Yıldırım Beşkardeş: Sözün gücüne inanan bizler, güce biat eden sözün safına düştük..

Şimdi her şeyi para, makam ve güç ile ölçen türedi, zengin ve kibirli bir cemiyetimiz var.

Yıldırım Beşkardeş: Sözün gücüne inanan bizler, güce biat eden sözün safına düştük..
Yıldırım Beşkardeş: Sözün gücüne inanan bizler, güce biat eden sözün safına düştük.. Zehra

Üç Mesele:

1.Bab: Allah insanı yarattı insan tevili.

Her eylem bir niyete dayanır ancak niyetin zihinde meşruiyeti olmalıdır. Bazı durumlarda yapılan eyleme meşruiyet kazandırmak için gizemli kavramlara ihtiyaç duyulur.

Profesyonellik te tam da böyle kullanılan bir kavramdır. Profesyonellik; sözlükteki standart anlamının dışında insani ve vicdani açıdan açıklanması zor durumları tevil etmek(kurtarmak) için kullanılan sihirli bir kavramdır. Özellikle mesleki motivasyon ile ilişkilendirilen bu kavram cari örfe uymayan zamanlarda durumu kurtarmak için uygun bir enstrüman olmakla birlikte bazen bizatihi norm haline gelebilmektedir. Örneğin; birkaç yıl önce annesi ölen ünlü bir tiyatro sanatçısının annesinin öldüğü günün akşamı sahneye çıkması yine eşi vefat eden bir pop şarkıcısının aynı gün konser vermesi( ki bunları yaparken içlerindeki hüznün performanslarını etkilememsi de ayrı bir konu)  gibi vakıalar değil İslam kültüründe dünyadaki sapkın olmayan ortalama her kültürde garip bir durum arz eder. Bunun tevili ancak profesyonellik gibi gizemli bir kavram ile mümkün olabilir. Zaten öyle de oluyor. Böylece böyle durumları yadırgama imkânı ortadan kalkmış oluyor. Bunun farklı örnekleri hem de daha bayağı olanları da var.

Başında bulunduğu kamu kurumunda türlü dolaplar çeviren biri ‘ben yapmazsam başkası yapar’ ya da ‘ boğazdan geçmedikten sonra sorun yok.’ gibi dini ve ahlaki ilkelere tezat, melekleri utandıran dâhiyane!  hükümler çıkararak yaptıklarını makul göstermeye çalışabilir. Siyasetin adamı olması dışında bir mahareti olmayan biri mühim bir koltuğa oturduğunda ‘siyasi irade istediği bürokratla çalışabilmeli’  gibi orijinal fikirlerle siyaset felsefesinde ve bürokraside yeni çığırlar açabilir!  Allah’ın verdiği nimetleri ölçüsüz bir şekilde israf eden başka biri de ‘Allah, ihsan ettiği nimetleri kulunun üstünde görmek ister’ dediğinde ise canını seven devreler yanmadan ve kafasını kaşıyarak oradan hızla uzaklaşmalıdır. Hülasa, insan bir şeyi yapmayı kafaya koyduktan sonra gerekçelerini bir şekilde hazırlar.

Bazen bu gerekçenin makuliyeti ya da hakikiliği hiç önemli değildir sadece olması yeterlidir. Kuzuyu dövmek isteyen kurt hikâyesi, nükleer silahı bahane edip Irak’ı tarumar eden şeytani güç Amerika’nın hikâyesi de bu babdandır.

2. Bab: Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.  

Dükkan üstü, daireden bozma kömür sobalı dernek/vakıf binalarında hiçbir statüko ve kast sisteminin geçerli olmadığı sadece kardeşlik hukukunun olduğu, soba başı çay muhabbetlerinin, çiğ köfte seanslarının,  yer minderlerindeki tefsir sohbetlerinin yerini lüks otel lobileri ve devlet(iktidar) destekli türedi STK’ların lüks mobilyalı, nezih ortamlarındaki capiçino ve ekspresso soslu entelektüel buluşmalar aldı. 

O zaman tağut diye adlandırılan sistemi devirip yerine darulselam  inşa etmek olan motivasyonun yerini  gözüne kestirdiği  parti, sendika, vakıf, dernek v.s. yönetimini devirip yerine geçerek kutsal davaya daha çok hizmet etme motivasyonu almış görünüyor.

Bir sabah güzel şeyler yağmurla birlikte akıp gitti sanki ellerimizin arasından. Algılarımız değişti, ilgilerimiz değişti çok hızlı bir şeklide. Herkesin herkese ulaşabildiği, iyi kitapların okunduğu, büyük fikirlerin konuşulduğu, dervişlerin devrim hikâyeleri anlattığı masal âleminden büyük sayıların ve paraların hesabının yapıldığı, insanların işi düşünce birbirini aradığı, müteahhitlerin büyük paralara küçük evler sattığı zamanlara uyandık. Hemencecik te uyum sağladık hiç yadırgamadan. Köşe kapmaca oyununda naçizane bir köşe kapmak için çok taklalar attık. Köşe kapmayan yanıyordu ve oyundan çıkıyordu. Oyundan çıkmamak için ne oyunlar çevirdik. Oyun içinde oyun. 

