Cevdet Işık yazdı: İnsanın Değersizlik Üzerinden Değerlendirilmesi: Hamberger Medeniyeti..

Cevdet Işık, Abdulvahab El-Messiri'nin Hamburger Medeniyeti adlı kitabını analiz etti.

Cevdet Işık yazdı: İnsanın Değersizlik Üzerinden Değerlendirilmesi: Hamberger Medeniyeti..
Cevdet Işık yazdı: İnsanın Değersizlik Üzerinden Değerlendirilmesi: Hamberger Medeniyeti.. Zehra

İnsanı zihnen köreltmek/körleştirmek, insanın kullanışlı hale gelmesinde yani köleleşmesinde modern zamanlarda izlenen önemli bir yol olmuştur hep. Kadim dönemlerdeki, gerek insanlara ve gerekse coğrafyalara yönelik, metazori köleci kolonyalist külfetli ilişiler ağı; yerini, bilgiden güç devşirmek yoluyla zihinsel yapılar üzerinde etkide bulunmak ve kontrol altına almak gibi, daha külfetsiz ilişkiler ağına terk etmiş durumdadır. Artık insanların zihinlerini denetim altına almak, insanların hayatlarını denetim altına almak demektir. Bu yüzden hem modern zamanların ve hem de post-modern zamanların insanı sürüklediği girdap, değersizlik girdabı olmuştur.

 İnsanları değerlerden uzaklaştırdığınızda, aslında insanı ‘insan’ olmaktan da uzaklaştırmış olursunuz. Yani insanı ‘insan’ yapan, hayatta bir duruş sahibi kılan değerler olmadığı zaman, süfli ve hayvani içgüdüler insanın varlık amacı olarak ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla gücü elinde bulunduranların, gücü olmayanlara karşı her türlü baskıyı uygulaması hayat felsefesi olacaktır. Bu durumda Thomas Hobbesların, Machiavellilerin, Freudların, Spinozaların, Marksların, Darwinlerin, Nietszchelerin, Adam Smithlerin, Rousseauların… ortaya çıkması da normal olacaktır.

Abdulvahap el-Messiri’nin daha önce müstakil olarak yayınlanmış olan makalelerinden oluşmuş bir kitaptır ‘Hamburger Medeniyeti’. Bu kitaptaki makalelerden de anlaşılacağı üzere, Yahudiler, Yahudilik, Siyonizm, laiklik, modernizm, Batı medeniyeti ve sömürgecilik gibi konular üzerinde durarak, insana, öteden beri “masum” olarak gösterilmiş kelime, kavram ve olguların ne derece yanıltıcı ve tutuklayıcı oldukları hususunda bir farkındalık oluşturmaktadır. Nitekim el-Messiri yirmi yıllık bir zamanını “Yahudiler, Yahudilik ve Siyonizm Ansiklopedisi” adlı çalışmaya ayırmış ve altı ciltlik bir eser yazmıştır. Ayrıca Batı modernizmini ve materyalist felsefeyi de eleştirel bir nazarla ele almıştır.

‘Hamburger Medeniyeti’ kitabı okunduğu zaman, insanın bilinç dünyasında kimi kıpırtıların oluştuğunu hissetmek mümkündür. Örneğin kitabın daha başlarında dile getirdiği milli marş ile ilgili tespitler, dikkatleri harekete geçiren bir uyanıklığı oluşturmaktadır. “Herhangi bir ülkenin milli marşı, varlık görüşünden kaynaklanan tam bir ideolojiyi ifade eder. Ve genellikle bu, yönetici seçkinlerin görüşü olur. Marşın görevi ise, halk yığınlarını söz konusu ideolojinin hizmetine girmeye yönlendirmektir.” (s.37) Burada insan için ilk etapta dikkat çeken husus, insan idrakine yönelik bir kabul ettirme eylemi söz konusudur. ‘İdrak modelleri’ çerçevesinde, ‘soyut idrak modelleri’, ‘mecazi tasvirler’ ve buradan ‘nihai referanslara netlik kazandırılması’ hususunda hermeneutik ile yol alınması, yani hayali ve sembolik yorumlama ile kutsalın arkasındaki gerçek ve gizli manayı ortaya çıkarmak gibi, tümüyle istismara açık alanlar oluş(turul)maktadır. Böylece insan, aslında üstü kapalı olarak, kendi düşüncesini/öznelliğini kimi ilahi ve gizli referanslara giydirmek suretiyle genel geçer kılıyor/nesnelleştiriyor. Bu durum bütün zamanlar boyunca insanı boyunduruk altında tutan bir tasma olarak varlığını sürdüren bir durumdur. Hamburger Medeniyeti, bu hususta insanın zihinsel bir uyanıklığa doğru yol almasının gayreti olarak okunabilir.

