Emre Yumrukaya yazdı: Irkçılık Bağlamında Suriyeli Mülteciler..

''Modern dönemde Batı’da ortaya çıkan ''nation'' kavramı Türkçe ve Farsça’da millet kelimesiyle karşılanmış, böylece millet terimi İslâmî literatürde taşıdığı dinî içeriğinden soyutlanarak salt sosyolojik ve siyasal bir kavram halini almıştır.''

Emre Yumrukaya yazdı: Irkçılık Bağlamında Suriyeli Mülteciler..
Emre Yumrukaya yazdı: Irkçılık Bağlamında Suriyeli Mülteciler.. Zehra

İslami Analiz yazarlarından  Emre Yumrukaya, 'Irkçılık bağlamında Suriyeli mülteciler' başlık bir yazı kaleme aldı. Yumrukaya, yazısında Suriye’de sekizinci yılına giren savaşa ve akabinde Türkiye'ye sığınan Suriyeli mültecilere değindi.

Emre Yumrukaya, 'Suriyeli mültecilere karşı ''misafir'' yaklaşımından uzaklaşırken, yeni yaklaşım tarzları tehlikeli bir mecraya doğru akmaktadır. Bu süreci daha çok ırkçı duygu ve düşünceler yönlendirmektedir. Ötekileştirme, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, ırkçılık vb. duygu ve düşüncelerin temelinde etnosantrik eğilimler yatmaktadır. Vatandaş (2016:321), etnosantrizmi, ''toplumsal bir grubun kendi grubunu diğer gruplardan üstün gören düşünce, davranış ve tutumları ifade etmektedir' dedi.

Yumrukaya'nın yazısından kesitler şu şekilde:

Irkçılık, Milliyetçilik, Ötekileştirme ve Yabancı Düşmanlığının Tahlili

Suriyeli mültecilere karşı ''misafir'' yaklaşımından uzaklaşırken, yeni yaklaşım tarzları tehlikeli bir mecraya doğru akmaktadır. Bu süreci daha çok ırkçı duygu ve düşünceler yönlendirmektedir. Ötekileştirme, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, ırkçılık vb. duygu ve düşüncelerin temelinde etnosantrik eğilimler yatmaktadır. Vatandaş (2016:321), etnosantrizmi, ''toplumsal bir grubun kendi grubunu diğer gruplardan üstün gören düşünce, davranış ve tutumları ifade etmektedir... Bugün yaygın kullanılan anlamıyla, kişinin kendi kültürünü, etnik grubunu, ırkını üstün görmesi ve bu üstün görme karşılığında ötekileri küçük görme ve aşağılama eğilimi taşımasıdır.'' şeklinde tarif etmektedir. Bu tanıma göre, bu yaklaşım tarzlarının İslam inanç sisteminde yeri olmadığını ve de Allah ve Resûlü’nün bu düşünce ve tutumlardan Müslümanları katî surette men ettiğini söylemek gerekir.

Batı düşünme tarzının Müslüman dünya üzerinde etkili olmaya başlamasıyla birlikte, kavram haritamızın sınırlarının değiştiğini söyleyebiliriz. İslâmî literatürde ''millet'' kavramı, bir inanca inanan kitlenin bütününe verilen isim iken bugün kavramın anlamı erozyona uğrayarak, ''nation'' karşılığı olan modern anlamıyla kullanılmaya başlamıştır. ''Modern dönemde Batı’da ortaya çıkan ''nation'' kavramı Türkçe ve Farsça’da millet kelimesiyle karşılanmış, böylece millet terimi İslâmî literatürde taşıdığı dinî içeriğinden soyutlanarak salt sosyolojik ve siyasal bir kavram halini almıştır.''(Şentürk, 2005:66). ''Nation'' kavramının tarihsel gelişimini inceleyen Kerestecioğlu (2016:315), bu konuda Greenfeld’tan (1992:6-9) şunları aktarmaktadır: ''Latincede ilk kullanımında ''natio'' küçük düşürücü bir içeriğe sahiptir. Roma’da yabancıları anlatmak için kullanılır. Aynı bölgeden gelen yabancılar bir ''natio'' grubu oluştururlar. Yabancılar Roma yurttaşı olmadıklarından, statüleri de onların altındadır. Benzer bir durumun Yunancadaki karşılığı ''ta ethne''dir. O da, yabancıları, putperestleri, dinsizleri, seçilmiş halka ait olmayanları tanımlamak için kullanılır.''

