Necdet Subaşı Yazdı… Hayat Bizi Annemizin Kucağında Karşılar

Annelik ödenecek bir şey değildir, ama biz onlara hep borçlanmışızdır. Vefa bu nedenle başka bir şeydir, hürmet bu nedenle asla tartışılmazdır, sadakat bu nedenle sadece ve sadece saadettir.

Necdet Subaşı Yazdı… Hayat Bizi Annemizin Kucağında Karşılar
Necdet Subaşı Yazdı… Hayat Bizi Annemizin Kucağında Karşılar Zehra

Gözlerimizi açtığımızda kendimizi bir anda kucaklarında buluruz. Hayat boyunca sıcaklıklarını, şefkat ve merhametlerini üstümüzde hissederiz. Sevgi ve şefkatlerini başkalarıyla aynı yere, aynı kefeye koyamayacağımız tek bir insan varsa –ki vardır- o da sadece ve sadece annelerimizdir. Tanımsız bir yakınlıkta gibidirler, ama bize her yerden her cepheden her dilden ses verirler, bizi bağırlarına basmaları alelade bir yakınlık değildir, kucaklarında daha ilk günden itibaren yaşadıklarımız bir ömür boyu bizi hafızamızla takip eder. Onlarla yaşadıklarımız ne tören ne de ritüeldir. Bize yaşattıkları emsalsizdir, varlıkları neş´e ve rahmet, yoklukları kayıp ve özlemdir. Onlarsız bir dünya çekilebilir bir dünya vaat etmez, ondandır bize arka çıktıkları sürece her şeyle baş edilir, hiçbir şey abartılacak kadar büyük değildir, göğüslenemeyecek sıkıntı, aşılamayacak dert, halledilemeyecek bir sorun yoktur. Belki her şey hâlâ yerli yerindedir, belki hiçbir taş yerinden oynamamıştır. Olsun, annemiz vardır ya yeter. Onun varlığı güçtür, kuvvettir, duadır, rahmet ve berekettir. Belki de sırf bundandır cennet de onların ayaklarının altındadır. Cenneti murat edenin önce annesinin rızasını alması gerekir. Onun duasını üzerinde hissetmeden, onun sıcaklığını özlemeden ne yardan geçilir ne serden. Anne öyle bir şeydir, hayatın etrafında döndüğü şey, bize tarifsiz sevgi ve merhametiyle varlığını her hissettirdiğinde Allah´ın rahmetinden ikrama ziyadesiyle muttali olduğumuzu fark eder, şükür üstüne şükür, yerlere kapanır, secdelerle niyazlarız.

 

Kalbimiz kalplerine dönüktür, ruhumuzda bitmez tükenmez nişaneleri vardır; hayat onlarla güzel, onlarla tastamamdır.  Ayrıcalıklı statüleri vardır, ama bunlar kesinlikle hak edilmiş statülerdir, asla bir emanet değildir: Ne sevgileri için bir karşılığa ihtiyaçları vardır ne de merhametleri için alacağa. Ezcümle annelerimiz bizim her şeyimiz olur. Varlıklarının değeri bir ömür bizi besler yoklukları ya da eksiklikleri mütemadiyen güçsüz bırakır.

Anne üzerine konuşmak bizi yormaz. Onda yaşadığımız sıcaklık riyasızdır, hiçbir beklenti içermez ve bizi biz yapan şeylerin pek çoğunu onların dizlerinin dibinde öğreniriz. Onların mihmandarlığı koruyucu, kollayıcı ve kuşatıcıdır. Ondandır, kimse ona benzemez. Herkesin annesi biriciktir, herkesin annesi emsalsizdir. Anneler yanı başımızdaysa ateş yakmaz, dikenler bir yerlerimize batmaz, su boğmaz, rüzgâr sendeletmez. İyi ki varlar deriz, iyi ki onlarsız bir hayat muhaldir. Böyle inanırız.

Bir annelik ilmihali yazılsaydı, onlara olan borçlarımızın, sorumluluk ve yükümlülüklerimizin haddi hesabı olmazdı. Annelik ödenecek bir şey değildir, ama biz onlara hep borçlanmışızdır. Vefa bu nedenle başka bir şeydir, hürmet bu nedenle asla tartışılmazdır, sadakat bu nedenle sadece ve sadece saadettir.

Gözümüzü açtığımız o ilk saniyeler…

Bir annenin kucağında büyürüz. Anne dediğimizde baba, baba dediğimizde annemizi hatırlarız. İkisini de aklımızda tutar, ikisini de hayatımızın esas sermayesi olarak sırtımızda taşırız. Onlar bize kıyamaz, onlar bizsiz yaşamayı asla düşünemezler; onlarsız hayat pek soğuk, onlarsız bir hayal pek tatsızdır. Üzerimizdeki ağırlıkları hayat karşısındaki tutumlarımızı, eğilim ve tercihlerimizi belirlemekte her zaman baskın bir rol üstlenir. Bize bakan birileri bizde annemizi, babamızı görmekte zorlanmaz. Bizde biraz genetik biraz da geçmişin mirası hatırı sayılır bir iz bırakmıştır ama yine de esas değerleri, temel özelliklerimizin çoğunu onlardan devralmışızdır. Anne ve babalarımız bize ileride gururla sahipleneceğimiz oturaklı birer kişilik, minnetle anacağımız duygu dolu bir geçmiş ve inanç dünyamızın şekillenmesinde bize iyi gelen örneklikler sunarak yalpalamayan bir kimlik edinmemizde her zaman sıkı birer rehber olmuşlardır. Bu nedenledir ki onları birbirlerinden ayrı düşünmek imkânsızdır. Bizi karşılayan hayatın en önünde anneler ve babalar gelir. Eğer hoş bir karşılaşmadan, güzel bir kucaklamadan taze ve dupduru bir sevinçten söz edilecek olursa buna ilk verilecek en hoş örnek herhâlde anne ve babalarımızla buluştuğumuz o ilk andır. O ilk saniyeler, gözümüzün açıldığı saatler, kulaklarımıza ezanın fısıldandığı o anlar, ortalıkta bir umut yorgunluğu, etrafta ince sadece kendi içimizde yankısı hissedilen o güzel sevinç çığlıkları… Anneler ve babalar, bütün farklılıklarına, taşıdıkları belli başlı özelliklerine rağmen bizim için birdirler, bir ve beraberlikleri sadece bizim varlığımız için bir vesile olmaz, onların yakınlıkları ruhsal bütünlüğümüzün korunması için âdeta bir sigorta gibi gözümüz arkada kalmaksızın bizimle at başı giden bir garanti belgesi gibidir. Birbirinden bağımsız anlamları yok gibidir, ondandır hep söylenir, yaşanacaksa analı babalı yaşanmak istenir, büyüyeceksek ana babalı büyümeyi murat ederiz.

