Atasoy Müftüoğlu: Müslümanlar kendi gerçekliğimizle yüzleşmediği için, hamaset öyküleri anlatıyor...

Toplumlarımızda maddi konularda-koşullarda kimi iyileşmeler ve değişimler yaşanırkan, niteliksel/yapısal hiç bir değişim yaşanmıyor. Sürekli olarak büyük başarılar kazandığımızı söylerken, gerçek durumumuzu değerlendiremiyoruz.

Atasoy Müftüoğlu: Müslümanlar  kendi gerçekliğimizle yüzleşmediği için, hamaset öyküleri anlatıyor...
Atasoy Müftüoğlu: Müslümanlar  kendi gerçekliğimizle yüzleşmediği için, hamaset öyküleri anlatıyor... Zehra

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan  "Bilinçsizliği seçmek"  başlıklı 17.09.2018 tarihli yazısını Ekran gazetesi okuyucuları için yazısını iktibas ediyoruz.

İşte o yazı:

Dünyanın, hayatın, tarihin, yararcı-çıkarcı kavramlarla tanımlanması, algılanması ve yaşanması, bütün anlam ve ahlak sistemlerini, bütün bilgelikleri ve ilkesellikleri yok etti. Bu durum, düşünmeyen, sadece hesaplayan toplumlar/anlayışlar/yaklaşımlar oluşturdu. Rasyonel çıkarların belirleyici olduğu bir zamanda-dünyada, bu çıkarlar sebebiyle, bilim/teknoloji/ekonomi bütünüyle siyasallaştırıldı. Bugünün dünyası, teknolojik aklın tehdidi altında bulunan bir dünyaya dönüştürüldü.

Modern uygarlık ve bilim, ahlaki sorumsuzluk ve kayıtsızlık temelinde şekillendiği için, günümüzde modern/seküler/kapitalist/liberal emperyalizmin/siyasetin ürettiği ideolojik-kültürel-siyasal-ekonomik-askeri terör, hiç bir şekilde ahlaki sorgulamalara tabi tutulamıyor. İnsani varoluşun en hayati, en anlamlı boyutu olan sorumluluk duygusu ve bilinci, İslami dünya ve Müslümanlar söz konusu olduğunda, çok büyük bir sorumsuzluğa dönüşebiliyor.

Günümüz dünyasında toplumlar, küresel dönüşüm süreçlerine maruz kalmaya devam ediyor. Hangi toplumda olursa olsun, gündelik hayat bir şekilde küreselleşirken, ilgili toplumlar kültürel standartlaştırma süreçlerine dahil oluyor. Bütün bu süreçler, dünyayı araçsal temelde, çıkarlar temelinde rasyonalize ediyor. Bu nedenle de, insani ilişkiler, daha çok pragmatik bireysel tercihler doğrultusunda şekilleniyor. Kapitalist emperyalizm bütün toplumları piyasaya bağımlı hale getirdiği için, bugün tüketim, başlı başına bir amaç haline gelmiştir.

EMPERYALİZM SALDIRIYOR BİZ SEYREDİYORUZ

İslam dünyası toplumları, toplumlarımız, kronik/yapısal sorunlarla gereği gibi yüzleşmeyi başaramadığı için, bugün, bütün bu sorunlar sıradanlaşıyor, normalleşiyor, kanıksanıyor. Bu konu etrafında düşünsel mesai harcamıyoruz, düşünsel yoğunluklara ihtiyaç duymuyoruz. Emperyalizmin, ahlaki alana yönelik olarak, entelektüel alana yönelik olarak sürdürdüğü saldırılar karşısında büyük bir duyarsızlık-sorumsuzluk sergilerken, emperyalizmlerin ekonomik alana yönelik olarak gerçekleştirdiği saldırılar karşısında olağanüstü bir duyarlılık sergiliyor, kitlesel tepkiler gösteriyoruz.

İslam dünyası ülkelerinde, otoriter popülist dilin/söylemin hakim olduğu toplumlarda, bir türlü İslami farkındalık oluşturulamıyor. Otoriter popülist dil-yaklaşım, tekdüze hayatlar oluşturuyor. Tekdüze hayatlar, paketlenmiş, ambalajlanmış düşüncelerle sürdürülüyor. Toplumlarımızda İslami farkındalık oluşturulamadığı için, İslami özgürleşme mücadelesi hiç bir şekilde gündeme getirilemiyor. Toplumlarımızda maddi konularda-koşullarda kimi iyileşmeler ve değişimler yaşanırkan, niteliksel/yapısal hiç bir değişim yaşanmıyor. Sürekli olarak büyük başarılar kazandığımızı söylerken, gerçek durumumuzu değerlendiremiyoruz. İslami dikkat ve farkındalık, gerçek dünyaya, gerçek koşullara eleştirel anlamda nüfuz etmekle başlar.