Kur’an terminolojisinde millet kavramı bir ırkı veya ulusu işaret etmemektedir. Kur’an’da "millet" kavramı: din, inanç sistemi ve takip edilen yol, bu yol üzerine bulunan insanlar toplamı anlamlarına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet bu kavramın niteliğini ortaya koymaktadır:

"Sen onların milletlerine tabi olmadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmazlar." (Bakara:120) (millete-hum; onların milleti)

"Onlar: "Yahudi ve Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" derler. De ki: Bilakis hanif olarak İbrahim'in milletine uyarız ki o (İbrahim) müşriklerden değildi."(Bakara:135) (Millete İbrâhîme: İbrâhîm'in milleti)

"Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un milletine uydum."(Yusuf:38) (millete; millet)

"De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse hanifler olarak İbrahim'in milletine uyun. O, müşriklerden değildi." (Al-i İmran:95) (Millete İbrâhîme; İbrahim’in milleti)

İslam’ın oluşturduğu ideal birlikteliğine dayalı kardeşlik düşüncesi, tarihimiz boyunca husumetleri söküp atmış; eskiden düşman olan grupları aynı "dava" etrafında toplayarak, dayanışma ve mücadele timsalleri haline getirmiştir.

Şulul (2014:328-329), cahiliye döneminde, Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki iç savaşların yaklaşık yüz yirmi yıl devam ettiğini ve bu savaşlarda iki kabilenin ileri gelenlerinden pek çok kimsenin hayatını kaybettiğini aktarmaktadır.  Bu iki kardeş kabile, Hz. Peygamber’in Medine’ye hicret etmesiyle birlikte, İslam inancı etrafında birleşerek, aralarındaki tüm düşmanlıkları terk etmiş ve bugün halen övgüyle bahsedilen Ensar adındaki faziletli bir topluluk haline gelmişlerdi. Kendi aralarında kardeşlik bağını tesis eden Evs ve Hazrec kabileleri, Medine’ye hicret eden Müslümanlara da sahip çıkmış ve onları hiçbir zaman öteki/yabancı olarak görmemişlerdi. Akbulut (2015:39), Hz. Peygamber’in Medine’de topluluklar arasındaki ilişkiyi düzenlendiği yazılı sözleşmeye Muhacirlerin de ''yerli''lerden ayrılmaksızın taraf olduklarını ifade etmektedir: ''Kureyş’in değişik kollarından olan Muhacirler, Medine Anayasası’nda, Medine’de yerleşik bir kabile gibi taraf olmuşlardı.'' İslam tarihinde, İslam’ın birleştirici gücünü gösteren pek çok örnek bulunmaktadır.

Küresel düzeyde, ırkçılık ve milliyetçiliğin Fransız Devrimi’nin etkisiyle, birlikte yol aldıkları söylenebilir. Irkçılık ve yabancı düşmanlığının, "beyaz adam"ın diğer halklara tepeden bakan kibrini yansıttığını ifade edebiliriz. Buna göre, Avrupalılar ''İnsanlığın Efendisi'', diğer halklar ise ikinci sınıf insan, barbar, belki de insan dışı ve daha aşağıda olan varlıklardır. Miles (2000:16) Avrupalılar için, "ondokuzuncu yüzyılda ulusal sınırları yaratır ve sağlamlaştırırken, kendilerini farklılaştırıp ırksallaştırdılar." demektedir. Hobson da (2015:225) bu bağlamda Kiernan’dan (1986) şunları aktarmaktadır: ''Emperyalizmin bir ruhu varsa eğer bu Avrupalıların ''İnsanlığın Efendisi'' olarak kazandıkları zaferlerde ve Avrupalı kimliklerinin üstün olduğu inancında yatar.'' Sömürgeciliğin ve emperyalizmin temelinde yatan, Aydınlanma’nın ırkçı düşünce ve söylemidir. Sömürgeciliğin araçsallaştırdığı ''ırk'' düşüncesinin yaratılmasında soysal bilimlerin katkısı çok büyüktür. Örneğin Antropoloji, "beyaz adam"ın "barbar" halkları sömürebilmesinin bilimsel maskesi olmuştur.  Münüsoğlu’nun (2017:28) yaptığı açıklamalar da buna işaret etmektedir: ''Antropoloji, uzakta yaşayan, 'öteki' topluluklar üzerine yapılan çalışmalarla başlar. Bu çalışmaları yapan 'beyaz adam' araştırdığı grupları kendi medeniyetini referans alarak incelemeye çalışmıştır. Bu çalışmalar neticesinde yapılan sınıflandırmalar toplumlar arasında eşitsizlikçi bir konum ortaya çıkarmıştır. Irkçılığı, toplumlar arasındaki eşitsizlikçi durumun politik düzeyde doğurduğu sonuç olarak görmek mümkündür.''

Yazının tamamı için tıklayın

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mustafa İslamoğlu: İslamcılık benim için ömrümün en büyük hayal kırıklığıdır ve kendimi de sorumlu hissediyorum.
Mustafa İslamoğlu: İslamcılık benim için ömrümün en büyük hayal kırıklığıdır ve kendimi de sorumlu hissediyorum.
Mücahit Gültekin: Asıl tehlike geleneksel yapılardan değil, liberal kapitalist değerlerden geliyor
Mücahit Gültekin: Asıl tehlike geleneksel yapılardan değil, liberal kapitalist değerlerden geliyor