABD'ye alet olmak mıdır?

PerinÇek familyası yalan, iftira, sahte belge fabrikasına, uzun süredir ideolojik olarak yaklaştığı ülkücü hareket çevresinden yeni elemanlar bulmuş.

Burhan Kavuncu  Yazdı: Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü duyurmak ABD'ye alet olmak mıdır?
Burhan Kavuncu  Yazdı: Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü duyurmak ABD'ye alet olmak mıdır? Zehra

Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği (TÜRKİSTANDER) Başkanı, araştırmacı-yazar Burhan Kavuncu'nun,  Doğu Türkistan'daki zulme dikkat çektiği "Perinçekgillerden Yeni Açılım" başlıklı bir yazısı hertaraf.com'da yayımlandı.

İşte o yazı: 

PerinÇek familyası yalan, iftira, sahte belge fabrikasına, uzun süredir ideolojik olarak yaklaştığı ülkücü hareket çevresinden yeni elemanlar bulmuş. Aydınlık şebekesinin son hizmet mercii, Çin Halk Cumhuriyeti (başa dönmüş). Ülkücü hareketten devşirilen isimler arasına katılan son isim ise Fahri Kopar isimli vatandaş. Fahri, çocukluk- gençlik yıllarımda Kahramanmaraş Büyük Ülkü Derneği’nden tanıdığım, zararsız, kendi halinde bir ülkücüydü.

Son yıllarda dine yöneldiğini duyduğum için, doğrusu hakkında olumlu düşünüyordum. Perinçek familyasına transferi benim için sürpriz oldu. Gerçi PerinÇek bundan önce de düşük profilli bazı elemanları angaje etmişti. Çin’in Doğu Türkistan meselesinde ihtiyacı devam ettiği sürece, bu transferler de devam edeceğe benziyor. 

Fahri Kopar, Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü gündeme getirenlerin CİA ajandasına hizmet ettiği iddialarına Facebook’ta yazdığı bir yazıyla katılmış. Tezini ispatlayabilmek için de bana ve Kavuncu ailesine çeşitli suçlamalar yöneltmiş.  

Fahri Kopar’ın yazdıkları arasında bir tane doğru var: Ruzi Nazar’ın CİA elemanı olması. Halamın oğlu olan Enver Altaylı bunu “CİA’da Bir Türk Casusu: Ruzi Nazar” isimli kitabında anlatmıştı. Zaten gizli bir şey değil. Tabii Ruzi Nazar’ın hangi şartlarda CİA’ya katıldığını ayrıca tartışmak gerekir. (2.Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen çok sayıda Türkistanlı, daha sonra Ruslara karşı savaştı. Savaş sonunda Ruslara teslim olan yüzbinlercesi kurşuna dizildi. Ruzi Nazar ise ABD’ye sığınır. Büyük acıların yaşandığı o yıllar, Türkistanlılar için unutulmaz bir dramdır). Ruzi Nazar’ın çaresizliğini bilmekle beraber CİA’yı ve  ajanlarını hiç bir şekilde meşru görmeyiz. 

Ruzi Nazar’ın Türkistan kökenli bir CİA ajanı ve onunla yakınlığı olan Enver Altaylı’nın akrabanmız olması dışında söylediklerinin tamamı yalan ve iftira. Bu yalanların çoğunu Soner Yalçın ve benzerleri daha önce uydurmuştu. Zamanında bunlara gereken cevabı vermiştim. Sözcü ve Aydınlık’ta yayınlanan iftiralara karşı mealen “akrabalık ilişkilerini suç olarak değerlendirmek gelişmemiş topluluklara mahsus ilkel bir tavır. Her ailede farklı eğilimlerden insanlar olabilir. Her ülkede olduğu gibi, 120 milyonlık Türkistan nüfusu içinde de başka ülkeler hesabına veya gizli servislere çalışan kişiler olması, bütün Türkistanlıları zan altında bırakabilir mi?” demiştim. 

Fahri Kopar Aydınlıkçıların bu yalanlarına, kendi uydurduğu yenilerini de eklemiş; Benim Gladio tarafından Ülkü Ocakları’na sokulduğum, DEAŞ’a eleman gönderdiğim, rahmetli Veli Can Oduncu’nun öldürülmesinde parmağım olduğu gibi. 

