Yunus Emre Vakfı Müdürü H. Caner Akkurt Yazdı: Kültürel Diplomasi...

ABD politik ve diplomatik ilişkilerini güçlü kılmak için misyonerler aracılığıyla yumuşak güç unsurlarını açtığı okullarla Anadolu’nun içlerine kadar sokmayı başardı.

Yunus Emre Vakfı Müdürü H. Caner Akkurt Yazdı: Kültürel Diplomasi...
Yunus Emre Vakfı Müdürü H. Caner Akkurt Yazdı: Kültürel Diplomasi... Zehra

Hayatta kalma güdüsünün bir anlamda tarihin başlangıcından beri var olması aynı şekilde sürekli var olan ve hayatta kalma güdüsüyle mücadele eden insanın korunma, savunma ve etkileme ihtiyacı, ‘güç’ kavramını karşımıza çıkarır. Güç, özelde insanın kendi yaşamının genelde ise devletin ya da medeniyetin devamı için vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Bu bağlamda yüzyıllar boyunca güç kavramı üzerinde konuşulmuş çeşitli tanımlamalar yapılmıştır.

Devletin gücü noktasında karşımıza iki alt başlık çıkacaktır. Bunlardan biri ‘kamu diplomasisi’ diğeri ise ‘kültür diplomasisi’dir. Kültür diplomasisi yumuşak güç kaynaklı bir faaliyet alanıdır. Günümüzde değişen toplumsal-sivil hareketler, çeşitlenen aktörler ve halkla ilişkiler, kamu diplomasisinin önemini her geçen gün artırıyor. Kamu diplomasisi ve uluslararası halkla ilişkiler çalışmalarının birleştiği ortak paydaların başında da kültürel diplomasi geliyor. Uluslararası sahada diyalog, müzakere ve ortak çözüm arayan bir dış politika aracı olarak diplomasi, kültürle birleşince yumuşak gücün en sağlam karesi haline gelebiliyor. Kültür ve diplomasi kavramları içeriklerinde taşıdıkları ‘olumlu’ anlamla kültürel diplomasiyi oluşturarak, savaşların ve çatışmaların bitirilmesinde tek başına yeterli olmasalar da uluslararası alanda uzun vadeli ilişki yaratılmasında önemli rol üstlenebilirler. Kültür diplomasisinde kullanılan kültürel değerlerin tümü bir ülkenin yumuşak gücünü oluşturuyor. Söz konusu yumuşak güç, uluslararası aktörler için giderek önem kazanan ve yatırım yapılan bir unsur haline geldi.

Uluslararası ilişkilerin önemli teorisyenlerinden Henry Kissenger’a göre diplomasi, devletler arasındaki ilişkileri bir orkestra şefi gibi titizlikle idare etme sanatıdır. Bu açıdan diplomasinin icrasında pek çok enstrümana ihtiyaç var. Mühim olan bütün bunların bir orkestrasyon içinde, belli dış politika hedefleri istikametinde icra edilebilmesi. Bir aktör diğer aktörlerin davranışlarını üç temel yöntemle etkileyebilir. Birincisi; tehdit ve zorlama yöntemi (Gunboat Diplomacy), ikincisi ise; teşvik ve ikna yöntemi. Üçüncü yol ise aktörün istediği sonuçları elde edebilmek için, askeri ve ekonomik yöntemlere dayanan ‘sert güç’ unsurlarını kullanmadan kendisine has kültürü, değerleri ve imajıyla diğerlerini etkileyebilmesi. Örneğin 17 ve 18’inci yüzyıllarda Fransa; dilini kültürünü ve reform anlayışını diğer devletlere yaymak suretiyle o devletlerin vatandaşlarını etkilemeye ve yöneticilerini kontrol etmeye çalıştı. Bunun sonucunda Fransız Devrimi ile vuku bulan milliyetçilik, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi değerler tüm dünyaya yayılmış, böylelikle Fransızca hızlı bir şekilde dünya genelinde diplomasi dili haline geldi. Bu noktada yumuşak gücü etkin bir şekilde kullanma bağlamında en önemli unsurlardan bir tanesinin meşruiyet olduğu görülmektedir. Fransız Devrimi’nin evrensel idealleri ve politik hedefleri dünya çapında kabul gördü ve artık uluslararası bir aktör olan Fransız devletinin etki alanını genişletti.

