Atasoy Müftüoğlu, Romantik milliyetçi ufuksuzluk sebebiyle sorunlarımızı konuşmuyor, tartışmıyoruz...

Sınıf iktidarlarını meşrulaştıran kapitalist sistem, finansal istikrarsızlıkların, ekonomik büyümenin, toplumsal eşitsizlik ve adaletsizliklerin derinleşmesi pahasına sürdürülebiliyor.

Atasoy Müftüoğlu, Romantik milliyetçi ufuksuzluk sebebiyle sorunlarımızı konuşmuyor, tartışmıyoruz...
Atasoy Müftüoğlu, Romantik milliyetçi ufuksuzluk sebebiyle sorunlarımızı konuşmuyor, tartışmıyoruz... Zehra

Müslümanlar olarak, geçmişi, hiçbir zaman derinlikli-eleştirel bir bakışla değerlendiremediğimiz, değerlendirme ihtiyacı duymadığımız için, toplumlarımızda geri dönüşsüz kırılmalar yaşandığını farketmiyoruz. Maruz kaldığımız tarihsel yenilgiler, düşünsel kırılmalar, sebebiyle, toplumlarımızın tarihi sorunları, hayati sorunları düşünsel ufkumuzun dışında kalıyor. Geleceği temsil etmesi gereken genç kuşaklar, kendilerinden önceki kuşakların yanılsamalarını ve yanlış bilinçlerini tekrar ediyor. Bu nedenle de, genç kuşaklar içerisinde bulunduğumuz döneme ilişkin bir kavrayış geliştiremiyor.

Evrensel dünyanın, evrensel zamanın ve coğrafyanın farkına vararak, dünyayı, zamanı ve coğrafyayı keşfeden, bu keşifle birlikte, coğrafyayı, tarih ve siyaseti bütünleştirerek, Batı uygarlığını oluşturan Batı, bu tarihten itibaren dünya hakkında konuşmaya başladı, halen dünya hakkında konuşmaya devam ediyor. İslam dünyası toplumları da, bu tarihe ve siyasete entegre olmak suretiyle hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

Otomasyon, robot teknolojilerinin, dijital bilginin, bilgisayarlaşmanın, ekonominin robotlaşmasının şimdiden derin insani sorunlara yol açarak, geleceği sömürgeleştirmesi, toplumlarımıza hakim olan romantik milliyetçi ufuksuzluk sebebiyle konuşulmuyor, tartışılmıyor. Sınıf iktidarlarını meşrulaştıran kapitalist sistem, finansal istikrarsızlıkların, ekonomik büyümenin, toplumsal eşitsizlik ve adaletsizliklerin derinleşmesi pahasına sürdürülebiliyor.

Yeryüzü bilinci merkezinde, kuşatıcı-kolektif anlamlar-yapılar inşa edemediğimiz için, dünyanın militarizasyonu karşısında etkili bir muhalefet oluşturamıyoruz. Araçsal akıl, dünyayı bütünüyle şeyleştiriyor. Dünyanın şeyleştirilmesiyle birlikte, ortak anlamlar ve bilgelikler değer kaybediyor. Toplumlarımıza hakim olan politik konformizm düşünsel bağımlılıkları tahkim ettiği için, kültürel bir felç durumu yaşıyoruz. Romantik klişelere hapsedilen bir kültür ve toplumda, umuda yer bırakmayan tahayyülsüzlük ve teslimiyetçilik yeni bir gelenek oluşturuyor. Her tür üretkenliğin düşünsel/kültürel/entelektüel bağımsızlıkla mümkün olabileceğini hatırlamak istemiyoruz. İslami anlamda bağımsız bir toplum ve tarih tasavvur edememek, teslimiyetçiliğin ve tahayyülsüzlüğün içselleştirilmesiyle yakından ilgili bir konudur. Mevcut dünyaya, mevcut dünyanın paradigmalarına, kavram ve kurumlarına katlanmak, yenilgileri sahiplenmekle yakından ilgilidir.

Teslimiyetçilik, hiçbir beklenti ufkuna sahip olmadığımız anlamı taşır.

Hangi milliyet adına sürdürülüyor olursa olsun, hangi mezhep adına sürdürülüyor olursa olsun, her milliyetçilik ve mezhepçilik, hangi tasavvufi akım-hareket adına sürdürülüyor olursa olsun batınilik, yeryüzü ve ümmet bilincinin çöküşüne-çürümesine yol açıyor. Her milliyetçilik, her mezhepçilik, her batınilik, bilinç yoluyla değil, yoğun duygusallaştırma politikaları yoluyla, duyguların istismar edilmesi yoluyla sürdürülüyor. 