Beni Ülkü Ocakları’na Gladio mu soktu? Türkistan’ın esaretten kurtarılması duygusuyla, daha CKMP döneminde ülkücü harekete katıldım. Yani çocuk yaşımdan beri antisovyet ve antikomünist bir mücadele içinde oldum. (Genel Merkeze girmemi Muhsin başkan istemiş, lafı ona mı getiriyorsun?)12 Eylül sonrasında ise, “büyük şeytan” ABD”yi esas düşman olarak gören tavır, antiemperyalist mücadelemin pusulası oldu.

İdeolojik gruplar içinde bol miktarda “Gladio elemanı” bulunması normaldir. Bunları kolayca teşhis edebilecek melekeye ve tecrübeye sahibiz. Fahri Kopar merak ediyorsa, özellikle “zor durumlardan hep sıyrılan”, 12 Eylül’de ve diğer dönemlerde “hiç içeri girmemiş”, “yurt dışına kaçmamış”, “rahatı düzeni bozulmayanlar” arasında aradığını bulabilir. Veya gelir kaynaklarına, yaşama tarzına bakarak kimin samimi, kimin “eleman” olduğunu kolayca görebilir. Yoksa “ABD’yi eleştirenlere Avrasyacı, Çin’i eleştirenlere CİA ajanı” demek paranoyasından kurtulamazsınız.

Biz ülkücü hareket içinde, ona buna “MİT ajanı” diyen çok MİT ajanı gördük.

Bana bu şekilde Gladio elemanı” iftirasını atabilmesi için insanın aklını veya şerefini kiraya vermiş olması gerekir.

“Veli Can Oduncu’nun cezaevinde şişlenerek öldürülmesi olayında parmağım olduğu söyleniyormuş”.

Allah’ım bu nasıl bir bir fitne! 14 yaşında hapse giren, 24 yaşında can veren Veli Can kardeşim, cezaevine gelip “Turgut Özal’a suikast” teklifi yapanlara, “ben alnı secdeye giden birisine kurşun sıkmam” dedikten kısa bir süre sonra Gaziantep cezaevinde öldürüldü. Allahu âlem Türkistanlı kardeşim, şehittir. Ona sahip çıkıp koruyamadığımız için içimiz yandı. Ama böylesine alçakça bir dedikodu 30 yıl sonra ilk defa uyduruluyor. Fahri Kopar yalanına “söyleniyor” diyerek kıvırma payı eklemiş. Nasıl ahlâksız olmak lâzım ki, önce fitneyi çıkarıp sonra bir kenara çekileceksin.

“Şimdilerde DEAŞ’a eleman devşirmekle” meşgulmüşüm. Varsa bir delil, şahit ya da herhangi bir bilgi, ortaya koyarsın. Ama insan Allah’tan korkmayan bir yalancı olunca, istediği gibi uyduruyor.

Benim DEAŞ’la nasıl mücadele ettiğimi, bazıları açıkça desteklerken TÜRKİSTANDER olarak Üsküdar’da tel’in gösterisi yaptığımızı konuyu takip eden herkes bilir. Ama PerinÇek çömezlerini işin aslı ilgilendirmiyor. Çamuru at, izi kalsın. 

Yeğenim Buğra Kavuncu, nalbur dükkanı benzeri küçük şirketini dişiyle tırnağıyla büyüttükten sonra bir Alman firmasına satarak orada çalışmaya başlamıştı. Bundan bile “Alman istihbaratı, CİA” vs anlamı çıkararak çamur atıyor.

Rahmetli şehid kardeşim Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hrant Dink olayına karışan çocuklarla ilgili söylediği “bizim tarlayı başkaları sürmüş” sözünü, ağabeyim Orhan Kavuncu’ya yapıştırmaya kalkmış.

Bu çamurlar üstümüzde durmaz ama mide bulandırıyor. Çamur atana ise sadece “pislik” olmak kalır.

Peygamberimiz (salât ve selam O’na) “Kişiye her duyduğunu söylemesi, yalan olarak yeter” buyurmuştur. (Müslim, 5/5). Yalan söylemekten, yalan imalatçılarından duyduklarını aktarmaktan seni alıkoymayan müslümanlığını gözden geçirmelisin.

Sözcü Gazetesi, rahmetli dedem Abdurrahman Kavuncu için “Ruzi Nazar’ın arkadaşı” demiş, sen duyduğun yalanı kopyala yapıştırla, yeğenim Buğra’nın dedesini, yani babam rahmetli Hamit Kavuncu’yu Ruzi’nin arkadaşı yapmışsın. Bizim ailemizde dedemiz Abdurrahman hocanın, kendisinden en az 45 yaş küçük olan Ruzi Nazar’la tanıştığını, arkadaş olduğunu duyan bilen yok. CİA’da, arşivlerinizde varsa bir belge, koyarsın ortaya..

