Tayyib Atmaca, 'Klas Duruş'unu bozmayan adamı, Atasoy Müftüoğlu’nu yazdı...

Atasoy abi inandığı değerler uğruna tam da Mehmet Akif’in: Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! dizelerini ilke edinmiş bir fikir savaşçısıdır. Elmayı sever ama almayı sevmez.

Tayyib Atmaca, 'Klas Duruş'unu bozmayan adamı, Atasoy Müftüoğlu’nu yazdı...
Tayyib Atmaca, 'Klas Duruş'unu bozmayan adamı, Atasoy Müftüoğlu’nu yazdı... Zehra

Eskişehir’de Bir Fikir Dükkanı

Kelimelerin kifayetlerini yitirdiklerini biliyordum da tedavülden kalkacaklarını hiç düşünmüyordum. Batı toplumlarının; emmi, dayı, teyze, hala, yeğen vs. çocuklarına toptan kuzen dedikleri gibi,  dükkân kelimesi de uzun yıllar bütün işyerlerinin ortak adıydı.

Dükkân kelimesi ne kadar hacimli bir kelime ki söz konusu hangi işyeriyse adının yanına dükkân kelimesini eklemezseniz yüklemsiz bir cümle gibi tatsız tuzsuz, insanı davet eden sıcaklıkta, samimiyette bir iş yeri olmaz.

Biraz daha ileri giderek aslında dükkân kelimesinin yemeklerin olmazsa olması tuz ve acı gibi kültürümüzde çok önemli bir yeri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Dükkânların önlerine isimler ekleyerek eski günlere doğru yolculuk yapalım mı?

Yapmayalım, diyenleri lütfen bedestene koymayalım. Tamam tamam, bedestene gitmeden önce başka dükkânlar da var onları bir ziyaret edelim. Daha düne kadar gündelik uğrak yerlerimizin olmazsa olmazlarından Bakkal Dükkânını kim unutabilir. Berber Dükkânı, Kap kacak Dükkânı, Erzak Dükkânı, Manifatura Dükkânı vb. çoğaltıp gidebiliriz. Ama bu dükkânların içinde öyle özel dükkânlar var ki bu dükkânlar o şehrin, kasabanın, beldenin en özel dükkânıdır. Ne ararsanız onda bulmanız mümkündür. Birde bu dükkânların yanına Gönül Dükkânı ekleyebiliriz. Bu dükkânda ruhunuzun ihtiyaçlarına cevap verebilecek alışverişlerde bulunabilirsiniz. Hani eskiler biraz da gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane derler ya kendiniz için bir bahane bulup ziyaret edeceğiniz fikir/gönlü dükkânlarına gitmeseniz cehaletinizi gizlemiş olursunuz. Vardım Hint eline kumaş getirdim/ Açtım bedesteni sattım oturdum diye bir türküyü hatırlıyor musunuz? Hatırladıysanız işin içinde de gönül varsa kumaşların Hindistan’dan gelmediğini muhabbet için kumaşın uzaktan geldiği haberinin araya iliştirildiğini hatırlayacaksınız.  

Bedesten de nereden çıktı demeyin sakın. Bedestenin olduğu yerde hangi dükkânı ararsanız bulursunuz. Kapkacak Dükkânı, Bakırcı Dükkânı, Kalaycı Dükkânı, Yüncü Dükkânı, Kitapçı Dükkânı vs. konuyu uzatıp gidebiliriz ama gitmeyelim ve lütfen Kitapçı Dükkânında duralım.

Hani - Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer - Eskişehir’de yayın hayatına başlayan Demlik dergisi Eskişehir’in eski zamanlarına giderek Atasoy ağabey ile geçmiş zamanları konuşurlar bizi eski zamanlara götürdüler.