Ülkeler, kültürel diplomasi faaliyetlerini daha etkin bir biçimde, dünya ülkelerinin hemen hemen hepsine aynı anda ulaştıracak imkân ve olanaklara sahip.

Ülkelerin yumuşak güç kullanma kapasitelerini artırmaları aynı zamanda askeri ve ekonomik unsurlarından oluşan sert güçlerini daha az kullanmaları anlamına geliyor. Çoğu zaman daha maliyetli olduğu düşünülen askeri ve ekonomik donanımlara oranla kültürel ve politik etki alanını genişletmek ve çatışmaya girmeksizin amaçları çok daha cazip gözüküyor. Bu bağlamda yumuşak güç, geleneksel güç dengesinin çok üzerinde etki ve kontrol imkânı veriyor.

Örneğin; 1800’lü yıların başında İngiliz hariciyesinin kanatları altında Osmanlı’nın farklı coğrafyalarına dağılan Amerikalı misyonerlerin de maharetiyle, yumuşak güç diplomasisi aracılığıyla Amerika’nın Osmanlı’ya yönelik ticari faaliyetleri önemli bir ivme kazandı. 18’inci yüzyılın sonunda bağımsızlığını kazanan genç Amerikan devletinin deyim yerindeyse istikbali ticaretteydi. Ancak bu gelişme yollarının üzerinde bazı mayınlar vardı. Bu mayınları temizlemek için ‘gunboat diplomasisi’ olarak adlandırılan askeri güce ihtiyaç vardı. Bu gövde gösterisinin oluşumu, yani güçlü bir Amerikan donanması kuruluş hazırlıkları George Washington zamanında başlamıştı. Amerikan donanması “kim olursa olsun, haraç vermektense savaşmayı tercih ederiz” diyen Thomas Jefferson’un başkan seçildiği 1801 yılında Cebeli Tarık’tan geçerek Akdeniz’e girdi. Donanma işin yüzü sert ve soğuk yanıydı. Bir de yüzü sıcak ve sempatik, insancıl bir mekanizmaya ihtiyaç vardı. Üstelik meseleye fayda-maliyet açısından da bakıldığında Akdeniz’de dolaştırılacak bir fırkateynin yıllık masrafı 80 bin dolarken, bir misyoner ailesinin yıllık gideri bin doları bulmuyordu. ABD politik ve diplomatik ilişkilerini güçlü kılmak için misyonerler aracılığıyla yumuşak güç unsurlarını açtığı okullarla Anadolu’nun içlerine kadar sokmayı başardı.

Bütün bunlar göz önüne alındığında yumuşak gücün ve sert gücün birbiriyle ilişkili olduğunu belirtmek gerekir. Söz konusu unsurlar, uluslararası ilişkilerde diğer devletleri etkilemek için kullanılan ve birbirini tamamlayan iki ayrı yaklaşım. Askeri ve ekonomik gücü yüksek olan bir ülke aynı zamanda cazibe kaynağı da olabilir. Nitekim dış politikada sert ve yumuşak gücün bir arada kullanılması ‘akıllı güç’ (smart power) olarak ifade ediliyor. Bu bağlamda sert güç ile yumuşak güç arasındaki davranış çeşitliliği ve farklılığı zor kullanmaktan, ekonomik baskıya, gündem oluşturmaktan salt cazibeye kadar uzanan geniş bir spektrumda sıralanabilir.

Yumuşak güç, ülkenin kültürünün politik ideallerinin ve dış politikasının cazibesinden doğar. Yumuşak güç vasıtasıyla uluslararası sistemde aktör, diğer aktörleri zorlamak ve tehdit etmek yerine karşı tarafın rızası ile hedefine ulaşır. Yumuşak gücün en uygun kaynakları ise, değerler, kültür, politikalar ve davranış spektrumu, gündemi yaratma, yanına çekme ve cazibedir. Bu bağlamda pek çok çalışma yapılmıştır ancak kavramı ilk kez ortaya koyan ve üzerinde çalışan kişi J. S. Nye oldu. Nye bu konu üzerine yayımladığı eserlerde kavram ile ilgili olarak birkaç farklı tanıma yer verdi. Bu tanımlardan ilki ve en geniş olanı şu şekilde:

Yumuşak Güç: Bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçlara, onun değerlerine hayran olan, onu örnek alan, refah seviyesine ve fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesiyle ulaşmasıdır.” Bu bağlamda yumuşak güç, bir ülkenin isteklerine ulaşması için zor kullanmadan diğer ülkeleri razı etmelerine yarayan bir güçtür. Yumuşak güç: ‘istediğini, başkasının istemesini sağlama yeteneğidir’ şeklinde özetlenebilir.

