Fatma Barbarosoğlu soruyor: Dindar erkeğin 'hayat arkadaşı' seçme kriterleri değişti mi?

Hiç kimse dayımın dininden, tercihlerinden, geçirdiği dönüşümün onu ve toplumu yozlaştırdığından bahsetmedi. Hiç kimse dayımı yargılamadı, etiketlemedi, suçlamadı. Hiçbir analizin malzemesi olmadı.

Fatma Barbarosoğlu soruyor: Dindar erkeğin 'hayat arkadaşı' seçme kriterleri değişti mi?
Fatma Barbarosoğlu soruyor: Dindar erkeğin 'hayat arkadaşı' seçme kriterleri değişti mi? Zehra

Fatma Barbarosoğlu Yeni Şafak'ta yayımlanan yazısında  Dindar erkeğin 'hayat arkadaşı' seçme kriterleri değişti mi? diye sordui

Yazısında  Cins Dergi’nin Ekim sayısında: “Dayımın görüştüğü kızlar.” başlıklı yazıdan alıntlar yapan Barbarosoğlu "Yazı 1980’lerden 2000’lere dindar erkeğin değişen “ideal eş algısı”nı çok iyi bir şekilde ortaya koyuyor." dedi. 

İşte o yazı: 

Bazen sadece bir gün, içinde bütün sosyal değişimleri barındıran bir film sahnesi gibi düşer önümüze. Mesela birkaç hafta önceki pazar gününe odaklanalım

Değişimi görmek için çok büyük genellemeler yapmaktan vazgeçersek, hayat kendisini derin ve fakat akıcı bir metin gibi sunar bize.

Pazar günü, kendisini “bir insan” ismi ile tanımlayan ve profilinde dağınık topuzlu, mahcup bir şekilde önüne bakmış bir profil fotoğrafına sahip twitter kullanıcısı, Cins Dergi’nin Ekim sayısından bir yazı paylaştı: “Dayımın görüştüğü kızlar.”

Yazı 1980’lerden 2000’lere dindar erkeğin değişen “ideal eş algısı”nı çok iyi bir şekilde ortaya koyuyor.

“Dayı Bey”, yaklaşık on yıl boyunca evleneceği kızı arıyor. Aradığını bulamıyor, ama yıldan yıla kriterleri değişiyor. Arayışa başladığı dönemdeki ideal eş ile bulduğu “eş” arasında hiçbir geçişkenlik noktası yok.

Dayı Bey, tıp fakültesini henüz bitirdiğinde hayat arkadaşının özelliklerini şöyle sıralıyor: “Çarşaf giymese de bol pardösü, geniş eşarp ile tesettüre riayet edecekti. Eğitimli olacaktı ancak çalışmayacaktı. Hızlı okuyacaktı; çünkü kahvaltısını ederken ona günlük köşe yazılarını okuyacaktı. Ev işinden anlayacaktı ve çocuk bakımını bilecekti.”

(1980’lerde Fatih civarında, çarşaflı hanımların başörtülü hanımları mesture bulmayarak onların verdikleri selamı bile almadıklarını hatırlayalım ve dahi hatırlatalım.)

Dayı Bey’in istediği kız bir türlü bulunamaz. 28 Şubat’ın üzerinden iki yıl geçer. Dayı Bey “Çalışan kız da olur aslında” diyerek olmazsa olmaz kriterlerinin birinden vazgeçer.

Derken iş yerinden bir kız ile görüşür. Kızın başı örtülüdür. Modern giyinen, makyajlı bir kızdır. Dayı Bey kıza iyiden iyiye aşık olur. Aile kızı istemez. Ayrılırlar. Dayı Bey’in “birkaç haftalık depresyon deneyiminden sonra” yeniden kız bakılmaya başlanır.

Dayı Bey başı açık bir kızın da olabileceğini söyler aile fertlerine.

(Dayı Bey’in müstakbel hayat arkadaşında aradığı dış özellikler değişmiştir. Peki Dayı Bey, geçen yıllar içinde, nasıl biri ile evlenmek istediğine dair kendisi ile bir diyaloğa girmiş midir?)

“Uzun ve sıcak bir flört dönemi sonunda hayli kalabalık bir törenle evlenir” Dayı Bey. “Gelinin dekoltesi göz doldurur.”

“Yeğen” yazısını şöyle noktalıyor: “Hiç kimse dayımın dininden, tercihlerinden, geçirdiği dönüşümün onu ve toplumu yozlaştırdığından bahsetmedi. Hiç kimse dayımı yargılamadı, etiketlemedi, suçlamadı. Hiçbir analizin malzemesi olmadı. Çünkü onunki aynı saç kesimiydi, pantolondu, kemerdi. Dayım 7 yıl önceki aynı ‘muhafazakar’ adamdı. Mıydı?”

Yukarıda okumuş olduğunuz satırlara tanıklığım sosyal medya üzerindendi ve yazarın ismi paylaşılmamış, “birisi” diye sunulmuştu.

Eğer bu “birisi” benim zannettiğim gibi bir hanım değil de bir erkekse işte o zaman nihayet bir yüzleşme anına tanık olduğumu düşünecek, eleştiri günleri başladı diye sevinecektim.

Cins Dergi’nin yayın koordinatörü şair Furkan Çalışkan’ı aradım. Yazarının bir kadın olduğunu, isminin de twitter paylaşımında yer aldığını öğrendim.

Benim için iyi bir test idi.

Meğer yazıyı paylaşan “bir insan” iki fotoğraf paylaşmış ve ikinci paylaşımda, yazarın adı başından itibaren görülüyormuş.

Yazıda anlatılan Dayı Bey, hepimizin bir şekilde tanık olduğu birinin ortak özelliklerini taşıyor. Dayı Bey’in tercihlerini “eleştirme hakkı”nı kendimizde buluyor ve bunu “analiz malzemesi” yapmak istiyorsak, öncelikle onun yaptığı gibi “dışsal” özelliklerden başlamamalıyız. Zira kabuktaki değişime odaklanmak muhtevanın görülmesini engeller.

“Dayı Bey”in hayat arkadaşı arama kriterlerinin değişimine odaklanmadan önce şunu kabul etmemiz gerekiyor: O en başından beri evlendiği kız gibi birini istiyordu. Ama ailenin “el alem ne der” baskısı yüzünden, ipe un sererek gerçek kriterlerini dile getirmekten çekiniyor; kabuğu tanımlayıcı istekleri dile getirip, sonra da aradığı “öz”ü bulamadığı için hem kendine hem de görüştüğü kızlara vakit kaybettiriyordu.

Sorun şu ki “dekoltesi ile göz dolduran” gelin hanım ile de çok yol yürüyebileceğe benzemiyor. Çünkü ne kendisine, ne de muhatabına karşı net olmayı göze alabiliyor. Dayı Bey henüz nefs terbiyesi, aile sorumluluğu, tercihin bedelini ödeme konularına gelebilmiş değil.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...