Hamburger Medeniyeti kitabında kimi konularda dikkatleri çeken bazı notlar aktarmak istiyorum.

Kimlik

“Kimlikle yaratma arasında bir ilişki vardır. Kimliği olmayan bir insan hiçbir şey yaratamaz. İnsan ancak kendi bakış açısına sahip olduğu zaman yeni şeyler üretebilir. Aksi takdirde aklı duygularıyla sınırlanır. Başkalarının söylediklerini tekrar eder, onlara tabi olur.”(s.193) “Kalkınmanın esası kimliktir ve bizim oluşturduğumuz, bizi de oluşturan tarihimizle oluşur. Hakiki gelişme sadece iktisadi ve siyasi projelerle sağlanamaz. Çünkü insanlar genel çerçevede değil kendi ihtiyaçlarını, eğilimlerini, isteklerini, hüzünlerini dikkate alan özel çerçevede hareket ederler.(…) Kimlik aslında bir nevi direniştir. Ama bu direniş esnasında insanın içine gömülüp yok olduğu gettoya dönüşmemek şarttır.” (s.196) “Bir halkın kimliği yüzyıllar boyunca tabiatla, çevreyle, diğer insanlar ve halklarla kurduğu ilişkiler sonucu oluşur.(…) Kimlikleri de çevrelerinde olup biteni idrak edişlerine, incelemelerine, görüşlerine ve hatalarına göre şekillenir. Kimlik yegâneliğini ve birleştiriciliğini bunlarla kazanır.”(s.191) “Bence tarihte kimlik uğruna verilen mücadelelerin en önemlisi Filistin intifadasıdır.”(s.198)

Yahudiler ve Siyonizm

“Yahudi halkı kendini bazen “mukaddes halk”, bazen de “logos” yani kelime olarak takdim eder. Yine Kabala (Yahudi mistisizmi) “Sefira” oluşu ile ilahı görür. On nur tecellisine göre Yahudi halkı onuncu nurdur. Yani ilahın bir parçasıdır. Nur halkalarının sonuncusudur.(…) İnsanın cüz’iliği ilahın kutsiliğinde eriyince insanın insanlığı yok olur.”(s.213) Batı’da Yahudiler, ekonomik olarak ifa ettikleri görevleri çerçevesinde “faizciler” ve “tacirler” olarak tanımlanıyordu.”(s.397-398)

“Siyonist devlet, bizzat kendisine ait bir önemi olmayan, Batı’nın elindeki bir araç durumundadır. Onun önemi yerine getirdiği rol veya görevde, yani Arap dünyasındaki Batı çıkarlarının korunmasında gizlidir.”(s.56) “Siyonizm, özünde Avrupa’nın, Avrupa’dan herhangi başka bir bölgeye nakil vasıtasıyla Yahudi insan fazlalılığından kurtulma hareketidir. Sonunda stratejik önemine ve Yahudilerle bağı olduğu inancına bakılarak bu bölgenin Filistin olmasına karar verildi.”(s.69) Biliniyor ki Siyonist devlet, neslin türemesini aşırı desteklemektedir. Ancak bunu üremeyi ya da çocukları çok sevdiğinden yapmamaktadır. Amacı, yerleşimci sömürge öğelerinin Saitleşmesini sağlamaktır.(…) İsrail’deki doğum oranları, dünyadaki doğum oranlarının en azıdır. O kadar ki bir yılı doğum yılı ilan ederek İsraillilerin bu yılda doğuma odaklanmalarını sağlamayı bile düşündüler.”(s.72)