“1970’li yıllarda bizim Eskişehir’de daha çok genç arkadaşlarla bir arada olmak, onlarla birlikte dünyayı takip etmek, birlikte sorumluluk almak, birlikte yürümek, genç arkadaşların dünyalarının genç bir zamana ve mekâna uyanışını sağlamak amacına yönelik olarak temaslarımız vardı. Her eğilimden gençlerle özellikle lise çağındaki gençlerle görüşüyorduk. O zaman zaten burada üniversite yoktu, sadece İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi (1982’de Anadolu Üniversitesi İİBF’ye dönüştü) vardı. Burada Diriliş Grubu diye bir grubumuz vardı. Fakat lise çağındaki arkadaşlarla daha çok edebiyat ve sanat bağlamında ilişkilerimiz vardı.

Burada Postane Sokak’ta “ cemiyet evi “ diye anılan bir evimiz vardı. Evimiz 24 saat hayata açık bir evdi. Her düzeyden öğrencinin rahatlıkla gidip gelebileceği, mutfağında yemek çıkarılan bir yerdi. Bir odamız misafir odasıydı. Bu misafir odasında Türkiye’nin aşağı yukarı bütün entelektüelleri dönüşümlü olarak kimi zaman misafir oldular.  Orada her akşam sohbetler yapılıyordu. O sohbetleri çoğunlukla ben yürütüyordum. Rasim Özdenören bir dönem Kültür Bakanlığında müfettişti, bir teftiş sırasında burada kaldı. İsmet Özel’in İslâm’ı seçtiği günlerde bir hafta kadar burada misafir edildiğini hatırlıyorum. Tüm dünyadan misafirlerimiz vardı. Ama gençlerle ilgimiz daha çok sanat-edebiyat bağlamında belirlenen bir ilişkiydi.”

Burada biraz duralım ve Gazve Kitabevi’nin Eskişehir’e neler katığından bahsedelim…

Bir yerde kültürel bir potansiyel varsa ve bu potansiyel de harekete geçirilmişse artık orada bu hareketin manifestosunun yayınlanacağı bir de dergi olmalıydı. Gazve Kitabevi bir ticarethaneden ziyade bir kültür ocağı gibi çalışınca bu ocakta yetişenlerin de seslerinin uzaklara ulaştırılması gerekirdi. Bu gereksimi hisseden Atasoy ağabey mali sorumluluğu da bir arkadaşı ile üstlenerek yola çıkmaya karar verirken şöyle diyecekti:

“70’ler evin en yoğun olduğu dönemdi. 1971’de evdeki bu çalışmaların bir dergiye dönüştürülmesi yönünde bir arzu hâsıl oldu. Arkadaşlar bu konuda çok istekliydiler. Nabi Avcı, Ahmet Kot, Haydar Ergülen, Bekir Şahin, Ufuk Uyan gibi birçok arkadaş o zaman lise çağındaydılar. Derginin içeriğiyle ilgili daha çok Nabi Avcı’nın tayin edici bir rolü vardı. O, Veysel Vedat imzasıyla şiirler yayınladı. Derginin sorumluluğunu o zaman Akademi’de öğrenci olan bir arkadaşımız, Sadık Ayaz üstlendi. Ben ve Alaaddin Gül, Allah ona rahmet etsin, derginin mali yükümlülüklerini üstlendik. Ben dergide Salah Buhara imzasıyla yazılar yazdım. Aynı zamanda Nevzat Adil imzasıyla edebiyat eleştirileri yazdım.”

Adını yıllarca dost çevrelerinden duyduğum ama kendisini geç okumaya başladığım Atasoy ağabey her ne kadar da kendisi Rahmetli Cevat Ülger için “Çok egzantrik bir zattı” dese de kendisi de “tuhaf, acayip, garip” bir zatı muhteremdir. Ona hangi mevkii ve makamı yakıştırmaya çalışsanız bulabildiğiniz unvan ve makamlar elinizde patlar. Herkes ona “abi” der, siz de halini hatırını sorarken bu kelimeyi sarf ettiğinizde sizi ezmeden, kırmadan, dökmeden kelimenizi size aldığı güzellikte iade eder ve siz nereye geldiğinize şaşarsınız.