İslam dünyası toplumları, sorgulayıcı bilince, düşünümsel bilince yabancılaştıkları günden bu yana, ideolojik baskılar ve şiddet yoluyla sürdürülen modern-seküler entelektüel tahakküm karşısında, kolonyal entelektüel tahayyülün sınırlarını aşma iradesini gösteremiyor. Bu sınırları aşmak üzere sistematik çalışmalar yapılmıyor. 1492-1914 yılları arasında Batı dünyası yeni bir kültür ve uygarlık anlayışıyla dünyanın yüzde seksenine yakın bir bölümünü ele geçirirken, biz Müslümanlar, içe-geçmişe, maneviyata, sezgisel alana kapanarak, dünya ile, tarih ile, akıl ve bilgi ile, bütün bir varoluş dünyası ile temasımızı büyük ölçüde kaybettik. Daha doğru bir ifade ile, toplumlarımız, bu açıklanması mümkün olmayan, gerekçelendirilmesi mümkün olmayan tercihleriyle, bilinçsizliği seçtiler.

BAĞIMSIZ İRADE KAYBI

Geçmişte yaşanan ağır sorunları, sapmaları, inhirafları bilmek istemeyen, bu inhirafları yeni bir değerlendirmeye tabi tutmayan bir zihniyet, bu sorunları ve inhirafları çoğaltarak-biriktirerek günümüze taşımıştır. Günümüzde, bu sorunlar ve inhiraflar, geçmişten intikal ettiği için, dini çevrelerde büyük bir ihtiram ve ilgi ile yaşatılabiliyor. Toplumlarımız, düşünce-tefekkür-taakkul-özeleştiri yoksunluğu sebebiyle, kendi kendilerini var olmaktan alıkoyuyor. Taklit ve itaat yaklaşımının neden olduğu düşüncesizlik sebebiyle, yüksek niteliklerden uzaklaşan toplumlarımız, bugün hâlen bu yapısal zaaflarını bağnazca sürdürüyor; düşüncesizliğin kendilerini muhteşem-eşsiz bir bağıştan yoksun bıraktığını fark edemiyor. Geçmişi uzatmaya devam ettiğimiz için, yeni zamanlar bulmakta, bağımsız yeni bir vizyon üretmekte zorlanıyoruz.

Keşif ve ilham yoluyla edinilen bilgiyi kurumsallaştıran, bilgi üretmek için düşünsel ve akli çabalara ihtiyaç duymayan bir gelenek ve dünya, Amerikan yerelliğinin ve bayağılığının çok sefil bir materyalizm şeklinde küreselleşmesi karşısında, sapkın bir uygarlığın zalimlikleri karşısında bağımsız bir irade ortaya koyamıyor. Bilgi üretmek için düşünsel ve akli çabaya ihtiyaç duymayan İslam dünyasının gelenekçi toplumları, 16ncı yüzyıldan itibaren Batılı seküler bilgi dünyasının kontrolü altına girdiler. Bizler Müslümanlar olarak kendi gerçekliğimizle yüzleşmekten ısrarla kaçındığımız için, hamaset öyküleri anlatmaya devam edebiliyoruz. Bugünün/şimdinin gerçekliğine hitap edebilecek, şimdi/bugün için anlamlı olabilecek içerik-sistem-yöntem üretemediğimiz takdirde, İslami bir değişimden söz edemeyiz. Kendi zaaflarımızdan kaynaklanan sorunlar ile bize dayatılan sorunları birbirine karıştırmamalıyız.

Günümüzde, İslam toplumlarında her tür iktidar (politik-dini-ekonomik vb), kitlelerin yetersizliğinden, bilinçsizliğinden, kültürsüzlüğünden yararlanarak, bu yetersizlikleri sonuna kadar istismar ederek kendilerini devam ettirebiliyor. Bu nedenledir ki, bu yetersizlikler sebebiyle, Batılı paradigmaların hükümranlığı karşısında düşünsel-kültürel-entelektüel bağımsızlığın kazanılması doğrultusunda ciddi bir ilerleme kaydedilemiyor.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...