Atasoy Müftüoğlu: Müslüman topluluklar, siyasal iktidara sahip olmayı büyük bir mazhariyet sayabiliyor.

Müslümanlar olarak, hayatımızı büyük ölçüde sömürgeci aklın belirlediği kurallar içerisinde geçirdiğimiz için, İslami hikmetin, irfanın, kültürün ve ahlakın ayırt edici niteliklerini birer birer kaybediyoruz.

Atasoy Müftüoğlu: Müslüman topluluklar, siyasal iktidara sahip olmayı büyük bir mazhariyet sayabiliyor.
Atasoy Müftüoğlu: Müslüman topluluklar, siyasal iktidara sahip olmayı büyük bir mazhariyet sayabiliyor. Zehra

Bugünün dünyasında bütün toplumlar, daha çok maddi hayata yönelik ilgiler-çabalar-yönelişler üzerinde yoğunlaşırken, İslam toplumları da, aynı şekilde, maddi hayat etrafında büyük bir savrulma yaşıyor. Bu nedenledir ki, günümüzde toplumlarımızda etkili/derinlikli/kuşatıcı/bütünlüklü entelektüel felsefi mecralardan maalesef yoksun bulunuyoruz. Müslüman topluluklar, bilgi alanına, zihinsel etkinlik ve üretime yeteri kadar ilgi duymuyor. Entelektüel etkinlikler/sorumluluklar, bir şekilde değersizleşiyor. Geleneksel toplumlarda taklit ve tekrarın sıradanlaşması, kurumsallaşması ve basmakalıplaşma, hangi alanda olursa olsun, yeni başlangıçları kesintiye uğratıyor. Her yeni başlangıç, şüpheyle karşılanıyor. Taklit ve tekrar, yapısal bir edilgenlik biçimi oluşturuyor. Taklit ve tekrar düşüncesi, bağımsız bireye de geçit vermiyor. Taklit´in otoritesi söz konusu olduğunda, eleştirel özgürlük de mümkün olmuyor. Bugünün dünyasında bütün toplumlar ekonomik hesaplar yapan, maddi-teknik sorunlar üzerinde çalışan-üreten toplumlara dönüştürüldüğü için, hangi toplumda olursa olsun, düşünmek çok büyük bir ayrıcalık haline geliyor; hayat her alanda büyük ölçüde bir ‘iş´e dönüşüyor.

 

BÜYÜK TARİHSEL ÇÜRÜME

Günümüz dünyası mutlak kötülükler, mutlak ölçüsüzlükler, mutlak aşırılıklarla büyük bir tarihsel bozulma/çürüme ile karşı karşıya gelmiştir. Bugün her toplum, daha çok askeri bir toplum olmak üzere girişimlerde bulunuyor. Hesap yapan bireyler, hesap yapan toplumlar, hesap yapan siyaset, hakikati düşünmekten, hakikate yönelmekten, niteliksel varoluş/düşünüş tarzından vazgeçmiştir. İslam toplumlarında da, bugün, İslami kuramsal çerçeve ile uygulama arasında kaydadeğer bir ilişki maalesef kalmamıştır. Bugün, İslam dünyası toplumları/ülkeleri, Amerika ve İsrail tarafından kendilerine yönelik olarak gerçekleştirilen mutlak kötülükler karşısında kabileci/milliyetçi/mezhepçi önyargılar-bağnazlıklar-bencillikler, çıkar kaygıları, çıkar rekabetleri, bu doğrultuda gerçekleştirilen ittifaklar ve dayanışmalar sebebiyle, mutlak iyiliğin inşası konusunda hiç bir iyi şey yapmıyor. Ortak amaç duygusunu kaybettiğimiz için, Suudi Arabistan ve Mısır örneklerinde de görülebileceği üzere, mutlak kötülüklerin bir parçası haline gelebiliyoruz.

Müslümanlar olarak, hayatımızı büyük ölçüde sömürgeci aklın belirlediği kurallar içerisinde geçirdiğimiz için, İslami hikmetin, irfanın, kültürün ve ahlakın ayırt edici niteliklerini birer birer kaybediyoruz. Bu ayırt edici özellikleri kaybettiğimiz için, içi boşaltılmış ve dekoratif hale getirilmiş bir İslami hayatımız var. Bu tür bir din´i hayat sebebiyle, maddi anlamda daha çok şeye sahip olabilmek için, ahlaki/manevi/hikemi anlamda daha çok kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Toplumlarımız her alanda hissedilebilir, algılanabilir bir şekilde, muhafazakar bir materyalizm yönünde dönüşüyor. Modern tarih boyunca, ideolojik klişelerin otoritesini kırmak için İslami bir irade oluşturamayan din´i hayatımız, bu ideolojik klişelerle, bunları muhafazakarlaştırmak suretiyle uzlaşmıştı. Bugün de aynı geleneği sürdürerek materyalizmi muhafazakarlaştırmaya çalışıyoruz.