Nye bunun yanı sıra bir ülkenin yumuşak gücünün temel beslenme alanlarının üç başlık altında toplanabileceğini söyler. Bunlar; o ülkenin kültürü, politik değerleri ve o ülkenin dış politika anlayışı olarak sınıflandırılmıştır. Yumuşak güç kavramı ve buna bağlı politikalarla etkilemekten kasıt, insanların, ülkenizin yaşam biçimini ve düşünce yapısını fark etmesinin sağlanması. Bu fark ediliş aslında onaylamayı da içerir. Onaylamadan kasıt, onaylayanın sizinle aynı yaşam biçimine dönüşmesi değil, insanınıza ve kültürünüze empati ile bakabilmesine vesile olacağıdır. Bunun ilerleyen aşamadaki sonucu ise uluslararası arenada size sempati besleyen ve sizi destekleyen halkların ve ülkelerin çıkacağı gerçeği. Bilgi çağına geçilmesiyle birlikte gelişen iletişim teknolojisi aktif bir kamu diplomasisi yürütmeyi zorunlu hale getirmiştir. Gelişen enformasyon altyapısı sayesinde artık her türlü bilgi, herkes için ulaşılabilir hale geldi. Bu nedenle bu süreçte kendilerini ve politikalarını iyi tanıtabilen ülkeler kazançlı olacak.

Dünyaya kendi ülkesini ve gerçeklerini anlatma amacını taşıyan kamu diplomasisi için kültürel öğeler son derece önemli kaynaklar, çünkü ülkelerin kültürel imajını yansıtmakta. Bu bağlamda da kamu diplomasisi, bir ülkenin yabancı ülkelerdeki imajını iyileştirmek amacıyla kültürel alışverişin ve akademik değişimlerin gerçekleştirilmesini, kültürel ve ulusal değerlerin yayılmasını sağlayacak programlar bütünüdür. Ülkenin sahip olduğu ekonomik gücü, iletişim kanalları, kültürel zenginlikleri onun dışarıya karşı oluşturduğu imajını tamamlayıcı unsurlar. Günümüzde iletişim teknolojilerinde yaşanan değişim ve dönüşümler sonucunda, ülkeler, kültürel diplomasi faaliyetlerini daha hızlı ve daha etkin bir biçimde, dünya ülkelerinin hemen hemen hepsine aynı anda ulaştıracak imkân ve olanaklara sahip. Ülkeler, kültürel diplomasi faaliyetlerini dış ülkelere duyurma ve diğer ülkelerle iletişim kurma aracı olarak interneti de sıklıkla kullanıyor. Kültürel, siyasal ya da ekonomik anlamda ‘değer’ olarak kullanılabilecek ne varsa, medya ortamında ‘pazarlanıyor’. Ülkeler, güçlerini, sosyal, kültürel ve siyasal değerlerini pazarlamak ve tanıtmak için kitle iletişim araçlarını uygun zaman ve zeminde doğru usullerle kullanabilmeli. Bu, etkin bir kültürel diplomasi yapılabilmesi için son derece önemli.

Tüm alt unsurlarla kamu diplomasisi oluşturmak için kullanılacak medya aracının ne olacağı ve bu medya aracıyla iletilecek mesajların nasıl oluşturulacağı etkili bir kamu diplomasisi yaratmak için son derece önemli. Kamu diplomasisinde kullanılacak olan medya araçları ve daha da önemlisi bu araçlarla iletilecek olan iletişim mesajları, toplumların kültürel kimliklerine ve yapılarına uygun olmalı. Bireylerin yoğun olarak medyanın etkisinde olduğu bir toplumda, en yaygın kabul gören değerlerin başat belirleyicisinin medya olduğu unutulmamalı.

Karar

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...