“Siyonist rüyasına göre İsrail’in diğer ümmetler için çok yüksek akımlı (Watlı) bir ışık olması gerekiyordu. Ancak İsrailli bir gazetecinin dediği gibi 3V topluluğu oldu: Volvo, video ve villa.(…) İsrailli gazetecilerden bir tanesi Siyonist devleti, başı Washington’da kuyruğu ise Kudüs’te olan bir ‘koruma köpeği’ olarak vasıflandırmaktadır. Bu; ilginç, tam yerinde, açık ve sert bir değerlendirmedir.”(s77) “Siyonizmi araştıran herkes, Siyonizmin gerçek kurucularının (Teodor Herzl, Dıdıer Nordon… ve diğerlerinin), Yahudileri sevmeyen ve Yahudilikten nefret eden dinsiz kişiler olduklarını bilir. Örneğin Herzl’in düğününde, evlilikle ilgili dini merasimleri yapacak tek bir haham bulunmuyordu. Yine Herzl çocuklarını sünnet ettirmediği gibi, domuz eti de yiyordu. Daha sonra iki çocuğu Hıristiyan oldu.”(s.392) “Siyonizmin kaynakları, laik düşüncenin kaynaklarının aynısıdır. Laik düşüncenin özü, maddi çıkarcılıktır. Yine laiklik, kutsallığın dünyadan sökülüp çıkarılmasını ve dünyanın bir kullanım maddesine dönüştürülmesini ifade eder. Buna göre laik düşünceyi benimseyenler için mesele, bir şey faydalı mı, yoksa zararlı mı meselesidir.”(393)

Medeniyet ve Modernizm

“ ‘İnsanlık medeniyeti’ bildiğimiz gibi, bir bütün olarak insanlık toplumunun ortaya koyduğu gayretlerin ürünüdür.”(174) (Hamburger medeniyeti) “Bu medeniyet, insanı son derece basit bir ‘şey’den ibaret görür. Bu medeniyete göre, insanın yeryüzündeki varoluş nedeni; hakikati, hayrı, güzelliği aramak ya da iyiliği emredip kötülüğü nehyetmek değil, aksine insanın üretim-tüketim kısır döngüsüne sürüklenmesi, tüketmek için üretmesi, üretmek için tüketmesidir.” (s.184) “Bu medeniyetin en önemli ve en ‘güçlü’ sembollerinden biri, hamburgerdir. Hamburger, tektipleşmenin, yüzeselleşmenin, mekanikleşmenin, sıradanlaşmanın göstergesidir.(…) Hamburger, insanın ailesiyle değil, tek başına yediği bir yiyecektir.(…) Hamburger, kamusal hayatta bulunan insanın bireysel yemeğidir.”(s.186)

“Tüketim medeniyetinin dayandığı temel değerlere gelince… Her şeyden önce, bu medeniyetin değerleri, kökleri hiçbir şekilde belirli bir zamana ve mekâna ait olmayan değerlerdir. Bu medeniyetin tek değişmez ilkesi, değişimdir.”(s.186) “Batı insanı bir ev inşa edeceği zaman, tamamen maddi kaygıların yönlendirmesiyle hareket eder. Yani o evi ticarete konu edip satmak ve ondan kâr etmek amacıyla hareket eder. Birkaç sene sonra da, sanki yaşanılan bir mekân ile bir ticaret malı arasında hiçbir fark yokmuş gibi, o evi satıp terk eder.”(s.311) (Batı insanı) “O, bir kadınla ilişki kurduğunda, o ilişkilerde huzur aramaz; sadece daha fazla zevk almaya çalışır. Duygusal ilişki, savaş ilişkisine dönüşür.”(s.311) “Batı insanı artık üretemeyeceği bir yaşa geldiğinde, (beşeri bir maddeymiş gibi) gönüllü olarak yaşlılar evine nakledilir.”(s.312)