 

PARADİGMATİK BAĞIMSIZLIK ŞART

Muhafazakar bir materyalizm yönünde gerçekleşen değişim ve dönüşüm olgusu, İslam için, her anlamda, her alanda fedakarlık yapma bilincini ortadan kaldırıyor. Muhafazakâr materyalizm, İslam´ı, İslam´ın kurucu ilkelerini göreceli kılıyor. Günümüzde, ontolojik, epistemolojik, entelektüel, felsefi, ideolojik, kültürel bağımlılığı, iktidarsızlığı aşmak ve İslami anlamda özgürleşmek için, sistematik anlamda hiçbir programa sahip olmayan Müslüman topluluklar, siyasal iktidara sahip olmayı büyük bir mazhariyet sayabiliyor. İslam dünyası toplumları, modern-seküler dünya görüşü karşısında, paradigmatik bir bağımlılığa mahkum oldukları günden bu yana, gerçek sesini ve entelektüel özgüvenini bütünüyle kaybetmiş bulunuyor. İslam dünyası toplumları, paradigmatik bağımsızlığa sahip oluncaya kadar, İslami bir gelecek tasavvur edemezler.

İslami düşünce/kültür/ilahiyat çevreleri, modern-seküler dünya görüşünü, bu görüşün kurucu referans sistemini, ancak Batılı bilgi yapılarının sınırları içerisinde kalarak eleştirebiliyor; İslami dünya görüşünün ontolojik bağımsızlığını savunamıyor. Batı modernitesinin icat-inşa ettiği bilgi/iktidar/kültür yapıları, seküler bilgi´nin hegemonyasını sürdürürken, İslami bilgi yapılarını da marjinalleştirmeye, değersizleştirmeye devam ediyor.

İslam dünyası toplumları, modern bilgi/iktidar/kültür yapılarının ideolojik-politik-entelektüel saldırılarına, meydan okumalarına maruz kaldıkları günden bugüne gelinceye kadar, karşı karşıya geldikleri zihinsel altüst oluşları, istikrarsızlıkları, karmaşa ve ataleti aşmayı başaramadılar. İslami farkındalığın kaybıyla birlikte, Müslümanlar kapitalist/seküler/liberal hayat tarzı tarafından dönüştürüldüler, bu hayat tarzını bir şekilde içselleştirdiler. Bu dönemle birlikte, toplumlarımızda yeteri kadar üzerinde durmadığımız, tartışmadığımız konformist “fetihler” yaşandı. Kitleler, kâr-kazanç alanını, istikrar alanını, konfor alanını ve faydacılığı seçtiler. İslam dünyası toplumlarının maruz kaldıkları ideolojik/entelektüel saldırılar ve meydan okumalar, İslami bünyenin din algısını/idrakini, dünya görüşünü, siyaset ve devlet anlayışını büyük ölçüde zaafa uğrattı.

 Bugün, hayatın her alanında, özellikle de eğitim-öğretim dünyasında, bilgi üzerindeki sömürgeci tekel hakimiyetini/saltanatını sürdürüyor. Eğitim hayatı ile ilgili istisnasız bütün tartışmalar/çalışmalar/öneriler/eleştiriler, hep bu sözünü ettiğimiz, ithal ettiğimiz, üretmediğimiz bilgi merkezinde cereyan ediyor. Taklit yoluyla eğitimi kurumsallaştıran bir geleneğin, konformist bir toplumun/kültürün hiç bir şekilde özgün bir kültür üretemeyeceği unutuluyor. Konformizmin ve taklit´in robotlaştırıcı-ruhsuzlaştırıcı etkisini her nasılsa hiç konuşmuyoruz.

Müslümanlar olarak, karşı karşıya bulunduğumuz geleneksel ya da modern bağımlılık biçimleri sebebiyle, İslami bilginin bağımsızlığı/özgürlüğü/meşruiyeti/otoritesi için bütünlüklü, kapsamlı çalışmalar yapmıyoruz. İslami bilgi ve kültür üretemediğimiz için, bilgi ve kültür alışverişi yapmıyor, bize dayatılan bilgi ve kültürü tüketiyoruz. Batılı bilginin kopya edilmesi sebebiyle hem bireyler hem de eğitim kurumları konformizme mahkum oluyor, zihinsel hareketsizlik ve üretkenlik kaybı yaşanıyor. Batılı bilgi ve kültürle ilgili tutarlı, nitelikli eleştirel bir perspektife sahip değiliz.

Hangi alanda ve bağlamda sürdürülüyor olursa olsun, her bağımlılık zihinsel bir tembellik oluşturuyor.

Yenişafak

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...