Günümüzde Müslüman olduğunu iddia eden insanlar arasında, İslâm hal olarak etkisini pek az hissettiriyor maalesef. İnsanlar çok rahat bir şekilde, sağdan soldan duyduklarını tekrarlayarak “yalancı” kategorisine isimlerini yazdırabiliyorlar. Ahlâkî yozlaşmanın bir sonucu olan duyduğunu aktarma şeklindeki yalancılığa Fahri Kopar kendi yalanlarını da eklemiş. Aydınlık şebekesinin literatürüne bir hayli katkıda bulunmuş.
 

* * *
Bu vesileyle, “Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü gündeme taşımak ABD politikalarına alet olmak mıdır” sorusuna kısaca değinelim:

Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne karşı çıkmak insan olmanın, müslüman olmanın gereğidir. Çin zulmü özellikle son iki yılda dayanılmaz bir hal almıştır. Ortada bir şey yokken gündem yapmaya çalışıyor değiliz. 70 yıldır yaşadıklarımız ve son bir yılda kaçıp gelenlerin taşıdığı bilgiler, Doğu Türkistan halkının artık yok edilme noktasına gelindiğini açıkça gösteriyor. Bu kadar eziyet gören bir halkın feryat etmesi, kurtuluş çaresi araması tabii değil mi?

Bu durumdan elbette ABD veya batılı devletler yararlanmak isteyeceklerdir. Hatta Türkistanlılar arasından ABD himayesine girmek isteyenler de çıkabilir. Burada esas mesele, Çin’in yaptığı zulümdür. Türkistan’ın kurtuluşunu isteyenler, bunun ABD yardımıyla olamayacağını çok iyi bilirler. ABD emperyalizminin Dünya üzerinde hiç bir iyiliğe vasıta olamayacağını, her türlü şeytanların elebaşısı olduğunu aklımızdan çıkaramayız. Mazlum milletlerin işi bu anlamda oldukça zor. Ama müslümanlar, sadece Allah’a güvenmelidirler.

Türkiye’nin bir süreden beri ABD kuşatması altında olduğu biliniyor. Art arda yapılan darbe teşebbüsleri ve ekonomik saldırılar ortada. Böyle bir durumda Çin ve Rusya ile ilişkileri bozacak her konuda dikkatli olmak elbette bir vatanseverlik görevidir.

Fakat Doğu Türkistan olgusunu, orada yapılanlara gösterilen tepkileri hemen bir “CİA ajandası” olarak görmek, göstermek kolaycı bir tavırdır. Bu en fazla yine ABD emperyalizminin işine gelir. Her zulme karşı çıkışı “CİA ajandasına hizmet” olarak suçlarsanız, ABD’yi dünyada zulme karşı tepkinin adresi yapmış olursunuz. Tıpkı içeride de muhalefeti “zulme karşı tepkilerin adresi” yapan akılsız yandaşlar gibi. 

Biz Türkistanlılar, Hükümet’e “Çin’e savaş açın” demiyoruz. Sadece “medyaya baskı yapılmasın, sivil tepkilere engel olunmasın” istiyoruz. Kamuoyunda tepkilerin yükselmesi Çin zulmünü geriletmektedir. Yetersiz de olsa, Dünya’daki tepkiler, pervasızca zulüm yapan Çin’i tedirgin etmekte, her eylemi engellemek için bütün ülkelere baskı yapmasına sebep olmaktadır. Biz Türkiye’nin bağımsız ve onurlu bir devlet gibi davranmasını istiyoruz. Çin’le arasındaki iyi ilişkilerden rahatsız olmak bir yana, bunu bir avantaj olarak görüyoruz. Hükümet’in, Çin’le diyalog imkanını, Doğu Türkistan konusunu rahatlatma yönünde kullanmasını ümit ediyoruz.
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İslam devrimin 40. Yıldönümü İstanbul’da Bir Sempozyum İle Anıldı..
İslam devrimin 40. Yıldönümü İstanbul’da Bir Sempozyum İle Anıldı..
Fatma Gültekin Yazdı: Abbas Musavi Ve Bir Şehid Aile
Fatma Gültekin Yazdı: Abbas Musavi Ve Bir Şehid Aile