Ramazan Deveci Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar....

Ölümü sanıyorum en fazla yakınlarımızın ölümlerinde hissediyoruz. Yüreğimize düşen acı ile.

Ramazan Deveci  Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar....
Ramazan Deveci  Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar.... Zehra

Ölüm, insanın ahirete gidiş yolculuğu, hayatın en büyük hakikati.

Ölüm insanoğlunu en çok ürküten, en çok korkutan ve en çok üzen gerçek. Bazı ölümler var ki insanı gururlandırır. Şehit ölümü böyledir. Şehitlerimizin yakınları haklı bir gurur yaşıyorlar, yaşamalılar. Bu gururla birlikte ölümün hüznünü yaşamamak insan olarak mümkün değil.  Allah şehitlerin gerçekte ölmediklerini ve diri olduklarını ilan ediyor. Bizler de iman ediyoruz. Şehitler hayatları ile ve ölümleri ile tevhide şahitlik eden insanlardır. Gerçek şehitlerin ölümlerinin hayata nasıl bir bereket olarak yansıdığını en açık şekilde Gazze şehitlerinde gördük.

Ölüm; etrafımızda her gün her an yüzlerce, binlerce insanın öldüğüne şahit olduğumuz ama gerekli dersi bir türlü çıkaramadığımız bir büyük olay. Her gün birilerinin öldüğünü duyar camilerden salalar dinleriz. Ölen kimmiş der sorarız etrafımızdakilere, bir rahmet okur ve dil alışkanlığı ile  “Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz” der geçeriz.  Etrafımızdaki ölümler hep başkasının ölümü gibi geliyor bize. Sanki sıra hiç bize gelmeyecek, sanki biz hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki ölüm gelip bir gün bizi de yakalayacak. Ölümü sanıyorum en fazla yakınlarımızın ölümlerinde hissediyoruz. Yüreğimize düşen acı ile.

Acımızı kalbimize ölümüzü toprağa gömüyoruz. Ve belli bir zaman sonra acılarımız hafifleyerek yine ölümü unutarak ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam ediyoruz. Bazen ölümü yaklaşan insanların ölümü hissettiğini duyarız. Ya da bazen kimi olaylar yaşarız ki ölümü gerçekten hissederiz.

Şöyle bir olay dinlemiştim bir hacı arkadaşımdan: ‘‘İslâhiye’nin Tandır köyüne bir düğüne gitmiş.   Düğüne iki köyün muhtarı gelmişler. Muhtarlardan A köyünün muhtarı ikindi namazına giderken kendisi hoca olan hacı arkadaşıma Peygamberimizin kaç yaşında öldüğünü sormuş. Hocam 63 yaşında demiş. A köyünün muhtarı o zaman benim vaktim tamam oldu demiş. Ben diyor çok önemsemedim ve ben, imam, muhtar, müezzin ikindi namazını kıldık camiden çıktık. Muhtar bir daha sordu Peygamberimiz kaç yaşında öldü diye, ben tekrar 63 yaşında dedim. Muhtar bu sefer benim vaktim ve saatim doldu dedi. Hoca yine önemsememiş tabi. Muhtar ben adama vaktim ve saatim doldu diyorum adam dinlemiyor bile demiş. Hocam diyor ki bu ara sepetli bir motosiklet geldi. Muhtar ona bindi ve bizimle vedalaştı köyüne gitmek için. On dakika geçmedi Kabaklar köyünden biri geldi düğüne aşağıda dedi bir motor kazası olmuş şoför dedi bayağı yaralı, ama diğerinde hiçbir şey yok. Ben dedim ki şoföre bir şey olmaz ama muhtar ölür. Nereden biliyorsun dediler kendi söyledi dedim. Muhtarın vaktim doldu sözü artık aklımdan çıkmıyordu. Ve on dakika geçmedi muhtarın öldüğü sözü köye ulaştı. Herkes bana bakıyordu öleceğini nereden bildin der gibi. Ben ise diyor hocam muhtarın ölümünü bu kadar yakın nasıl olup da hissettiğini düşünüyordum.’’

Ölümü hissetmek gerçekten önemli bir duygu. Ben bu duyguyu bundan yıllar önce rüyamda yaşamıştım.  Rüyamda doktora gidiyorum. Doktor gözüme bakarak bana sen kansersin diyor. Bir anda iliklerime kadar ürperdiğimi hissediyorum. Rabbim diyorum kendi kendime ölümden korkmayacağımı zannediyordum, ölümden korkuyorum galiba. O günler Bosna cihadının gündemde olduğu günler. Nasıl olsa fazla bir günüm kalmadı bari Bosna’ya gideyim de belki şehit olarak ölürüm diyorum. Sonra çocuklarım geliyor gözümün önüne Allah’ım diyorum onlar daha çok küçük belki üç beş sene daha yaşarım onlara daha rahat edecekleri bir ortam hazırlamaya çalışayım gibi karmaşık duygular içerisinde ama ölümü iliklerime kadar hissetmiş bir şekilde ter içinde uyanıyorum. Yaşadıklarımın rüya olduğunu görünce Allah’a hamd ediyorum.

Ölüm deyince bir de Hz. Fatıma’nın ölüm karşısındaki tavrı gelir aklıma. Babasının yani Peygamberimizin ölümü karşısındaki hüznü, kendi ölümü karşısındaki sevinci insanüstü bir şeydir. Babasının ölümü karşısında ölene kadar altı ay boyunca Medinelilerin tahammül edemeyeceği bir hüzün yaşamıştır Hz. Fatıma. Kendi ölümüne ise bir bayram sevinci ile hazırlanmış süslenmiştir Hz. Fatıma. Bir annenin ölürken böylesine sevinç yaşamasını anlamakta zorlanmışımdır. Anlamakta çok zorlanırım; ama Hz. Fatıma’nın özel kişiliği ile kendime izah edebilirim ancak. Hz. Fatıma böyle biridir işte babasının ölümüne altı ay ağlar, kendi ölümüne ise sevinçle gider.

Hz. Fatıma’nın durumu ahirette imanın ufuk noktasıdır. Ahireti görüyormuşçasına inanan biri ancak ölüme böylesine sevinçle bayrama hazırlanır gibi hazırlık yapar. Babası ile ahiret hayatında buluşacağından o kadar emindir ki Hz. Fatıma zerre miktarı şüphesi yoktur. İşte Hz. Fatıma gibi bir imanla ahirete hazırlanmak gerekiyor.

Not: Bu yazı yazarın ‘Vahiy Işığında İman ve Namaz’ isimli kitabından alıntılanmıştır...

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...