Aslında şaşıracak bir durum yoktur. Atasoy abinin Fikir Dükkânına geldiyseniz her istediğinizi her istediğiniz zaman alamazsınız. Paranız, pulunuz, mevki ve makamınız olabilir. Bütün bunları kapıdan içeri gererken dışarıda bırakmadan gösterilen yere oturduysanız “zokayı yuttunuz” demektir. Ama siz zokayı yuttuğunuzu daha sonra anlarsınız. Zokayı bilmeyenler bilenlere soradursunlar biz Deneme dergisinden bahsediyorduk biraz oraya dönelim, sonra dükkâna tekrar geliriz.

1971 yılında yayınlanmaya başlayan ve edebiyat dünyasında iz bırakan Deneme dergisi 14 sayı çıkmasına rağmen günümüz şair ve yazarlarının adını sitayişle andıkları bir dergi olmuştur. Hani rahmetli Erdem Beyazıt ağabey Harfler harp düzeni almıştır mısralarda diyor ya. Harflerin tek tek kutudan seçilerek elle dizildiği zamanlarda yazıları daktilo ile yazıp mürettibe vermezsen olmazdı. Atasoy ağabey o günleri şöyle anlatıyor:

“Ben o zaman Eskişehir Belediyesi’nde yazı işlerinde çalışıyordum. Derginin ilk dönem bürosunu bizim ofis olarak kullandık. Dosyalar, yazılar bana geliyordu, ben orada daktilo ediyordum. Daha sonraki aylarda Hamam yolu üzerinde bir mekânımız oldu. O mekânda sık sık dergiyle ilgili buluşmalar oluyordu. Hüseyin Atlansoy o zaman ilkokul öğrencisiydi.” Haydar Ergülen bu dönemde Eskişehir Atatürk Lisesinde öğrencidir. Metin Önal Mengüşoğlu, Kamil Eşfak Berki ve Cumali Ünaldı Hasannebioğlu’nun ilk yazı ve şiirleri Deneme dergisinde yayınlanır. O zamanlar edebiyatın taşrası sayılan Eskişehir’de böyle bir edebiyat dergisinin çıkması geniş yankı bulur ve şimdiki Dergâh, eski adıyla Hareket dergisi ekibinden Ezel Elverdi ve Mustafa Kutlu “kim bu adamlar” diye merak ederek Atasoy ağabey ve arkadaşlarını ziyarete gelirler. Atasoy abi için yapılan bir belgeselde Haydar Ergülen’in onu yıllardır tanıyormuş gibi anlatması biraz da Atasoy ağabeyin “O dönemde Haydar Ergülen’in bizim aramızda yer almasının hala çok olumlu etkileri var. Haydar Ergülen hem solcu, hem alevi olmasına rağmen hala İslami çevrelerle çok doğrudan ve çok samimi ilişkiler içerisindedir. ”Eskişehir’de bu dükkâna gelip gidenleri de şöyle tarif eder: “Buradan yetişen bu arkadaşlar evrensel bir ufka, bilince, duyarlılığa, edebiyat ve sanat algısına sahiptiler. Kendilerini herhangi bir yerelliğe ve ufuksuzluğa mahkûm etmediler. Hizip adamı olmadılar. Hiçbir etnik aidiyetle kendilerini izah ve ifade etmediler.”

Hangi insana sorsanız kendisini yaşadığı şehrin mukimi olarak görür. Hâlbuki her insan yiyecek ekmeği içecek suyu neredeyse biraz da oralıdır. Nasip kuşunuz yaşadığınız şehirden havalanmadıkça siz yaşadığınız şehrin gönüllü gönülsüz mukimisinizdir. Atasoy abi Deneme dergisini çıkardığı günden bu güne aradan tam 44 yıl geçmiş. Bu yılların yaklaşık 10 yılında ümmetin derdiyle nasıl dertlendiğini, sağlığını sıhhatini kaybettiğini, davet edilen yerlere gidip dönerken emekli maaşından ve gelirse kitap ve yazı teliflerini harcayarak gittiğini biliyorum. Kendi şahsı için bir insandan şartlar ne olursa olsun bir şey talep ettiğini ne duydum ne de şahit oldum. Bundan dolayıdır ki onun gönül zenginliğinin karşısında paralarının miktarını bilmeyenler konuşurken sözlerinin içlerini dolduramayacaklarını bildiklerinden onu uzaktan severler.