“Modernliğin, -hareket noktası insanın kainatın merkezi ve efendisi olduğu esası olan- aydınlanma düşüncesi ile tam bir bağlantı içinde olduğu yaklaşımı, nerdeyse üzerinde görüş birliğine varılmış bir husustur. Buna göre insanın, aklından başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; gerçekliği araştırmasında durum böyle olduğu gibi, toplumu idare etmesinde ve faydasına veya zararına olacak şeyleri belirlemesinde de böyledir.” (s.138) “Batı modernliği, gerçekte sömürgeci ve Darwinisttir.” (s.140) “Batı modernliği gönderdiği ordularla, ülkelerimizi bir hammadde ve ucuz işçi kaynağı ve Batı ürünlerinin satılacağı sürekli ve açık bir Pazar haline dönüştürdü.” (s.140-141) “Devrimci modernliğin olumsuz sonuçları sadece bizleri etkilemekle kalmamış, aksine küresel çapta bütün insanlığı etkisi altına almıştır. Bu modernlik, sonu olmayan bir ilerleme fikrini ortaya atmıştır. Bunu söylerken, sonu olmayan bir ilerlemenin, insanın nihai hedefi olduğunu esas almıştır. (…) İlerlemenin hedefi, yeryüzünün tamamının Batı insanının çıkarlarına boyun eğdirilmesidir. İlerlemenin en önemli göstergesi, tüketmek ve daha çok tüketmek haline gelmiştir.” (s.145)

“Modernite bütün cazibesine rağmen zamansal, mekânsal vurgudan ve her şeyin maddiyatından sadır olur. İnsan kesin mantıki normlar çerçevesinde aklın mürşitliğine boyun eğer. Maddi çerçevedeki bu mürşitlik modernitenin özüdür. Bu, insanla eşya arasındaki sınırların kalkması anlamına gelir. İnsanı kâinatın merkezinden alır ve ondaki kutsallığı tamamen yok eder. Tabiat/insan düalizmi yerine tabii/maddi insan ortaya çıkar. Yani insana maddeden ayrılamayan bir parça gözü ile bakılır.” (s.152) “Modernitenin özünde ilerlemeye ve bu ilerlemenin sağlayacağı geleceğe yönelik maddi mantıki iman yer alır. İlk ve tek ölçüt haline gelen ilerleme, sonu gelmeyen ve kesintiye uğramayan sürekli bir harekettir.” (s.153) “Modernizm projesinin insanı amaçtan araca çevirmesi şaşılacak bir durum değildir. Modernizmin merkezi devlet ve kavmiyetçilik gibi birçok mekanizması vardır.”(s.154)

“Batı modernizmini aslında şöyle tanımlamanın daha doğru olduğunu görürüz: ‘Olgu ile ilişkilerimizde akıl, bilim ve teknolojinin değerlerden bağımsız (value-free) olarak kullanımı.’ Modern Batı uygarlığında bilinçli veya bilinçsiz olarak insani boyut devreden çıkarılmaktadır. (…) Bu düşünce tarzının bir sonucu olarak dünya değerlerden kopuş sürecine girdi. Bu insani, ahlaki ve dini ölçülerin göz ardı edilmesi demektir.” (s.162)

“Gelelim alternatif modernite fikrine. Bugün, İslami, insani bir modernite geliştirmek kaçınılmaz olmuştur. Bunun amacı; sonu olmayan bir gelişme, tüketimi arttırmak değil, doğa ile insan arasında dengeyi sağlamak, sosyal adaleti gerçekleştirmektir. (…) Sözünü ettiğimiz modernite; adli değerlerle üretim arasında denge kuran insanı merkez kabul eden, insana tabii, cismani ya da iktisadi bir varlık olduğu için değil insan olduğu için yoğunlaşan bir modernite olmalıdır.” (s.157)

“Modernite sonrası kavramı, olumsuz (negatif) bir kavramdır. O, modernlik değildir, dolayısıyla modernliğin zıddını ifade eder. Batılılar, modernleştirme projesinin başarısızlığa uğramasıyla modernite sonrasından bahsetmeye başladılar. Bu proje ise, insanlara bazı basit kurallar sunarak başladı. Ancak bunlar bize basit olarak görünüyordu; biz halen akılcılıktan, yönlendirmekten, zât’tan ve nesnelden bahsetmeye devam ediyoruz. batı’da meydana gelen ise bunun tersiydi.” (s.401)