İşte tam da burada bizi karşılayan hayatın hepimize karmaşık gelen bir boyutu sökün eder. Bizim hayata ilişkin tasavvurumuzda ebeveynimiz başta olmak üzere bütün bir aile genel geçer sayılabilecek kurucu değerleri hiç sektirmeden tek tek aşılayan bir merci olarak bizim üzerimizden bir dünya inşa eder. İtiraz edilecek bir şey yoktur, anneler kötülük istemez, karşı çıkılacak bir şey yoktur, babalar hep iyiliğimizi ister. Zaten kişisel yapılanma çabalarıyla adım adım ilerlerken bize yüklenmiş fıtrat da bir şekilde ebeveynin rıza ve tercihlerine bağlı olarak işlemeye başlar. Biz böylece onların gözetiminde, onların beklentilerine tabi bir nezaketle bir örnek anne bir örnek baba olarak hayat içinde yerimizi almaya başlarız. Ailemiz fıtratımızı o nezih ilgileriyle ya tahkim eder ya da iyi niyetlerle kendilerine benzeterek bizden başka bir varlık devşirirler.

Yol haritamızı bize onlar armağan eder

Nihayetinde bütün yol alışlarımızda, bütün kararlarımızda bir türlü içinden çıkmaya cesaret edemeyeceğimiz o meşhur yol haritasını bize onlar armağan eder. Virajı onlar tarif eder, yokuşu, patikayı, dar yolları onlar gösterir. Yamaç varsa onlardan sorulur, uçurum nerede kesin işaretlenmiştir, dağ nerededir bayır nerededir hiç atlanmamış hepsi bilkuvve not edilmiştir. Bilgi sınır tanımaz bir genişlikte ummandır, evet, ama anne ve babamız bizi her türlü kötülüklerden korumaya ant içmişlerdir. Biz evlatlarıyız, bizi çalılardan saklayacak, çıyanlardan koruyacaklardır. Darlıkta ve bollukta, aydınlıkta ve karanlıkta bir türlü yerinde tutamadığımız karakterimizin nasıl işleyeceği de o haritada bir yerlerde kayıtlıdır. Cesaret ama nasıl? Sinmek ama neden? Ses vermek hangi arada? Sevmek, peki kimi? Öfke hem nerede? Kendini göstermek, değer mi? Ne için fedakârlık? Ne için intihar? Hepsi evet hepsi orada, o hayat boyu elimizden düşüremeyeceğimiz haritanın içinde bir yerde hem işlenmiş hem de kalın kalın belli edilmiştir. Bize hayat boyu lazım olacak ölçülerin tamamı belirlenmiş bir müfredata tabi olmaksızın bize aile sıcaklığının verdiği güven ikliminde öğretilir. Dünya nasıl bir şeydir? Onunla nasıl baş edebiliriz? Kendimizi nasıl bir kıvamda tutacağız. Ya hayat değiştiyse ya her şey altüst olmuşsa? Ya annem ön görememiş ya babam es geçmişse?

Hayat bizi annemizin kucağında karşılar. Sahiplendiğimiz şeyler sanki dokunulmazdır. Elleyemeyiz, müdahaleye cesaret edemeyiz. Çoğu ana yadigârı şeylerdir, üzerlerinde çocukluk çağlarından kalma işaretler, damgalar ve izler vardır. Onları karşımıza nasıl alırız? Onlarla nasıl yüzleşiriz. Zordur. Annelerimizin babalarımızın bize kılı kırk yararak benimsettiği şeyleri bugün bir seçime, bir gözden geçirmeye, sıkı bir elemeye ve yeniden ele almaya kalkışmak sanıldığı kadar kolay değildir. İçinde sıcaklığın, sevgi ve merhametin kol gezdiği bir aile havasının bugün istikamet peşinde bir arayışa kilitlenmeden gözden geçirilmesi ne kadar da zordur ne kadar da huzursuz edici bir şeydir.

Bizi bir hayat karşılar; duyguların, kabullerin, ezberlerin ötesine geçmek için sağlam bir irade beyanı en başta annelere bağlılıkta kusur işlemeden adım atmayı gerektirir. Ebeveynleri dikkate alan bir tasarruf, insanlık çıtasını ummadığımız menzillere eriştirir. Bunu göze almak bilmem kime nasiptir? Hem hürmet ne iltimas ne de imtiyazdır, bizatihi eşleşmektir.

dünyabizim

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...