Size Atasoy ağabeyin neler yaptığını, nerelere gittiğini, hangi şehirde hangi insanları silkeleyerek kendine getirdiğini ne anlatabilirim ne de buna gerek var.  Atasoy abi inandığı değerler uğruna tam da Mehmet Akif’in: Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! dizelerini ilke edinmiş bir fikir savaşçısıdır. Elmayı sever ama almayı sevmez. İsteyene ya da yüzüne baktığında halini gördüğü insanın derdine derman olmazsa o gece uyuyamaz. Bu denli hassas ruhlu bilinç aşıcısı, isminin önünde paye olmayan, sonradan verilmek istenen payelere mesafeli duran hani şair dünyada yoktur gölgesi diyor ya öylesine içi basa basa Müslüman olan bir insan.

Dükkâna kim gelirse gelsin ya “beyefendi”dir ya “abi”dir. Müsait olduğu müddetçe her geleni can kulağıyla dinler bir müşkülatı varsa o an yardımcı olmaya müsaitse yardımcı olur, değilse onun haberi olmadan derdine derman olmanın yollarını araştırır. Sözü eğip bükmeden, küfür ve hakaret etmeden, Allah ve Peygamberler haricinde tüm insanların sorgulanabileceğini söyler. Onun gözünde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Milletvekili, Vali, Profesör, İşadamı, Şeyh, Üstad, Başkan, Müsteşar, Genel Müdür, Memur, İşçi, birbirinden üstün olmayan yanlışları yüzüne söylenen birer insandır. Yanlış yolda olanları diliyle, yazılarıyla düzeltmeye çalışır. İnsan ve İslam olmanın erdemlerini kuşandığı günden bu güne bu değerlerden ödün vermeyen çağımızın Ebuzeri’dir.

Düşüncelerini pervasızca söylemesinden dolayı kınandığı, tehdit edildiği günlerin çetelesini tutmaz. Doğru bildiklerini davet edildiği yerlerde “biber, pastırma, kayısı, peynir…” telifi karşılığında anlatır. Yolculuk yaptığı dostları arasında kendisini de bir yolcu gibi görür. İmkânları ölçüsünde yol masraflarına katkıda bulunur. Eğer yakın zamanda yazılarına, kitaplarına ödenen “çam sakızı çoban armağanı” telif varsa o yolculuğun tüm masraflarını karşılamadan size rahat, huzur yüzü göstermez. Çünkü o hiçbir zaman şahsı için almayı reddeden bir hayat ilkesini benimsemiştir.

Dükkânına gelenler sorumluluk alışverişinde bulunmayı göze alarak gelmesi gerekir. Ziyaretine geldiğinizde “Eskişehir’de bir işim vardı gelmişken bir uğramak istedim” şeklinde bir cümle ile sözün kapısından içeriye girmeye çalışırsanız almak istediklerinizi alamayabilir, duymak istedikleriniz hoşunuza gitmeyebilir. Çünkü Atasoy abi ziyaret edilecek bir türbe, bir şeyh ya da bir üstad değildir. Bilgi ve düşüncelerini kimseye dikte etmez. Olması ve yapılması gerekeni ümmet bilincini kuşanmış bir söz eri vakurluğunda söyler, tavsiyelerde bulunur ve kendinin taklit edilmesini izinden gidilmesini asla tasvip etmez. İnsanların fikir ve düşüncelerden faydalanmasının kendi düşünce ufuklarını oluşturmakla oluşacağına inanır. Kendi fikirleri olmayanlar başkalarının fikirlerinin kuklası olurlar. Medya aracılığı ile servis edilen her şeyi akıl terazisinden tartmadan tüketicisi olmayı reddeden bir anlayış aşıcısıdır.