Sözün gücüne inanan bizler ‘bir sözdür ayağa kaldıran her şeyi’ düsturundan güce biat eden sözün safına düştük yani gücün sözüne inanır olduk. İktidarı âleme nizam vermenin aracı olarak görürken, ihtiraslarımızı gerçekleştirebilmek için ele geçirilmesi ve asla bırakılmaması gereken mevzi haline getirdik(galiba okçular tepesiyle karıştırdık).

Sonuç olarak çoğalarak azaldık, artarak tükendik. Bütün bunları zamanın ruhu ile açıklamaya çalıştık. Zulamızda durumu kurtaracak bir sürü Ayet, hadis, tarihsel örneklik vardı halen var ama bunlar gerçek vicdan sahiplerini teskin etmedi etmiyor. Öyle böyle derken güzel bir lale devri yaşadık. Artık yolun sonu geldi gibi görünüyor. Akif dedemin deyimiyle kimimiz uyandı o medid uykusundan kaybettiklerinin hüznünü yaşıyor, kimimiz hala derin uykuda, kimimiz uyanmış ama bu efsunu yitirmemek için uyumuş taklidi yapıyor.

3. Bab: Takva sandığımız meğer fakirlikmiş.

Hızla akan zaman içinde çok şey değişti, köprülerin altından çok sular aktı. İnsan sayısından çok telefon var artık ve sosyal medya hayatımızın başköşesinde. Profesyonellik bizim camiaya da sirayet etti ivedi bir şeklide. Herkes bir tuş kadar yakın ama kimseye ulaşılamıyor.

Belli bir makamı  ya da kariyeri olanlar sekreter/asistan/menajer(bunların çoğunluğu bayan ve mini etekli) üzerinden iletişime geçiyor gayet soğuk ve resmi bir şekilde. Kendini daha mütevazi addedenler ise telefonlara anında cevap vermiyor(malum kronik zaman yetmezliği ve herkes çok yoğun ya da zımnen bu durumun tadını çıkarmak istiyor).

Bir şekilde iletişim kurulanların ise her hareketinin ücret tarifesinde karşılığı var.  Konferans, seminer, konser için davet edilen camianın önde gelenlerinin etkinliğin her ayrıntısı için bir ücret belirleme tekniği var. Ana ücret, yol, barınma(en lüks otelde) gibi bütün kalemler hesaplandıktan sonra anlaşma sağlanırsa hazret, tebliğ görevini yerine getirmek için büyük bir takvayla düşüyor yollara satacağı kitaplarını da yanına alarak. Hatta programı düzenleyenlerin mütevazı bütçeleri nedeniyle indirim ya da kolaylık taleplerine karşılık vermek yerine paranın bulunabileceği resmi/özel fon ya da kaynakların adres gösterilmesi de ayrı bir ironi.

Ancak bunca dejenerasyona rağmen konferanslarından, programlarından ücret almayan ya da sadece maişetini karşılayacak ölçüde mütevazı katkıları kabul edenler var. Onlara selam olsun.

Politik, hamasi, güce meyyal onlarcası piyasada kol gezerken bulunduğu konumdan maddi/manevi itibar devşirmeye tenezzül etmeyen, tek hamlede ulaşılabilen hatırşinas, içten,  derviş ve üstatlarımız çok az ve gittikçe de azalıyor aynı zamanda yalnızlaşıyorlar.

Her faaliyette insanı içini bayan bir protokol, prosedür, seremoni, hamaset, resmiyet tutkusu aldı başını gidiyor. Bunlar işin usulüyle alakalı aksaklıklar iken işin esası yani yapılan faaliyetlerin içeriği ise evlere şenlik. Fakir halka Peygamber(SAV)’in fakirliğini anlatıp zengin olanlar mı dersiniz, insanlara modern hayatın gayrı islamiliğinden dem vurup ciddi paraları cukka edenler mi? Şablon bir sunum hazırlayıp gittiği her yerde kelimesi kelimesine aynısını anlatıp yevmiyesini dolduranlar mı?

Örnekleri çoğaltmak mümkün, bunlar başka bir dosya konusu. Ancak vakıa şu ki; sıcak, samimi, derdimizi anlatabileceğimiz, ekmeğimizi paylaşabileceğimiz paradan başka hatta daha önemli değerlerin olduğu naif camiamız var idi.

Şimdi her şeyi para, makam ve güç ile ölçen türedi, zengin ve kibirli bir cemiyetimiz var. Hayırlı olsun.

Yolcu dergisi

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...