İslam toplumlarında popülizmlerin bir siyasal tarza dönüştürülmesi sebebiyle, geçmişin eleştirel değerlendirmesi yapılamıyor. Toplumlarımızda halklar, popülizmin ve hamasetin yükselişini, hiçbir kurucu olay gerçekleşmediği halde, İslamın yükselişi saymak gibi tuhaf ve anlaşılması güç bir yanılsama içerisinde bulunuyor. Bütün bunlar İslamın özel alana kapatılarak, etkisiz hale getirildiği bir toplumda yaşanıyor. Bu yanılsamalarla bütünleştiğimiz ve gerçekliğin İslami anlamda farkında olmadığımız için, ulus-devletlerin ulusal karakterleri ile temayüz ettiklerini, İslamın ise, evrensel niteliği ile tamayüz ettiğini her nasılsa hiç konuşmuyoruz. İslamın ulus-devlet realizminin sınırları içerisinde konumlandırılması O’nu evrensel işlevlerinden ve misyonundan uzaklaştırıyor. İslamın evrensel işlev ve misyonundan uzaklaştırılması sebebiyle, İslam toplumları akla hayale sığmayan korkunç şartlara mahkûm edilmiş bulunuyor. Bu ağır şartlar sebebiyle ortak bir tarih inşa etme imkanını şimdilik kaybetmiş bulunuyoruz.

İslam toplumlarında yaşanan, entellektüel/paradigmatik mağlubiyet-hezimet sebebiyle teorik anlamda bile seküler rakiplerimizle entellektüel yüzleşmeye cesaret edemiyoruz. Toplumlarımızda yaşanan milliyetçi-mezhepçi-mistik bencillikler sebebiyle İslam dünyası çapında bir öz farkındalık oluşturamıyoruz. Milliyetçi-mezhepçi-mistik bencillikler sebebiyle yeryüzü bilincini temsil eden düşünürler-filozoflar yetiştirmemiz imkansız hale geliyor. Milliyetçi-mezhepçi, mistik bencilliklerin propagandacı-manipülatif dili-söylemi, anlam ve anlatma yeteneğine sahip olmayan kuşaklar yetiştiriyor.

İslam dünyası toplumlarında, İslami düşünce hayatı, modernitenin bilgi felsefesinin temel çerçevesini, sömürgeciliğin belirlediğini tartışmaya açmaya cesaret edemiyor. 'Uygarlaştırma misyonu' dili-söylemini bu bilgi felsefesi oluşturdu. Sömürgeciliğin belirlediği bilgi felsefesini tartışmaya cesaret edemediğimiz için bugün, evrensel bir çerçeve içerisinde düşünerek-üreterek bağımsız bir bilgi felsefesi oluşturamıyoruz. İçe ve geçmişe kapanarak kendini kaybeden, kendini kaybettiği için de zamana, tarihe, coğrafyaya ve siyasete yabancılaşan İslam dünyası toplumlarında kronik edilgenlik sebebiyle hatalı paradigma aşılamıyor.

Çok yönlü bir akla, çok yönlü bir ufka sahip olmaları gerekirken, tek akla ve tek ufka kapatılan İslam toplumları ve kültürleri bu kapatılma sebebiyle bugün, tarihle ancak duygusal bağlar kurabiliyor, kendi tarihini anlamlandırma yeteneğine sahip kadrolar yetiştiremiyor. Batı dünyası ile İslam dünyası arasında halen sürmekte olan ontolojik ve epistemolojik ayrıma dayalı, uygar-barbar karşıtlığı, Batılı bilginin İslami amaçlarla değil, araçsal amaçlarla inşa edildiğini gösterir. Bugünün dünyasında hangi alana ilişkin olursa olsun her türlü tahakküm fikri araçsal akıl temelinde somutlaşıyor. İslam dünyası toplumları entellektüel yetersizlikleri sebebiyle, araçsal bilgiyle ilgili eleştirel çözümlemeler yapamıyor.

İslamianaliz
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
KONDA raporu: Son 10 yılda kendini ‘dindar muhafazakar’ olarak nitelendiren gençlerin oranı yarıya düştü..
KONDA raporu: Son 10 yılda kendini ‘dindar muhafazakar’ olarak nitelendiren gençlerin oranı yarıya düştü..
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Entelektüel Bir Direniş Gerçekleştirmek Zorundayız...
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Entelektüel Bir Direniş Gerçekleştirmek Zorundayız...