Yaklaşık 45 yıldır Eskişehir’de açmış olduğu fikir dükkânında ümmet bilincinin yeniden inşası için maddi manevi gayretlerini bir “şeyh”, “üstad” maskesi altında sürdürseydi ona ulaşmak için araya bir sürü aracılar koymak gerekirdi. Onun fikir dükkânında alışveriş yapanlar devletin en üst kademelerinde görev aldılar, çok büyük işadamı oldular. Onlar için arkadaşlarıyla bir yerde yemek parası kadar bir katkı ile yıllardır sürdürmeye çalıştığı Fikir Okulu öğrencilerine katkı istedi. Ama onlar fikri temeli olmayan bir toplumun başkalarının fikir simsarları olacaklarını akıllarına getirmediler. Ona “abi bırak artık bu işleri” diyenlere de “o zaman bu işi sen yap ben de biraz dinleneyim” diyerek sözünü tamamlamadan gönül rahatlığıyla ağzına geri tepmekten geri durmadı.

Evet, o bir fikir devrimcisidir. Onun fikirlerinden aşılananların çoğu bugün hem elleri hem ayakları ile dünyayı kucaklamış olabilirler ama unutmayalım hiç bir uzun ağaç sonuna kadar yanmayacaktır.

Atasoy abi, yaklaşık son 10 yıldır Eskişehir’de Yasin İşhanı 4. kattaki bu fikir dükkânını 31 Mart 2015’de tasfiye etti.

Malının mülkünün, parasının makamının üzerine kuluçka gibi yatanlar; artık fikir okulu öğrencilerine yardımcı olacaklar listesinden çıktığınıza emin olabilirsiniz.

İmkânları oldukları halde sorumluluklarını yetine getirmeyenler “geyik muhabbetinde bile bulunamayacaklar” listesinde yerlerini alabilirler.

Yokluk imtihanından geçip zenginleştiğinde Salebe gibi olanlar; arandığınızda “mevzu neydi” kısa cümlesini kullanırken “biraz önce mevzu vardı ama artık yok” diyebilecek tok bir sesin yankısı siz isteseniz de istemeseniz de gönlünüzü rahatsız edecek ama o rahatsızlıkla da yaşamaya devam edeceksiniz. Eskişehir’e yolunuz düştüğünde bir fikre, görüşe ihtiyaç duyduğunuzda uğrayabileceğiniz, karnınız aç ise 3 çay bir simit istihkakınızın bulunduğu fikir dükkânının kapanmasında biraz da sizin payınız olduğunu düşüneceksiniz.

Yıllardır Eskişehir’de yarın bir başka şehre göçecek bir mülteci gibi ne kadar hazırlıklar yaptıysa demek ki “vakti gelmeyince burçak yolunmazmış.”

Evet, onun bir ayağı Eskişehir’de diğer ayağı ise pergel gibi tüm Müslüman coğrafyasında ümmet bilincini kuşanmanın, tarihin nesnesi değil öznesi olmanın, tarihin dışından içine dönmemizin, yeni bir tarih yazmamızın altını çizerek geziyordu.

Siz bu yazıyı okuduğunuzda dükkân çoktan kapanmış olacak. Belki içinizden hayıflanacaksınız, belki de Atasoy ağabeyi arayıp aramamak arasında sıkışıp kalacaksınız ama Eskişehir’e yolunuz düştüğünde yüzüne bakınca yüzünüzü yakından tanıyacağınız bir ağabeyiniz olmayacak. 

Selam olsun bu fikir dükkânında fikirlenip zamanın bir kavşağında “Vakti Kuşanmak” için fikir dükkânı açacaklara… 

Ay Vakti Dergisi’nin 156. (Mayıs-Haziran 2015)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...