“’Modernite sonrası’, âlemin tamamen flu olduğunu ilan eden bir akımdır. Öyle ki bu âlemde hiçbir referans, hiçbir merkez yoktur; zalimin ve mazlumun birbirinden ayrılması mümkün değildir; insanların birbirleriyle ilişki kurup birbirlerine ulaşmaları imkansızdır; çünkü dil istikrarlı değildir; ismin, isimlendirdiği şey ile bir ilgisi yoktur.” (s.407)

Laiklik

“Laiklikle ilgili yazılan bazı yazılar şu iki şıkta belirginleşir: Cüz’i laiklik ve kapsamlı laiklik. Cüz’i laiklik: Vakıaya/pratiğe bütüncül ve marifet boyutlarıyla ilişki kurmaksızın cüz’i ve parçacı bakış. Kapsamlı laiklik: vakıaya/pratiğe bütüncül bir bakış. Tam bir kararlılık ve tavizsizlikle din, kutsal değerler ve metafiziğin hayatın bütün alanlarından uzak tutulması için çaba veriyor.” (s.30) “Kapsamlı laiklik üç merhaleden geçmiştir: 1-Oluşum merhalesi: Bu merhale, faydacı düşüncenin genel olarak hayatın bütün boyutlarına hükmettiği bir merhale olarak bilinir. 2- Modern merhale: Bu merhale faydacı düşüncenin hayatın bütün düzlemleri üzerindeki etkisinin artarak ve derinleşerek devam ettiği kısa bir geçiş merhalesidir.(…) 3-Post-modern merhale: Motive edici gücü hazcılık olan tüketimin var olmanın nihai amacı haline gelmesi, Çok Uluslu Şirketler ve NGO’ların büyümesiyle küreselleşmenin sahasının genişlemesi, genel meselelerin sömürgecilik ve kurtuluş mücadeleleri olmaktan çıkıp çevre, AİDS ve bilgi devrimine dönüşmesi, aile gibi aracı kurumların zayıflaması ve yerini başka aile tanımlarının (iki erkek ve çocuklar- bir kadın ve bir çocuk- iki kadın ve çocuklar…) alması bu merhalenin özellikleridir.” (31-32)

“Kapsamlı laiklik dinin sadece devletten ve toplumsal hayatın bazı alanlarından çıkarılması değil, tabiattan insanın toplumsal ve özel hayatından çıkarılmasıdır.” (s.83) Kapsamlı laiklikle, emperyalizm ve küreselleşme arasında bir benzerlik hatta denklik olduğunu söyleyebiliriz.(…) Şu anda dünyadaki Amerikalılaşma ve laikleşmenin en önemli vasıtalarından biri Amerikan sinemasıdır.” (s.85) “Değerlerden kopuk laik ve modern kurallar dizisi, genel hayat ile özel hayatı birbirinden ayırmak esasına dayanıyor. Laiklik genel hayatı (kamu hayatını) tabii/maddi model çerçevesinde düzenleyip belirlemeye çalışıyor.” (s.180) “Bizler yemeğimizi evde pişirip aile ortamında yemek yerine gidip hamburger yiyoruz. Bu da laiklik çeşitlerinden biridir.” (s.408)

Psikolojik sömürgecilik, ahlak, küreselleşme, coğrafi keşifler, köleleştirme ve ölüm, güç ve egemenlik, Kur’an, tevhid, vicdan, yeni İslami söylem ve Aliya İzzetbegoviç değerlendirmesi gibi konularda birçok önemli notları yazmak mümkündür. Hamburger Medeniyeti kitabını okurken, kitaptaki makalelerin seksenli yıllarda yazılmış olduğunu dikkate almak gerekir. O günden bu güne her açıdan oldukça büyük değişikliklerin olduğunu hatırda bulundurarak okuma yapmak faydalı olur diye düşünüyorum.

http://bilincisciligi.com/insanin-degersizlik-uzerinden-degerlendirilmesi-hamberger-medeniyeti/

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...